ONLARA
ZORLUK YOKTUR
Mustafa MEHMETOĞLU
DİYK Uzman Yardımcısı

Kur’an-ı Kerim’de emredilen hususlardan biri, Allah yolunda cihat etmektir. Bireysel olarak cihattan mazeretsiz bir şekilde yüz çevirmek yadırganmıştır. Bununla birlikte insanoğlunun sahip olduğu birtakım engeller, cihat gibi önemli bir vazifeye katılmamak için meşru mazeretlerin başında kabul edilmiştir. Ayet-i kerimede görme ya da ortopedik engeli bulunan kimselerin yahut hasta olanların cihada katılmamasına verilen müsaade yer almaktadır.

“Harac” kelimesi Kur’an-ı Kerim’de “sıkıntı, zorluk, zorlama, güçlük” anlamlarında kullanılmıştır. Bu kelimenin geçtiği yerlerde bir zorluğun ve sıkıntının olmadığı belirtilmektedir. Öncelikle şunu açıklamak gerekir ki Kur’an’da çeşitli vesilelerle zikredilen, görme engelliye, yürüme engelliye ve hastalara herhangi bir zorluğun olmaması, onların dünya hayatında hiçbir zorlukla karşılaşmadıkları ya da karşılaşmayacaklarını beyan etmek manasında değildir. Bu ifadeler, esasında hükümlerde gözetilmesi gereken bir prensip ve sosyal hayatta Müslümanların onlara karşı takınması gereken tavırlarda bigâne kalamayacakları hususlar olarak karşılık bulmaktadır. Başka bir ifadeyle zımnen, “Engelli bireylere karşı her türlü kolaylığı sağlayın.” manası taşımaktadır.

İslam dininin, Müslümanlara sunduğu temel ilkelerden biri de kolaylık prensibidir. Dinimiz, kolaylığı ve kolaylaştırmayı emretmiş, insanların zorluk ve çaresizlik gibi durumlarla baş başa bırakılmasını tasvip etmemiştir. Dolayısıyla hem fert hem de toplum olarak engellilere karşı sorumluluk sahibi olduğumuzun farkına varmalıyız. Onlara zorluk çıkaran kişiler değil, hayatlarına kolaylıklar sunan kimseler olmalıyız. Nitekim Allah Resulü (s.a.s.), “Âmâya rehberlik etmen, sağır ve dilsize anlayacakları bir şekilde anlatman, ihtiyacı olanın hacetini tedarik etmesi için bildiğin yere delalet etmen, derman arayan dertliye yardım için koşuşturman, koluna girip güçsüze yardım etmen, konuşmakta güçlük çekenin meramını ifade edivermen, bütün bunlar sadaka çeşitlerindendir.” (İbn Hanbel, Müsned, V, 154.) buyurmuştur. Yine Efendimiz (s.a.s.), herhangi bir engelliye yapılacak saygısızlığı, kötülüğü ve ona çıkarılacak zorluğu kınamış, âmânın yoluna engel olanları, onları yoldan saptıranları, kasten yanlış yola yönlendirenleri Allah’ın rahmetinden uzak kimseler içerisinde değerlendirmiştir (İbn Hanbel, Müsned, I, 217, 309, 317).

Bizim bunlara ilaveten engelli kardeşlerimize hangi suretle kolaylık sağlayabileceğimize gelinecek olursa bu minvalde şunlar söylenebilir:

• Engelli bireylere en önemli motivasyon, destek sağlayacak olan kaynak dindir. Dolayısıyla farklı engel gruplarına yönelik gerekli materyaller ve hizmet alanları oluşturularak engellilerin dinî bilgiye ulaşmaları noktasında onlara destek olmalıyız.

• Hayatın -olumlu yöndeki- her türlü imkânlarından faydalanabilmeyi engellilere de tanımalı, hayatın güzelliklerinden istifade etmeleri noktasında onlara yardımcı olmalıyız.

• Gerektiği kadarıyla özel eğitim ve din eğitimi almalarının yolunu açmalıyız.

• Engellilerin varlığından hiç kimse rahatsızlık duymamalı, onlara karşı anlayış hiçbir zaman kaybolmamalıdır. Bunun için bizler de tüm gayretimizi sarf etmeliyiz.

• Engellilere gösterilen ilgi, alaka ve onlara yapılan iyilikler esnasında en çok dikkat edilmesi gereken şey; kaş yapayım derken göz çıkarmamak yani onların rencide olmalarına, kendilerini aciz ve eksik görmelerine sebep olacak şekilde hareket etmemektir. Bu konuda dikkatli olmak başlıca vazifelerimizdendir.

• En önemlisi Allah katında asıl engelliliğin, fiziki yönden eksikliklerin olmadığı insanların manevi yetilerini yitirmesi olduğunun bilincinde olunmalıdır.

• Son olarak engellilere karşı hoşgörü, güler yüz, anlayış, şefkat ve merhametle iletişime geçilmelidir. Onları hor görmek, aşağılamak, dışlamak, küçümsemek, onlara karşı duyarsız kalmak gibi olumsuz tavırlar içerisinde olmanın insani ve ahlaki olmadığının farkına varılmalıdır.

Dinimiz, insanlar arasında dışa yansıyan hiçbir hususta ayrım yapmamıştır. Engelli olan kimse de imanı ve takvasıyla dışarıdan sağlam ve sıhhatli gözüken pek çok kimseden daha hayırlı kabul edilmiştir. Çünkü İslam’da esas olan iman, salih amel, ahlak ve takvadır. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) mesajlarında da bunu açıkça görmek mümkündür. O, “Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, lakin sizin kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 285, 539.) buyurarak asıl meselenin halis niyet ve salih amel olduğuna işaret etmiş, “Sizin en hayırlınız ahlakı en güzel olanınızdır.” (Buhari, Edeb, 38.) buyurarak da insanı insan yapan temel hususun güzel ahlak olacağına temas etmiştir. Allah’ın izniyle cennete ulaşmanın yahut cehennemden azat olmanın yolu da ele aldığımız ayetten de anlaşılacağı üzere bu esaslardan yani özetle iyilik ve takvadan geçmektedir.