ÖMRÜMÜZ ARİFE AKIBETİMİZ BAYRAM OLSUN
Allah mekânlar içinde müstesna mekânlar, zamanlar içinde de müstesna zamanlar var etmiştir. Zaman, hem Kur’an’da hem de hadislerde önemine işaret edilen konulardan biridir. Allah’ın kitabında hususen bir sureye (Asr suresi) isim olmuş, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) hadislerinde ise değeri ancak kaybedildikten sonra bilinen iki şeyden biri olarak zikredilmiştir. (Buhârî, Rikâk, 1) Bu da bize göstermektedir ki zamanı iyi değerlendirmek, zamanın kıymetini bilmekle özellikle istisnai zaman dilimlerine önem vermekle olur. Bunlardan biri de arife günüdür.
Kurban Bayramı’ndan bir gün öncesine yani Zilhicce ayının 9. gününe mahsus olan “arife” tabiri, Türkçede Ramazan Bayramı’ndan bir gün öncesi için de kullanılmaktadır. Bunun gibi, belli gün ve bayramlardan bir gün öncesine veya önemli bir olay ya da olayların cereyan ettiği bir dönemden önceki günlere de Türkçede “arife” denmektedir.
Hz. Peygamber (s.a.s.), zilhicce ayının dokuzuncu günü ile ilgili olarak “Arife günü tutulan orucun geçmiş ve gelecek birer yıllık günahları bağışlayacağı Allah’tan umulur.” (Müslim, Sıyâm, 196-197) buyurmuştur. Bu da âdeta arifesiyle birlikte oruç tutarak Ramazan Bayramı’nı karşılayan müminlerin bir başka bayramı olan Kurban Bayramı’nı da oruçla misafir etmesi gibidir. Maide suresinin 3. ayetinde geçen “… Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslamiyet’i beğendim…” ifadesinin de Veda Haccı sırasında yani zilhiccenin dokuzuncu günü olan arife günü vahyedildiğine dair rivayetler bulunmaktadır. Bu sebeple Allah’ın razı olduğu tek dinin tamamlanması insanlık için büyük bir hadisedir ve bu hadisenin devamının bayram olması da manidardır.
Teşrik tekbirlerinin arife günü başlaması da ayrı bir hikmeti ve inceliği barındırır içinde. Bayramlar neşenin, mutluluğun, müminlerin kendi aralarında hatta tüm mahlukatla kurdukları iletişimin müstesna günleridir. Allah’ın büyüklüğünü ikrar ile bayrama başlamak mümin bir kul için bayramla beraber ayrı bir sevinç kaynağı olacaktır. Bu hayır şelalesi akıp dururken ondan istifade etmenin anahtarı, huzura durulduğu her vakitte “Allahu ekber” cümlesidir. Bu âdeta sadece bedenin değil, ruhların da bu mutluluğa ortak olması demektir.
Arife o kadar önemlidir ki bizim için, her önemli olayın öncesini “arife” diye isimlendirmişizdir. Bir Müslüman’ın misafir karşılamasından daha çok misafiri nasıl karşıladığı önemlidir. Misafirin nasıl karşılanacağı da o gelmeden önce yapılan hazırlıklarla yakından ilgilidir. Bir işin öncesi o işe anlam katan en önemli unsurdur aslında. Mesela abdest namazın arifesidir. Abdestsiz kılınan namaz kabul olmaz. Ezan namaz için harekete geçmenin ve vaktin arifesidir. Sahur, orucun iftar da teravihin arifesidir. Kulun Rabbine en yakın olduğu anda nasıl bir bilinç ve duygu içerisinde olacağını belirleyecek şeylerden biri de vücuduna alacağı gıdasıdır hiç şüphesiz. Recep ve şaban aylarını da üç ayların hitamı olan ramazanın arifesi sayabiliriz. Haccın arifesi ise vakfesidir. Vakfeyle haccı tamam olur müminin. Dünya da ahiretin arifesidir. Sonsuz hayatını dünya arifesiyle kazanır veya kaybedersin. Zekâtın arefesini ise mümin kulun sa’y-ü gayreti oluşturur. Böylelikle mümin, hayatının tümünde arifeyi yaşar. Onu tamam ederse de akıbeti bayram olur.
Arifesiyle tüm hazırlıklarını yapmış olan Müslüman’ın iki bayramı vardır. Ramazan ve Kurban Bayramı. Her iki bayram da hicretin 2. yılından itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Arapçada -ve tabii ki eski Türkçede bayram, “iyd” kelimesiyle ifade edilir. Bu kelime köken olarak “lütuf, tekrar dönüş ve keder” anlamlarına gelir (İslam Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yay., “Bayram”, c.V, s.257). Bu, mümin tarafından ortaya konan emeğin ona daha büyük bir lütuf olarak geri dönmesi demektir. Evet, bayramlar hem bireysel hem de toplumsal olarak büyük bir neşe ve aynı zamanda ilham kaynağıdır. Sevinç ve mutluluk sebebidir çünkü kişi Yaradan tarafından ödüllendirilmiştir. İlham kaynağıdır çünkü bir insan için tartışmasız en yüce makam olan kulluğuna motivasyon vesilesidir. İlhamını bayramdan alan Müslüman, yaptığı güzel ahlaki davranışların Allah tarafından ödüllendirileceğini bilerek ortaya koyduğu salih amellerle dünyasını bayrama çevirme gayretine girer. Ve bilir ki böyle davranmakla ahiretini bayram yapar. Aslında gerçek bayram ahiret bayramıdır. Bu dünyada ibadetlerin ve tüm güzel davranışlarının karşılığı olan cennetin insanın önüne konulduğu gün, bayramların en güzelidir şüphesiz.
Nicedir İslam ümmetinin, neşesine neşe katacak bayramlar idrak edemediği de bir gerçektir. İslam ülkelerinin birçoğunda devam edegelen savaşlar, akan kanlar, ağıt yakan analar, öksüz ve yetim kalan yavrularla sarsılan ruhumuz bayramları bayram gibi yaşamaya hasret kalmıştır. Yukarıda “iyd” kelimesinin anlamlarından birinin “keder” olduğunu söylemiştik. Bugün bayramdan bize kalan da keder olmuştur sanki. Bedenimizle var olduğumuz bayram günlerini ruhumuza da ortak etmek çağımız Müslüman’ı için en büyük hedeflerden birisidir. Bu hedefe ulaşabilmek de sanırım bayram günleri mümin kardeşinin sevincine ortak olunduğu gibi onun acısında da yanında olup, acısını paylaşmak ve derdine ortaklıkla mümkün olacaktır. Bu duygudaşlık, içinde yaşadığımız dünyada Müslümanların arifesidir. Sonrasını bayrama çevirmek buna bağlıdır.