“Yârenler sordı bana (ki) ne gördün
Hikâyet eyle bize sen ki gördün
Bu medhi çün hakınca dinlemişdüm
Aluban hem bilemce gizlemişdüm
Sunuvirdüm okurlardı işitdüm
Muhabbet şavkı düşdi bir ah itdüm”
Ahmed Fakîh tarafından telif edilen Kitâbu Evsâf-ı Mesâcidi’ş-Şerîfe adlı eserden iktibas edilen yukarıdaki kısımdan müellifin, hac seyahatnamesini memleketine dönünce hacca gidemeyen arkadaşlarının talebi üzerine kaleme aldığı anlaşılmaktadır. 15. yüzyılın başlarında vefat ettiği sanılan Ahmed Fakîh’in bu eseri, elimizdeki hac seyahatnamelerinin en eskisidir. Eserde, Anadolu Türkçesinin özelliklerini taşıyan sade ve kişisel bir üslup kullanılmıştır.
Bir grup arkadaşı ile muhtemelen memleketi olarak bilinen Konya’dan hacca giden Ahmed Fakîh, Anadolu şehirlerinden geçerek Şam’a, oradan da Kudüs’e gelir. Kudüs’ü çok beğenen şair, arkadaşlarından bir kısmı ile Kudüs’te iki ay kalır. Kudüs’ten sonra Fakîh’in kervanı, Halîlürrahman’a gider. İbrahim, İshak, Yakup ve bu peygamberlerin eşlerini ve Yusuf peygamberin kabirlerini ziyaret ettikten sonra otuz beş günde Mekke’ye ulaşır. Hac görevini yerine getirdikten sonra Fakîh, Mekke’den Şam hac kervanı ile ayrılır ve on günde Medine’ye ulaşır. Üç gün Medine’de kaldıktan ve oradaki kutsal yerleri ziyaret ettikten sonra Şam’a doğru yola çıkar. Ahmed Fakîh, hac yolculuğu sırasında uğradığı bu mukaddes şehirlerdeki kutsal yerlerle ilgili izlenim, bilgi ve görüşlerini de anlatır. Gezdiği yerleri dikkatle seyretmiş, gördüğü yapıların kaç kapısı olduğunu, kubbelerini, sütunlarını, merdiven basamaklarını saymış, enlerini boylarını adımlayarak ölçmüştür. Betimlemelerini canlı bir üslupla yapan Fakîh, arkadaşlarına da oraları görmelerini salık vermiştir. Okuyucunun kutsal yerleri ziyaret etme arzusunun neşet edeceğine olan inancını şöyle dile getirmiştir:
“İşit imdi sana vasfın diyeyin
İşidicek çü dirsin ben gideyin”
Hac yolculuklarını konu edinen seyahatnameler, genellikle âlimler ve devlet adamları tarafından telif edilmişlerdir. Kaleme alınış sebepleri, müelliflerin inanç, eğitim ve bakış açılarına göre çeşitlilik arz etse de en temelde hayır dua almak amacıyla yazılmışlardır. Müstakbel hacılara yardım ve haccın ifası konusunda rehberlik etme gayesi taşıyan seyahatnameler, hac güzergâhı ve güzergâhın mevcut durumu hakkında ayrıntılı bilgiler de sunmuşlardır. Bu kutsal yolculukta hacıların edindikleri tecrübe ve izlenimler, sonraki hacı adaylarının kutsal yerleri bulabilmesi ve hac görevlerini doğru ve ağırbaşlı bir biçimde yerine getirebilmeleri gibi pratik amaçlarla kimisinde günü gününe, kimisinde de yolculuk sonrasında kayıt altına alınmıştır.
“Eyledi ol Pâdişâh-ı Zü’l-Celâl
Sadr-i der-Kâ‘be-i bezm-ü visâl
Ey ki olan Kâ‘be içün rû-be-râh
Bil ne ise şartını bî-iştibâh”
Yukarıda yapılan alıntıda, 17. yüzyıl şairi Moralı Bahtî haccın önemine vurgu yaparak hacca gitmek üzere yola düşenlerin haccın şartlarını bilmesinin gerekliliği ile başlamıştır Manzûme fî-Menâsiki’l-Hacc adlı eserini anlatmaya. Bu eser, Osmanlı Türkçesi ile manzum olarak kaleme alınan menâsik-i hacların en ayrıntılı ve en tanınmışıdır. Eserin kaleme alınış̧ gerekçesi ise şöyle ifade edilmiştir:
“Çünkü fütûh ola sana bâb-ı hac
Dinle nedir diyeyin âdâb-ı hac
Vaz‘ı kadem eyledügün yerde hep
Menâsikin şartudur anda edeb”
Haccın şartlarının yanı sıra edebinin de bilinmesi için telif ettiğini belirttiği eserde Moralı Bahtî, Arapça ve Farsça alıntılara da yer vermiştir. Hacca gitmediği hâlde, hacca gidenlerin anlattıklarından içinde büyük bir hacca gitme isteği oluşması sonucunda yazdığını belirttiği eserinde, 15. yüzyıl Fars şairi Molla Câmî veya Muhyî’nin Fütûhu’l-harameyn adlı eserine referansla hacca gidenlerin kaleme aldığı eserlerden faydalandığını eklemiştir.
Morali Bahtî tarafından kaleme alınan Manzûme fî-Menâsiki’l-Hacc adlı eser, Süleymaniye Kütüphanesi Aşir Efendi Bölümü’nde kayıtlıdır. Eserin tamamı 770 beyitten oluşmaktadır. Kitapta haccın farziyetinden, haram aylardan, umreden, haccın şartlarından, hac çeşitlerinden, haccı ihlal edenlerin karşılaştıkları cezalardan, Mekke-i Mükerreme, Ravza-i Mutahhara’nın özelliklerinden, Arafat’tan, Mekke’nin yakınlarındaki birtakım dağlardan, yerleşim yerlerinden, hacıların ihrama girdikleri mikât bölgelerinden, Safa ve Merve tepelerinden, Merve’deki çarşılardan bahsedilmektedir. Kitabın bazı sayfalarında hacda okunacak dualar bulunmaktadır. Çalışmanın son üç sayfası ise hakkında metin içerisinde Kudüs ve el-Halil kentlerinde bulunan Harem-i Şeriflerin resimleri ile “na‘al-i şerîf” olarak adlandırılan Hz. Peygamber’in ayakkabıları resmedilmiştir. Mekke ve Medine’nin yanı sıra Kudüs ve el-Halil kentlerinde bulunan kutsal mekânların renkli tasvirlerine de yer vermesi bakımından tasvir ettiği mekânları topoğrafyaları ile belgelemekle birlikte, bu anlamda diğer hac seyahatnamelerinden ayrılmaktadır.
18. yüzyılda Damadzâde Mehmed Murad Efendi -ki eserde en-Nakşibendî el-Murâdî olarak zikredilmiştir- tarafından telif edilen Nebzetü’l-Menâsik adlı eser, haccın usulüne göre nasıl eda edileceğini anlatan menâsik-i hacc niteliğindedir. Eser ilmî nitelikte bir hac rehberidir. El-Murâdî eserinde, haccın farz, vacip, sünnet, mendûb, mekruh, haram olan kurallarını ve adabını detaylı bir şekilde çeşitli hadis ve fıkıh eserlerine referansla zikretmiştir. Hatta eserin sonuna eklenen Kudüs bahsinde fezâilnâme ve tarih kitaplarına da başvurmuştur. Eserin metni Osmanlı Türkçesi, metnin izah ve kaynakları sayfa kenarlarında Arapça derkenar notları hâlinde yazılmıştır. Eseri diğer menâsik-i hacclardan ayıran bu derkenar notları müellifçe “haşiye” olarak addedilmiştir. Örneğin, yaptığı izah ve şerhlerin hadisler bahsinde Buhârî-i Şerîf, Şerh-i Kastalânî’ye, fıkhi konularda Hidâye ve Şerh-i Ekmel ve İbn-i Humâm ve Kuhistânî-i Kebîr ve Zeylâ’î ve Mültekâ ve Şerh-i Mültekâ li’l-Vahdetî ve Şerh-i Lübâbü’l-Menâsik li-‘Aliyyi’l-Kârî adlı eserlerden yararlanmıştır. Bunun yanı sıra diğer pek çok hac menâsikinden ayrı olarak, Nebzetü’l-Menâsik isimli bu eserde Mekke, Medine’nin yanı sıra Kudüs-i Şerif ile el-Halil’de bulunan ibadetgâhlar ile çeşitli makam ve türbeler ziyaret sırasına göre anlatılmış ve buralarda okunacak dualara da yer verilmiştir.
Netice itibarıyla denilebilir ki burada bazı örneklerine yer verilen hac seyahatnameleri, hem kaleme alındıkları dönemlerde hem de istinsah edilen nüshaları da dikkate alındığında sonraki dönemlerde Müslüman toplumlarda hac literatürünün gelişmesine ve yaygınlaşmasına önemli katkılarda bulunmuşlardır. Bu bağlamda, hac seyahatnamelerini kültür taşıyıcıları arasında tasvir etmek yerinde olacaktır.
Tarihte bu ay neler oldu?
Ayasofya’da ilk cuma namazı kılındı.
(1 Haziran 1453)
Hilmi Ziya Ülken vefat etti. (5 Haziran 1974)
Cahit Zarifoğlu vefat etti. (7 Haziran 1987)
Sultanahmet Camii ibadete açıldı.
(9 Haziran 1617)
Cengiz Aytmatov vefat etti. (10 Haziran 2008)
İlk kan nakli gerçekleştirildi. (12 Haziran 1667)
Soyadı Kanunu kabul edildi. (21 Haziran 1934)
Çocuk Esirgeme Kurumu kuruldu.
(30 Haziran 1921)