OSMANLIDA
İMAMLARIN EĞİTİMİ

Eyüp DEMİR

Emm kökünden gelen imam kelimesi, “bir şeye yönelmek, öne geçmek, ordu komutanı, halife, devlet başkanı,cemaatle kılınan namaza önderlik eden kimse” gibi çok geniş ve zengin anlamlar ihtiva etmektedir. Çoğulu eimmedir.
Osmanlı Devleti’nde imamlar devletin en küçük idari birimi olan mahalle ve köylerin yöneticisi konumundaydılar. Doğum, ölüm, nikâh, kira ve satış kontratı, ikamet gibi birçok resmî işlemde görev icra etmekteydiler. Hatta “tabur imamlığı” müessesesi aracılığıyla askerî teşkilat içerisinde modern askeri itaat ve disiplin anlayışının yerleşmesinde de önemli ve daimi bir işlevi yerine getirmekteydiler. (Mehmet Beşikçi, “Askeri Modernleşme, Askeri Disiplin ve Din: Düzenli Kitle Orduları Çağında Osmanlı Ordusu’nda Tabur İmamları”, Akademik İncelemeler Dergisi c. 11, S.1)
Camide hutbe okuyan ve bu vazife ile görevli kişilere hatip denir. Hatip kelimesinin çoğulu ise hutebadır.
Osmanlı Devleti’nde imam yetiştirme sistemi, İslam dininin korunması ve yayılması, toplumun dinî konularda bilgilendirilmesi ve ahlaki değerlerin yerleşmesi açısından büyük önem taşıyordu. Medreseler ve diğer eğitim kurumları sayesinde yetişen imamlar, hem din adamı hem de toplum önderi olarak önemli bir role sahiptiler. Osmanlıda imam olmak isteyen bir kişi, öncelikle sıbyan mekteplerinde temel eğitimi alır, ardından iptidai medreselerde daha derinlemesine dinî bilgiler edinirdi. Akabinde medreselerde uzun yıllar süren bir eğitim sonucunda fıkıh, tefsir, hadis gibi alanlarda uzmanlaşır, müderrislerin gözetiminde çeşitli icazetler alırdı. Bu süreç sonunda yetişen kişiler; cami imamlığı, müezzinlik, hatiplik gibi din görevlerine atanabilirlerdi.
Osmanlıda imamların hizmetleri genel olarak şu şekilde sıralanabilir:
• Cami hizmetleri: Namaz kıldırmak, hutbe okumak, dinî törenleri yönetmek gibi temel görevlerin yanı sıra cemaate dinî konularda bilgi vermek, cemaatin sorunlarına çözüm bulmak gibi görevleri de üstlenirlerdi.
• Toplumsal hizmetler: İmamlar, köylerde ve kasabalarda halkın sorunlarıyla ilgilenir, anlaşmazlıkları çözmeye çalışır, eğitime katkı sağlar ve dinî konularda danışmanlık yaparlardı.
• Devlet hizmetleri: Bazı imamlar, kadılık, müftülük gibi önemli devlet görevlerinde de bulunurlardı.
19. yüzyıl tüm dünyada olduğu gibi Osmanlı Devleti’nde de çok fazla değişimin olduğu bir dönemdir. Bu değişimlerden birisi de imam yetiştirme sistemidir. Bununla ilgili ilk olarak evkaf müfettişi Hüseyin Tevfik Efendi’nin menşe-i eimme ve hutebanın açılmasının gerekliliğine dair nezarete yazdığı 21 Cemaziyelahir 1299 (10 Mayıs 1882) tarihli tezkire çok önemlidir. Hüseyin Tevfik Paşa bu tezkirede mealen, İstanbul’un her noktasında pek çok cami ve mescit olduğunu, insanların burada üzerlerine farz olan namazı eda ettiğini ancak bunun yanında insanların üzerine namazın ahkâmını bilmenin vacip, tecvit üzere kıraat-ı Kur’aniyeyi bilmenin farz olduğunu belirtmiş, eskiye oranla şeyh’ül-kurraların vazifelerini yeterince yapmadıklarından dolayı artık yeteri kadar eimme ve huteba yetişmediğinden dem vurmuştur. Hüseyin Tevfik Paşa, bu tezkirede imam ve hatip yetiştirme mekanizmasının neden bozulduğunu, bunu düzeltmek için ne tür çalışmalar yapılması gerektiğini, menşe-i eimme ve huteba okulların nerede kurulacağını, burada ne gibi derslerin okutulacağını, muallimlere ne kadar maaş verilmesi gerektiğini detaylıca açıklamıştır. (BOA, [İ . DH]. No: 865, Gömlek no: 69189-2)
Tevfik Efendi’nin yukarıda saydığı mantıklı gerekçeleri zamanın evkaf nazırı Asım Mehmed Paşa da kabul etmiştir. Nazır Efendi, 10 Mayıs 1882 tarihinde başvekâlete yazdığı resmî yazıda Tevfik Efendi’nin bahsettiği tarzda bir okulun açılmasının gerekli olduğunu belirtmiştir. (BOA, İ. DH, No: 865, Gömlek no: 69189-1) Nazır Efendi, 10 Ekim 1882 tarihinde ise dönemin Sadrazamı Said Paşa saraya yazdığı tezkirede yukarıda belirtilen gerekçeleri özet bir şekilde padişaha arz etmiştir. Dönemin padişahı II. Abdülhamit 4 Kasım 1882 tarihinde yazılan bir derkenarda bu haklı teklifi kabul etmiştir. Derkenarda mealen: “Aciz kölenizin arzıdır ki. Yüce elinizden başvekâlete ulaşmış olan bu tezkire padişahın görüşlerine sunulmuş ve istenilen işin gereği hususunun yapılması için padişah efendimiz izin vermiştir.” yazılıdır. (BOA, [İ . DH]. No: 865, Gömlek no: 69189-2)
Gerekli yazışmalar yapılıp artık okul kurulması için izinler alındıktan sonra uygun yerler aranmaya başlanmıştı. Eimme ve huteba okulu için Fatih ve Şehzadebaşı Camii yakınlarında bulunan darülkurralar ile Üsküdar’da uygun yerler aranmaktaydı. Toplamda üç okul açılması planlanıyordu. Fakat Fatih’te Evkaf Nezareti tarafından tespit edilen yerler hakkında bazı problemler çıktığı ve bu sorunun ortadan kalkması için başvekâletin devreye girdiği görülmektedir. (BOA, MF.MKT. No: 80, Gömlek no: 20) Tezkireye göre eimme ve huteba okulunun kurulması için istenen binalardan birinin daha önceleri rüştiye olarak kullanılsa da o zamanda iptidaiye olarak kullanıldığı ve Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırıldığı; diğer mektebin ise eski Şeyhülislam Sa’di Efendi tarafında inşa edildiği fakat Fatih’in yaptırdığı binanın sadece sıbyan mektebi olarak kullanılması gerektiğine dair vakıf şartı olduğu ve bunun değiştirilemeyeceği ve eimme ve huteba için başka mahallerde bina aranması gerektiğine dair bilgiler vardır. (BOA, [MF.MKT]. No: 80, Gömlek no: 24) Uzun süren yazışmalardan sonra nihayet eimme ve huteba okulunun açıldığı 15 Kasım 1882 tarihli Tercüman-ı Hakikat Gazetesi’nde ilan edilmiştir. “Mühim Bir Islah” adlı ilan altında okulların Fatih Camii, Şehzade civarında Molla Hüsrev Camii yanındaki darülkurralar ve Üsküdar’da münasip bir yerde açıldığı belirtiliyordu. (“Mühim Bir Islah”, Tercümân-ı Hakîkat, 4 Muharrem 1300/15 Kasım 1882)
Kısaca arşiv belgeleri ışığında; bu okullara Kur’an-ı Kerim ezberleyen ve hatim eden on beş yaşını geçenler devam edecek, haftada iki gün ders verilecek ve okul üç yıl sürecek, öğrencilere her yıl, reîsü’l-kurra, ders vekili, evkaf müfettişi ve huzur dersi verenler tarafından sınav yapılacak, sınavı kazananlar üst sınıfa geçecek, üç yılı bitirenler ise şehadetname alacaktır. Şehadetname almayanlar ve bu okula devam etmeyenlere görev verilmeyecek, okulda sarftan kafiye sonuna kadar Arapça, kıraat, hat ve imla dersleri verilecek, ders veren muallimlerin maaşı ayda 150 kuruş olacak, kömür ve diğer masraflar için 50 kuruş harcanacak, öğretmen maaşı ve okul masrafları ayda 500 kuruş olacak, üç şube için bu masraf ayda 1500 kuruş olacak, bu masraf ise hazine ve evkaf bütçesinden karşılanacak ve bu okul evkaf nezaretine bağlı olacaktı. (Necati Dögüş, “Osmanlı Devleti’nde Açılan İlk İmam Hatip Okulu: Menşe-i Eimme ve Huteba”, Diyanet İlmî Dergi, 58/2)
Yukarıda verilen bilgilere rağmen eimme ve huteba okullarının gerçek manada bir okul mu yoksa bir kurs mu olduğu kesinlik kazanmamıştır. Bu okulun okul mu yoksa kurs mu olduğu kaç öğrencisi olduğu, verilen derslerin bir kurs olarak değerlendirileceği de belirtilmektedir. Yine bu kurumun herkese hitap etmediği ve sadece üzerlerinde imamet ve hitabet ciheti bulunanlar için yani ileride imam ve hatiplik yapacak kişilere özel bir okul gibi olduğu görülmektedir. Bu dönemde herkes için imam hatip okulu yoktur. Sonuç olarak denilebilir ki menşe-i eimme ve huteba sadece cihet sahibi çocuklar için geçerlidir.
Eimme ve huteba okullarında eğitim gören mahalle imamlarının bazı hususlarda “şer ve nizama ters” hâllerde olduklarına dair şikâyetler devam etmiş ve açılmasından yaklaşık 5 yıl sonra 23 Şubat 1888 tarihinde bu okullar kapatılmıştır. 1913 yılında imam ve hatip yetiştirmek üzere tekrar “ıslâh-ı medâris” programı çerçevesinde medresetü’l-eimme ve’l-hutabâ adıyla bir okul daha açılmıştır. Fakat 3 Mart 1924 tarih ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun 2. maddesine göre kanunun yayınlanmasından on üç gün sonra Maarif Vekâletinin neşrettiği bir genelge ile bütün medreseler kapatılmıştır. Daha sonraki dönemde imam ve hatip yetiştirme görevini Şer‘iyye ve Evkaf Vekâleti sürdürmüştür.
Tarihte
bu ay neler oldu?
İbn Rüşd vefat etti.
(11 Aralık 1198)
İmam Gazali vefat etti.
(19 Aralık 1111)
Radyum elementi keşfedildi.
(21 Aralık 1898)
Kanun-i Esasi kabul edildi.
(23 Aralık 1876)
Sarıkamış Harekâtı başladı.
(22 Aralık 1914)
Mehmet Akif Ersoy vefat etti.
(27 Aralık 1936)