NİNİ GÖRME
Ayşe ÜÜNÜVAR
Eskidendi, eskimeyen zamanlardan, dağların dağlara kavuştuğu, insanın insanı anladığı, yürekçe konuşulduğu zamanlardan… Aile olmak; sevmek, kucaklamak ve toplumsal düzenin devamına ilişkin türlü kaygılar gütmek demektir. Türk toplumunda aile, toplumun her kesiminden de destek görür ve onanır. Aile yapısı gelenek, görenek, örf, âdet ve törelerle geleceğe aktarılır ki yeni nesiller tarafından devam ettirilebilsin. Yeni nesli temsil edecek çocuklar, çeşitli geleneklerin içine doğarlar. Bebeklikten itibaren bilinç dünyaları bu âdetlerle donanır ve gelenek hâline gelerek devam ettirilir. Bebeğin doğar doğmaz karşılaştığı geleneklerden biridir “nini görme” geleneğimiz.
Nini kelimesinin, “ninni” kelimesine dair söylendiği ve yöreye göre değiştiği düşünülmektedir. (Nini/ninni/nenni. Nini görmek, bebek görmek derdi babaannem.) Ninni, bebeğin uyutulabilmesi için sade dille söylenen bir çeşit türküdür ve mâniye benzer dörtlüklerden oluşur. Divan-ü Lügati’t Türk’te de “balubalu” olarak geçen ninnilerimiz; bebeklerin özlerine, gözlerine, yüzlerine seslenen içten türküler, cici maniler, mutlandıran şiirlerdir. “Ninni bebek ninni, güzel uyu, güzel büyü”, “Ninni diyelim ninni!” ile başlayan manilerle büyür çocuklar. Buna bir de nini görme geleneği eşlik eder: “Falancanın ninnisini gördünüz mü?”, “Neye ihtiyacı varmış nininin/bebeğin?”, “Maşallah, maşallah yeni gelinin ay yüzlü bir ninisi olmuş!”, “Allah hayırlı evlat eylesin!”, “Biz de gidelim görelim niniyi, bir göz boncuğu iğneleyelim kundağına, bir hayır dua edelim.”, “Gidin görün tabii, kırkı çıkmış gayrı”…
Bebeğin doğumunun üzerinden kırk gün geçmeden anne başka eve gitmez, bebeği götürmez ve bebek evde yalnız bırakılmaz. Konu komşu, hısım akrabadan da kimse yeni doğan bebeğin evine gitmezdi. Doğumun üzerinden kırk gün geçtiğinde ise “kırk çıkarma” gerçekleşirdi. Annenin lohusalığı biter bitmez bebeği kırklamak gerekirdi. Bu âdete “kırk banyosu” da denilir kimi yörelerimizde. Bebek, kırk banyosunu yapar yapmaz sosyalleşmek maksatlı dışarıya çıkarılabilme lüksünü de kazanır. Ailenin büyüklerinden ağzı dualı bir kadın tarafından bebeğin banyosu yaptırılır. Bebeğin sağlıklı büyümesi gelecekte anne babasına hayırlı bir evlat olması için dualar edilir. Salih bir mümin olarak büyümesi için niyazda bulunulurdu. Bebek bu su ile yıkanırken “Su aşağı, boyu yukarı” derler kırklamaya katılanlar. Ya da “Su gibi uzun olsun ömrü.” derler hep bir ağızdan ve hayır dua ederler. Kırk suyu, hem annenin hem de bebeğin başından döküldükten sonra kırk çıkmış veya kırklanılmış olur. Kırk çıkarma işlemi bitince bebeğe de anneye de yeni ve güzel kıyafetler giydirilir. Böylece kırk çıkarılmış bebek de anne de bebeği görmeye gelecekler için hazırlanmış, buyur kapısı açılmış olur. Nini görme geleneği böylece başlar; bebek kız ise pembe, kırmızı kıyafetler alınırken erkek ise mavi ve yeşil renkler tercih edilir. Nini/bebek kundaklara sarılır, beşiğe ya da karyolaya yatırılır. Kimin gönlünden ne koptuysa kimin bütçesi neye yetmişse ona göre hediyelerle beşiğin başı, karyolanın başlığı, bebeğin kundağı veya bebe yastığı doldurulur. Özellikle hısım akraba ve uzaktan kan bağı olanlar, altın asarlar beşiğin başına. Ya da kundağın içine para sıkıştırırlar. O beşik, o kundak, o karyola ve o bebe yastığı günlerce rengârenk hediyelerle dolar taşar ve “Kısmetli bebekmiş.” denilir…
Kapı çalınır, nini görmeye geldik müsaade var mı, denilir. Ev sahibinin büyükleri “Buyurun, buyurun; misafir başımız üstüne.” diyerek gelenleri bebeğin odasına buyur ederler. Gelenler, “Maşallah, maşallah bahtı açık olsun inşallah.”, “Hayırlı evlat olsun.”, “Analı babalı büyüsün.” vb. cümlelerden sonra hayır dua edip yavaşça hediyelerini bırakırlar uygun yere. Kimileri el örgüsü bebe kıyafetlerini çoktan hazır etmiştir. Patik, çorap, yelek, hırka, ceket, pantolon örülmüş, renkler bebeğin cinsiyetine göre seçilmiştir. Kimileri, ellerinde kundak örtüsü işlemiş, dikmiş veya örmüştür. Hepsi, neşeyle takılır, asılır, dürülür. Niniyi/bebeği görmeye gelen o kadar çok olur ki bir bebeğin giyebileceğinden çok kıyafet hediye edilir bu geleneğimizle. Kimi anneler hediye getirilen bu kıyafetleri ihtiyacı olan bir başka bebeğe armağan ederken kimi anneler de başka bir nini görme için sandığa kaldırır. Anadolu’da çoğu kadının çeyiz sandığında nini görme hediyesi olarak gelen onlarca kıyafet vardır. Bu kültürel zenginliğimizdir ki bir anne çoğu zaman nini görme hediyesi olan altını, parayı ve değerli eşyayı uzun yıllar çocuğu için saklar. Çocuğun bir ihtiyacı olduğunda hemen ortaya çıkarır. Bu gönül zenginliği bu kültürel dayanışma hem bizi bir arada tutar hem de ihtiyaç anında yaralarımızı sarıp sarmalar…
Anadolu’da bu güzel geleneğimize bizler de denk geldik ve cici bir kız bebeğin kundak bohçasına iliştirilen küçük altınlar için; “Okusun da büyüsün, büyüdüğünde okuluna harçlık edersiniz annesi.” deniliverdiğine şahitlik edip mutlu olduk…