Eyüp DEMİR
Layiha; Arapça "levh" kökünden gelmektedir ve “bir madde veya dava hakkında tafsîlât ve îzâhâtı ve müdâfaâtı hâvî makâmât-ı resmiye ve muhâkim-i nizâmiyeden birine takdim edilen varaka” anlamındadır. (Kamus-i Osmani; “layiha” mad., s. 288) TDK sözlüğüne göre herhangi bir konu üzerine görüş ve düşünceleri ifade eden yazılara layiha adı verilir. Istılah manasına göre ise layiha, Osmanlı bürokrasisinde herhangi bir konu veya kurum hakkında hazırlanan rapor veya taslak türü belgeye verilen isimdir. Türk tarihinde devlet adamları veya ulema tarafından bu tarzda çok fazla eser kaleme alınmıştır. Bunların çoğu hükümdara takdim edilmiştir. İçerikleri yaşanan dönemin siyasi olaylarına ve devlet adamlarının yönetim anlayışına ışık tuttuğu için layihalar önemli tarihî kaynaklardır. Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’i ve Nizamülmülk’ün Siyasetname’si bu konudaki ilk ve en önemli eserlerdendir.
Rapor yazma geleneği Osmanlı Devleti’nin son dönemlerine kadar sürdürülmüş fakat her dönemde layiha ve risalelerin içerikleri farklılık göstermiştir. Osmanlı Devleti’nde dört çeşit layiha türü vardır. Birinci sınıfa giren layiha türleri, devlet kademelerinde veya yönetiminde var olan sorunları çözmek için yazılmış bir nevi ıslahat belgeleridir. İkinci tür, memuriyet veya teftiş sonrasında tespit edilen sorunların kaleme alındığı layihalardır. Üçüncü tür, herhangi bir mesele hakkında görüş bildirilen ve yönetime sunulan layihalardır. Dördüncü tür ise çıkarılacak bir kanun veya yapılacak bir değişikliğin sebeplerini izah maksadıyla kaleme alınan layihalardır. (Osmanlı Belgelerinin Dili (Diplomatik), Mübahat S. Kütükoğlu. İstanbul: Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı, 1998. s.335-337)
En fazla bilinen layihalar Koçi Bey tarafından yazılan, Osmanlı İmparatorluğunun duraklama döneminde, yönetimde var olan sorunları tespit etmek ve devlet yapısındaki değişiklikleri gözlemlemek amacıyla dönemin Osmanlı padişahları IV. Murat ve I. İbrahim’e sunulan risalelerdir. XVII. yüzyılda Osmanlı Devleti o eski parlak günlerini arar hâle gelmiş, ülkede yaşanan iç isyanlar, savaşlardaki mağlubiyetler ve devlet kurumlarındaki bozulmalar gittikçe artmıştır. Bu nedenle devlet sürekli güç kaybetmeye başlamıştır. Sorunların temeline inmek ve var olan sorunları ortadan kaldırmak için Koçi Bey dışında; Kâtip Çelebi, Lütfi Paşa, Gelibolulu Mustafa Âlî, Kâtip Çelebi, Aynî Ali Efendi ve diğer devlet adamlarına da raporlar hazırlattırılmıştır.
Layiha denilince akla ilk gelen isim olan Koçi Bey’dir. Onun hayatına dair çok fazla bilgi bulunmasa da kendisi saray içerisinde çeşitli görevler yapmış özellikle de padişah IV. Murat’ın güven ve saygısını kazanmıştır. Bu saygı ve güvenden dolayı dönemin padişahları IV. Murat ve I. İbrahim kendisine ülke yönetimindeki sorunların tespiti için bir rapor yazma görevi vermiştir. “Koçi Bey Risalesi” olarak bilinen bu raporlarda XVII. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin idari, askerî, sosyal ve mali krizlerinin sebepleriyle ilgili açıklamalara yer verilmektedir. Bu raporlar, devletin yaşadığı problemleri aktarması ve bu problemlere karşı çözümler sunması nedeniyle günümüzde de önemli tarihî kaynaklarımızdan biridir. Koçi Bey’in yazdığı bu risaleler, idare alanındaki yenilikler için yapılan ilk çalışmalardan olması nedeniyle de önemlidir.
Osmanlı Devleti’nde devletin içinde bulunduğu kötü durumdan kurtarmak ve sorunları ortadan kaldırmak için layiha yazan devlet adamlarından biri de Kâtip Çelebi’dir. Kâtip Çelebi, raporlarını Düstûrü’l-amel li-ıslâhi’l-halel adlı eserinde toplamıştır. Kâtip Çelebi, diğer ıslahat yazarlarından farklı olarak devlet yönetimi ve yönetim felsefesine bu eserinde temas etmiş devlet yönetiminde fikir ve zihniyet değişikliğini savunmuştur. Kâtip Çelebi’nin devlet yönetimine dair fikirlerinin özeti niteliğinde olan eser üç bölümden oluşmaktadır. Kâtip Çelebi mukaddimede İbni Haldun’a benzer bir görüş ile cemiyetlerin ömrünün; gelişme duraklama ve gerileme olarak üç aşamadan oluştuğunu söylemiştir. Fakat bazı tedbirler alınarak bu aşamaların uzatılabileceğini belirtmiştir. Kâtip Çelebi, eserinin birinci bölümünde, toplum yapısını oluşturan ulema, asker, tüccar ve reayanın durumu hakkında bilgiler vermiş, ikinci bölümde ordunun durumuyla ilgili önerilerde bulunmuş, üçüncü bölümde ise devlet hazinesinin durumu, harcamalar vs. hakkındaki detaylara değinmiştir. Osmanlı Devleti tarihinde çok önemli olan bu risale ve risalede yer alan tedbir ve çareler Kâtip Çelebi’den sonra gelen ıslahat yazarları tarafından da benimsenmiştir. Özellikle Köprülü Mehmet Paşa Dönemi’nde Kâtip Çelebi’nin risalesinde yer alan önerilerin uygulandığını görmekteyiz. (DİA, 10/50-51)
Bir başka layiha yazarı da III. Selim’e sunduğu layiha ile tanınan Abdullah Efendi’dir. İlmiye sınıfından olan Abdullah Efendi, devlet teşkilatının daha iyi duruma gelmesi için çabalamış, III. Selim tarafından kendisine bir layiha yazdırılmıştır. Abdullah Efendi’nin bu layihası dokuz bent ve bir hatimeden oluşmaktadır. Abdullah Efendi, lahiyasında askerî, ilmî, mali ve idari konulardaki tespit ve tekliflerine detaylı bir şekilde yer vermektedir. Abdullah Efendi’nin bu eseri hem kendi zamanında hem de sonraki dönemlerde devlet adamları tarafından önemli sayılmış ve uygulanmaya çalışılmıştır. (DİA, 1/52-56) Koca Yusuf Paşa da I. Abdülhamit ve III. Selim Dönemlerinde sadrazamlık yapmış önemli bir devlet adamıdır. O da III. Selim’in kendisinden nizam-ı devlete dair layihalar istediği devlet adamlarından biridir. Onun yazdığı layiha genel olarak ordu düzeni hakkındadır. Fakat bu layihada anlaşılmıştır ki Koca Yusuf Paşa Avrupa’daki askerî gelişmelerden habersiz ve bu konu hakkında yeteri kadar bilgiye sahip biri değildir. Hatta savaş esiri olarak getirdiği kişilerle askere talim yaptırması onun Avrupa’daki gelişmeler hakkında ne kadar az bilgiye sahip olduğunun göstergesidir. (DİA, 44/23-35).
Osmanlı sadrazamlarından olan Lütfi Paşa da devlet yönetimiyle ilgili bir risale yazmış ve adına Âsafnâme ismini vermiştir. Lütfi Paşa sadarete geldiğinde devlet yönetiminin karışık olduğunu, eski dönemlerden farklı uygulamaların yapıldığını, bu yüzden de haleflerine faydalı olmak için bu risaleyi yazdığını söylemektedir. Risale, giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, yönetime gelişini ve daha önceki hizmetlerini anlatmıştır. Birinci bölümde sadrazamların özelliklerinden, padişah, devlet erkânı ve halkla ilişkilerinden; ikinci bölümde karada ve denizde yapılan seferlerin öneminden; üçüncü bölümde hazine idaresi ve emeklilikten; dördüncü bölümde ise halkın maddi ve manevi olarak korunması gerektiğinden bahsetmiştir. Lütfi Paşa’nın kaleme aldığı bu eser, sadrazamlık gibi yüksek mevkide bulunan bir kişinin fikir ve tecrübelerini aktarması nedeniyle önemlidir ve sonraki dönemde de üzerinde oldukça durulmuştur. (DİA, 3/71-74)
Gelibolulu Mustafa Âlî’nin Nüshatü’s Selâtin adındaki eseri siyasetname tarzında yazılmış bir başka layiha örneğidir. Gelibolulu Mustafa Âlî, bu eserde dönemin siyasi ve sosyal gelişmelerini ortaya koyarak yaşamı ve çalışmaları hakkında önemli bilgiler vermiştir. Dört bölümden oluşan eserin ön sözünde, hükümdarların devlet idaresi sırasında mutlaka yerine getirmesi gerekenlere, birinci bölümde yönetim usullerine, ikinci bölümde kanuna aykırı yapılan işlere, üçüncü bölümde devletin bu olaylar karşısındaki zafiyetine, dördüncü bölümde ise kendi hayatı ve yaşadığı sıkıntılara dair bilgilere yer vermiştir. Mustafa Âlî’nin bu çalışması layiha türü eserler içinde çok önemlidir. Çünkü bu tarz çalışmalar yapan müellifler örnek olarak geçmiş döneme vurgu yaparken Mustafa Âlî eserinde ortaya koyduğu örnekleri kendi zamanından seçmiştir.
Aziz Efendi de 1630’da Kânûn-nâme-i Sultânî li-Azîz Efendi adlı risalesinde merkez ordusundaki yeniçeri ve kapı kulu sipahilerinde ortaya çıkan bozulmalara, vezirlik makamı ile ilgili düzenlemelere, Kürt beyleriyle ilgili iyileştirmelere, sahte seyyidler ve askerlerin vergiye tabi olmaları gerektiğine dair bilgilere yer vermiş, devlet yönetimi hakkında eleştiri ve tavsiyelerde bulunmuştur. (Songül Çolak, "Aziz Efendi’nin Risalesine Göre 17. Yüzyılda Osmanlı Merkez Ordusunun Durumu", History Studies, Volume 2/2, 2010, s.101)
Dürrî Mehmed Efendi, Nuhbetü’l-emel fî tenkîhi’l-fesâdi ve’l-halel adlı eserinde devlet yönetimindeki bozukluklara çare aramaya çalışmıştır. Eseri, bir mukaddime, yedi bölüm ve hatimeden oluşmaktadır. Yazar, mukaddimede devletin bozulma nedenini, yöneticilerin rehavetine ve Allah’ın takdirine bağlamaktadır. Birinci bölümde hazine harcamalarında iktisada önem verilmemesinden, ikinci bölümde askeriye için gereksiz harcamalar yapıldığından, üçüncü bölümde Anadolu ve Rumeli’deki yolların korunması ve düzenlenmesi gerektiğinden, dördüncü bölümde ağır vergiler nedeniyle köylünün toprağını terk edip kasaba ve şehirlere yerleştiğinden, beşinci bölümde vergi düzenindeki adaletsizlikten, altıncı bölümde ihtiyaç fazlası harcamaların kısılması gerektiğinden, yedinci bölümde eyalet askerlerinin düzeninin bozulduğundan, hatime kısmında ise bu risaleyi kaleme alma sebebinden bahsetmiştir. Görüldüğü gibi bu risale çok fazla konuyu kapsayan ve dönemin sorunlarını yansıtan önemli bir rapordur. (Ali İbrahim Savaş, “Layiha Geleneği İçinde XVIII. Yüzyıl Osmanlı Islahat Projelerindeki Tespit ve Teklifler”, Bilig, 1999, 9, s.92-96)
Özellikle XVII. yüzyılda devlet yapısında var olan bozulmaları ortadan kaldırmak için yapılan bu tür çalışmalar maalesef başarıya ulaşmamıştır. Bu başarısızlığın temeli, problemlerin bilinmesine rağmen bu problemlere karşı ortak bir politika izlenmemesidir. Osmanlı Devleti yöneticileri bu dönemde devletin altın çağı olarak da bilinen “Kanûn-ı Kadim”e tekrar ulaşmak için çok fazla çaba sarf etmişler fakat bir padişahın başlattığı ıslahatları bir sonraki padişah devam ettirmemiştir. Ya da devlet erkânı içerisindeki bazı gruplar (askeriye, ilmiye vs.) bu hareketlere karşı olmuşlardır. Bir başka başarısızlık nedeni de altın çağa ulaşmak için o dönemin uygulamalarını tekrar yönetimde aktif hâle getirmek isteyen yöneticilerin, Avrupa’da özellikle XVI. yüzyıldan sonraki gelişmeleri dikkate almamalarıdır.
Tarihte bu ay neler oldu?
Kandilli Rasathanesi kuruldu. (01 Temmuz 1911)
Nurettin Topçu vefat etti. (10 Temmuz 1975)
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü açıldı.
(03 Temmuz 1988)
Türk Dil Kurumu kuruldu. (12 Temmuz 1932)
FETÖ terör örgütünün darbe girişimi bastırıldı.
(15 Temmuz 2016)
TÜBİTAK kuruldu. (17 Temmuz 1963)
Diyanet TV yayın hayatına başladı.
(19 Temmuz 2012)
Halil İnalcık vefat etti. (25 Temmuz 2016)