ÖTELERDEN GELEN ESİNTİ


Ayşe Betül BALIKÇI
Yalova İl Müftü Yardımcısı

Mayıs ayının ortalarına gelmiştik. Bu sene bahar, pek erken geleceğe benzemiyordu. Hava hâlâ soğuk gidiyordu. Serin ve yağmurlu bir gün, iş çıkışı telefonum çaldı. Kutsal beldeye gitme müjdesiydi bu. Nasip olursa irşat görevlisi olarak hacca gidecek, hem hacılara rehberlik yapacak hem de hacı olacaktım. İlk anda ne hissedeceğimi bilemedim. Sonra derin bir mutluluk kapladı yüreğimi. Mutlulukla beraber bir kaygı ve keder de düştü gönlüme. Acaba hac yolculuğu öncesi maddi manevi açıdan neydi durumum? Ömrüm kısa bir film şeridi gibi geçti gözümün önünden. İyisi kötüsüyle, sevabı günahıyla bir hayat muhasebesi yapmaya başladım birden. Mübarek beldede Rabbime el açıp dua edecektim, selim bir kalp, içten gelen bir tövbe ile O’nun huzuruna varabilmekti amacım. İç dünyamda fırtınalar koparken bedenim sanki çocukluğuna dönmüştü. Bayramlığını giymiş, şeker yeme sevincini yaşayan bir çocuk gibi kalbim sevinçle atıyordu. Yürümüyor, sanki koşuyordum. Yemek aklıma gelmiyor, bitmek bilmeyen bir heyecan içinde şevkle koşturuyor, hac hazırlıklarımı tamamlamaya çalışıyordum. Aklım hep toplu yapılacak tavaflarda, dualardaydı. Görevimi en güzel biçimde yapabilmek adına Rabbime niyaz ediyor, kendimi şimdiden Kâbe’ye ve Peygamberimin ziyaretine hazırlamaya çalışıyordum. Mebrur bir hac için eş dost ile helalleşip dualar istiyordum. Aklımda bu düşünceler dolaşırken bir yandan da merak ediyordum, acaba hacda kimlerle yolum kesişecek, hep anlatılan o müstesna hac arkadaşlıklarından bana da nasip olacak mı diye. Arafat vakfesinde eller duaya açıldığında, o anda kiminle omuz omuza Rabbime niyaz edecektim.
İlahi bir neşe idi bu hissettiklerim. Anlatılamaz, ancak yaşanır bir tecrübe. Ruhun elest bezminden beri hasret çektiği manevi atmosfere az da olsa kavuşma ümidiydi belki. Ben bu yoğun ve coşkun duygularımla hemhâl olurken günler hızlıca geçiverdi de çok şükür bu heyecan içinde vahyin kalbine ulaştık, ilk umremizi gerçekleştirdik. Artık heyecanım her geçen gün artıyor, yaklaşan hac günlerini sabırsızlıkla bekliyordum. Arafat, Müzdelife, şeytan taşlama ilk defa deneyimleyeceğim büyük bir merak ve büyük bir vuslat olarak beni heyecanlandırıyordu. Mekke’deki günlerimiz çok hızlı geçiyordu sanki. Ben ise günler hiç geçmese, Kâbe’de biraz daha biraz daha kalsam diye arzu ediyordum. Mekke’de iken Kâbe’nin yanından ayrılmak istemiyor, daha ayrılmadan veda edecek olmanın hüznüyle gözyaşı döküyordum. Sadece bende değildi tabii ki bu hüzünler ve duygular. Hacılarımız da büyük bir heyecan içinde bu kutsal günleri bekliyorlardı. Fakat kafilemizdeki bir beyefendi bu mukaddes günlere kavuşamadı. İkinci umremizi yaptıktan kısa bir süre sonra Zilhicce ayının ilk günü Mekke’de otel odasında Rabbine kavuştu. Geride hüzünlü, gözü yaşlı ama kalbi ve dili Allah’ın emrine teslim bir eş bırakarak. Cenazeyi sabah namazı sonrasında öğrendim. Aklıma kafilemizde bulunan oldukça hasta ve yaşlılarımız geldi. Ama ölüm, beklenmeyen orta yaşlarda olan bir hacı adayını seçmişti. İlahi takdir gerçekleşmiş ve hacı olamadan yatağında ruhunu teslim etmişti. İlk andan itibaren merhumun kıymetli eşi ile teşriki mesaimiz oldu. Hanımefendinin sükûneti, sabrı, bütün grubu derinden etkiledi. Merhumun vefatıyla bütün kafile, sabrın, Allah’tan gelen emre teslimiyetin örneğini canlı olarak yaşadı. Mübarek beldede eşini kaybetmeyi, Rabbinin bir lütfu olarak görmesine şahit olduk. Gözünden yaşlar akarken Türkiye’deki evlatlarını sakinleştirmeye çalışıyordu. Kendisini arayan eş, dost, akrabasına teselliler veriyor, kaç kişiye nasip olur mübarek beldede vefat etmek, milyonlarca kişi tarafından cenaze namazı kılınmak, diyordu. Beklenmeyen ani ölüm, kolay değildi tabii. Sevdiğin, hayatını paylaştığın, beraber hac yolculuğuna çıktığın, duanda eksik etmediğin eşini kaybetmek daha da zordu. Ama Allah’tan başka hiçbir şey baki değildi ki! İnsan, bir gün ansızın bu dünyaya veda edecekti. Mademki bir gün herkes ölecek, o hâlde bu ölüm Mekke’de olduysa O’ndan gelene itiraz hiç olur muydu?
Kafile olarak merhuma ve geride kalan eşine hayır dualar ediyor, hatimler, Yasinler okuyor bir nebze de olsa acısını paylaşmaya çalışıyorduk. Bu acı, merhumun eşi ile olan hac arkadaşlığımızı daha da derinleştirdi. Hac arkadaşı olmayı bizlere nasip eden Rabbim kalplerimizi de birleştirmişti. Sanki uzun yıllardır birbirimizi tanıyormuşçasına arkadaş ve refik olduk. Yoğun irşat görevimden artakalan zamanlarda hep beraber vakit geçirdik. Acılar da hüzünler de paylaşıldıkça, insan yüreğine dokunan bir arkadaş ile hasbihâl ettikçe bir nebze azalıyor. Ve insan acısını daha kolay kabullenip hayata tutunabiliyordu. Günler böylece akıp geçti. Allah nasip etti sonunda biz de hacı olduk. Milyonlarca hacı arasında, o hanımefendi de benim hac refikim oldu. Anladım ki hac da hacdaki arkadaş da nasipten ibaret…