ORTA ATLASTAKİ MAVİ PENCERE
Rümeysa OĞUZ
Aile, insanın hayattaki ilk durağıdır. Geçmişe dönüşü, hatıralarının başlangıcı, karakterinin oluşumu, gülümsemeleri, hüzünleri, acıları, anıları… Hepsinin miladı ailesidir. Bu sebeple kendini inşa eden insan, ailesinden aldığı yapı taşları üzerine kurar binayı. Farkında olarak ya da olmadan bu çatıda gördüğüyle şekillenir. Değerleri, kıymetleri, sevdikleri, hassasiyetleri hep bu zamanın iz düşümüdür aslında.
Ahsen Dalca Korkutan’ın kaleme aldığı Orta Atlastaki Mavi Pencere kitabı, ilk gençlik çağındaki muhatap kitlesine aileyi anlatıyor. Anlatırken dikte etmekten uzak dili ve sürükleyici kurgusuyla bir çocuğun gözünden eskiye götürüyor okuyucularını. Küçük bir kız çocuğunun “gurbet” denilen bir yere yolculuğuyla başlıyor kitap. Kâh yüzümüzü güldüren kâh burnumuzun direğini sızlatan hikâye boyunca kıymetlerimizi, aile olmanın önemini, farklılıklara rağmen biz olmanın gerekliliğini ve dostluğu en derinlerimizde hissediyoruz.
Kitabımızın kahramanı İpek’le büyük bir şehirden hiç bilmediğimiz bir köye taşınıyor, bambaşka bir kültürü önce onunla yadsıyor sonra birlikte kanıksıyoruz. İnsanın yadırgadıklarına nasıl sarıldığına onunla birlikte şahit oluyor, yaratılışı ile alışmaya meyyal olan insanın bambaşka ortamları nasıl kabullendiğini deneyimliyoruz.
Kitap boyunca küçük bir kızın gurbette yaşadıklarına şahitlik ederken bir yandan da bizi biz yapan değerlerin güzelliğini fark ediyoruz. Gurbetin zorluğunun bayram kavuşmaları ile nasıl tatlı bir heyecana dönüştüğünü görüyor, aile bağlarının ve akrabalığın insanı motive eden ne büyük dinamikler olduğunu hatırlıyoruz.
Öte yandan başlarda yabancı gelen bir kültüre uyum sağlanmasıyla ve kurdukları dostluklarla, İpek ve ailesinin yapayalnız başladıkları gurbet macerasında, koca bir aileye dönüşmelerini izliyoruz. Komşuluğun, arkadaşlığın önemini anımsayarak eski günlerden kalma siyah beyaz bir fotoğraf albümüne bakar lezzetle okuyoruz kitabı.
Hasılı, Orta Atlastaki Mavi Pencere, haritada hiç bilmediği bir yere giden küçük bir kızın gözünden “biz” olmanın kıymetini anımsatıyor evvela. Hem çocuklara hem de biz büyüklere özlemenin ne denli etkileyici bir duygu olduğunu anlatıyor. Ardından da güzel kavuşmalarla biz’liğin önemini vurguluyor. Hiç yitirmememiz gereken en önemli kıymetimizi, “aile” oluşumuzu hatırlatıyor.
Bütün bunları tertemiz bir dille okuyucuya aktaran yazar, berrak zihinlerini korumaya çalıştığımız çocuklarımıza harika bir imkân sunuyor. Hem ne okuyorlar endişesinden uzak çocuklarımıza sunabileceğimiz hem de kıymetlerimizi eğlenerek öğrendiklerinden emin olacağımız bu kitap, bir aile sıcaklığında çocuklarımızla kucaklaşmayı bekliyor.