ÖZGÜRLÜK,

Bağımsızlık Gibi


İshak KOÇ


Ana akım sinemada doğrudan siyonizm karşıtı herhangi bir yapım, proje, unsur görülmez. Aksine mütemadiyen artan holokost filmleri, kesif siyonizm propagandası, Yahudi yardakçılığına dönük komediler alıp başını yürür. İstisnai olarak Yahudi zulmünü anlatan Batı Şeria menşeli yapımlara rastlanır ki onlar da son derece kıt imkânlarla, daha doğrusu imkânsızlık içinde yapılan, çoğu zaman dışarıda tamamlanan yapıtlardır. Doğal olarak belli siyasi ideolojiyi berkitir. Yani Batı Şeria’da hâkim olan algıyı, işgal altında olmanın psikolojisi yanında Gazze’de olan bitene zıt bakışı yansıtır. Neredeyse Filistinli her yönetmenin yapımlarında görüleceği üzere İslami olarak nitelenen örgütlenmelere yönelik bir sataşma, ironi ya da antipati mevcuttur. Denebilir ki onun da istisnası Farah Nabulsi filmleridir. 2020 çıkışlı kısa filmi The Present / Hediye direniş içinde Allah’ın hediyesi kız çocuklarının rolünü, kadınların önemini... İyi ki onlar vardır.

Hayaller, hayatlar, arzular, eylemler ve düşünceler abluka altındadır. Evet, Gazze Şeridinde... Ancak Gazze gibi Batı Şeria da abluka altındadır. Hangi görüşten olursa olsun oradakiler de Gazze kadar özgürlüğe tutkundur. Kısmen özerklik verilenler hariç, insanlar tepelerine çöreklenen kara bulutları, içinde yaşadıkları zulüm iklimini parçalayıp dağıtmak ister. Yazık ki Oslo’dan sonra Ramallah yönetimi, kazanım addettiği yorgunluğu kaybetmemek adına teslimiyetçi davranır. Üstelik bunu direnişçilere diş bileyerek, kontrol noktalarından geçiş için ellerine tutuşturulan izin belgelerine tav olarak, Yahudi’yle birlikte yaşamanın mümkün olduğuna inanarak yapar.

Uluslararası ilişkiler de iç ve dış ticaret de sanat ve sinema da Batı Şeria’da döner. Filistin’in daha gelişmiş bir bölgesi olduğu için değil; Yahudi gaspı dolayısıyla alan ve mekân yoksunluğundan… Yani zaruret ve mecburiyet dolayısıyla sanat, ticaret, spor yahut kültürel herhangi bir göstergeye yaslanmak iktiza eder. Zira Filistin halkı için varlığı ibraz edecek, kökleşikliği berkitecek, alternatif bir halk değil de toprağın, mekânın, memleketin asıl sahibi olduğunu gösterecek ögeler gereklidir. Sadece dış dünyaya dair tanıtım amacı güdüldüğünü söylemek pek hafif kalır; aidiyetin bir belgesi olarak sinemanın, tiyatronun, müziğin, sporun kallavi örnekleri, gerek Batı Şeria’da işgal altında yaşayanlarda gerekse muhtelif ülkelere dağılmış Filistinlilerde görünür olmak zorundadır. Böylece sınır tanımaz gaspçıların neleri bastırdığı, başka toplumlar için dahi nasıl tehdit oluşturdukları, âdeta tüm dünyanın kanını emdikleri ama bunun sadece Filistin toprakları üzerinde somutlaştığı anlaşılır. Yahut da akıl ve vicdan konforu bozulmasın için dünya halkları pek bilinen gerçeği görmezden gelmeye, bebek çığlıklarını dahi duymamaya, göstergelerin olumlu olumsuz her çeşidine göz yummaya devam eder. Hani orantısız bombardıman için gerekçe olarak birilerinin terörize edilişi kullanılır ve sanki “Rahat dursanız bu hâllerden hiçbiri başınıza gelmezdi” dermiş gibi yapılır ya, doğrusu bu fazlaca göze battığı için şahit olanın canını acıtacak hakikatin inkârıdır. Zira ne Gazze bugün ablukaya alınır ne Batı Şeria yeniden işgal edilir ne Doğu Kudüs şimdi tacize uğrar. 1917’de İngiliz işgaline uğrayan Filistin toprakları, 1948’de Yahudilere bırakılır; teatral Altıgün Savaşları neticesinde Gazze 1967’de Mısır himayesinden, Doğu Kudüs ve Batı Şeria Ürdün’den, Golan Tepeleri Suriye’den alınıp siyonistlere verilir. Filistin topraklarının sair bölgelerinden hiç çekilmeyen Yahudi, İkinci İntifada’dan sonra (2005) Gazze Şeridi’ni terk etmek zorunda bırakılır. Zira Gazze, elan görüldüğü üzere direnişi üstlenip yüzyılın baş belasına meydan okuyabilen bir yapı oluşturmayı başarır. Bunun ödülü, tüm dünyanın birlikte uykuya yattığı siyonizme müstenit görmezden gelinmektir! Yalnızlıktır. İhanete uğramaktır.

Nabulsi’nin kısa filmi Hediye, coğrafyaya dair uzun şeyler anlatır. Nitekim dışarda atlar kişnemekte, kuşlar cıvıldamaktaysa, hele bir de çocuk sesi varsa hayat devam etmektedir. Bunlar yaşam belirtisi oluşunun yanında geleceğe dair umudu da diri tutar. Zira her şeyden çok umuda ihtiyaç duyulsa gerektir. Mütemadiyen sabra, kutsal bir inada, direniş iştiyakına ama en çok umuda... Salah Bekrî’nin yanı sıra Mariam Kanj, Mariam Basha gibi oyuncular, belki kısa ama ikna edici oyunculuklarıyla göz doldurur. Kasvetli iç mekân görüntüsü, ortamı eşya kalabalığı dolayısıyla daha da kaotikleştirir. Aslında eşya biriktirmekten de değil; bir şekilde odalara tıkıştırılmış eşyalara ev küçük gelir. Hep öyledir zaten; bu dünyada fazla kalmayacağını düşünen insanların, geniş konutlara lüks eşyalar yığmak gibi bir derdi olmaz. Öyle dertler kendini fazla özgür hisseden, sınırsızlığı hayatın her alanına uygulamak isteyen insanlara özgüdür.

Filistin halkı bugün nasıl geleneksel Yahudi gaspının mağduruysa dünya halkları da küresel siyonizmin mağdurudur. Hassasiyet taşıyan her kalp, Batı Şeria topraklarını çevreleyen duvarlara toslar gibi Yahudi besleyen iş birlikçilerin katılığına çarpıp kırılır. Filistin dert etmek şöyle dursun, gayrimeşru Yahudi oluşumunu besleyen otoritelerin etekleri kırık kalplerle doludur. Gelecek nesillere, İsrailsiz bir dünya hediye etmek umudu insanı hayatta tutar. Evet, şüphesiz böylesi, dünyanın en anlamlı hediyesi olur.

Orijinal İsmi:

The Present

Süre:

24 dk

Tür:

Dram/Kısa

Yönetmen:

Farah Nabulsi

Senarist:

Farah Nabulsi, Hind Shoufani

Yapım:

2020, Filistin