NİKÂH:
SAĞLAM SÖZ
Sena UÇAR TAŞ
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

Nikâh, kadın ve erkeğin ortak bir hayat sürmesini ve neslin devamının sağlanmasını temin eden tek meşru sözleşmedir. İslam’a göre nikâh; birbirleriyle evlenmelerine dinî açıdan bir engel bulunmayan bir erkekle bir kadının aralarını sürekli bir hayat ortaklığı kurmak üzere birleştiren ve bunun için karşılıklı haklar ve görevler belirleyen bir akittir.

Hukuki yapısının yanında içerisinde huzurun, mutluluğun, sevginin ve merhametin var olduğu, eşlerin birbirleri için her anlamda birer örtü niteliğinde tanımlandığı evlilik, aynı zamanda ilahi bir lütuftur. Belki de yakın bir zamana kadar bir diğerinin varlığından dahi haberdar olmayan kadın ve erkeğin sözcüklerle tanımlanamayan bir çekim kuvveti ile birbirine bağlanması, Yüce Allah’ın bahşettiği bir meveddet ve rahmettir. Kur’an-ı Kerim’de eşlerin birbirlerini “huzur bulacakları kimseler (Rûm, 30/21)” olarak görmelerinin öğütlenmesi de İslam dininin evliliğe huzur ve sükûn yuvası olarak baktığının bir işaretidir.

Dinimizde evlilik teşvik edilmiş (Nûr, 24/32; Buhârî, Nikâh 3), Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından “ Nikâh benim sünnetimdir.” (İbn Mâce, Nikâh, 1) buyurularak gençler evlenmeye yönlendirilmiştir. “İçinizden evli olmayanları evlendirin.” (Nûr, 24/32) ayeti ile evlilik çağına gelmiş kişilerin evlendirilmesine yardımcı olma hususunda hem anne babalara hem de topluma bir çağrıda bulunulmuştur. Konuya hüküm açısından bakan İslam âlimleri normal şartlar altında evlenmenin sünnet olduğunu ifade ederken eşine zulmetmesinden korkulan kişinin ise evlenmesinin mekruh olacağını belirtmişlerdir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, III, 38)

Nikâh, temel anlamda bir kadın ve erkeğin şahitler huzurunda karşılıklı rızalarını ifade etmeleri ile kurulur. Bu akdin, evlenecek çiftlerin aileleri ve yakın çevreleri tarafından biliniyor olması gereklidir. Ayrıca hakları koruması bakımından tescil, önemli bir husustur. Günümüzde resmî nikâh yapılmadan kıyılan dinî nikâh, özellikle kadın ve çocukların haklarını koruma yönünden yetersiz kalmaktadır. Evlenecek çiftlerin öncelikle resmî nikâh yaptırmaları gerekir. Bu, oluşabilecek mağduriyetleri önlemek açısından da son derece önemlidir. Nitekim Osmanlı Aile Hukuku Kararnamesi’nde de nikâhta tescil şart koşulmuş ve bu konu üzerinde ısrarla durulmuştur. Çiftler dilerlerse resmî nikâhtan sonra evliliğin huzur ve selameti için dua ettirebilir, dinî nikâh kıydırabilirler. Bu durum örfen de daha uygundur.

Evlilik yalnızca bir arada yaşamaktan veya fıtri bazı duyguların karşılanmasından ibaret değildir. Kişi, nikâh masasında “evet” diyerek adım attığı yeni hayatının birtakım haklar ve yükümlülükler doğurduğu bilincinde olmalıdır. Nitekim nikâh akdi Kur’an-ı Kerim’de “mîsâk-ı galîz” (Nisâ, 4/21) olarak tanımlanmıştır. Sapasağlam ve güvenilir bir anlaşma olarak ifade edebileceğimiz bu tamlama, iki insanın şahitler huzurunda bir ömrü paylaşmaya dair birbirlerine ve Yüce Allah’a söz vermesidir.

Kur’an-ı Kerim’de “misak” kelimesinin peygamberlerden ve ümmetlerinden alınan sözler bağlamında da kullanılması nikâh akdinin sorumluluğunu ortaya koyan bir diğer göstergesidir. “Hani bütün peygamberlerden… ağır sorumluluk taşıyan bir misak (söz) almıştık. Allah bu sözü aldı ki, bu sadık kulları sadakatleri konusunda sorumlu kılsın.” (Ahzab, 33/7-8) ayetlerinden de anlaşılacağı üzere misak, diğer anlaşmalardan farklı olarak Allah ile insanlar arasında gerçekleşen ve sorumluluk doğuran ağır bir sözleşme anlamına gelir.

Eşlerin birbirine verdikleri sözlere Yüce Allah’ı şahit tutmaları, yüklenilen sorumluluğun yalnızca dünyevi boyutu olmadığını aynı zamanda uhrevi boyut taşıdığını da gösterir. İyi günde kötü günde, sadakate, iffete, birbirlerinin sırlarını gizlide ve açıkta korumaya, sevgi ve saygı ekseninde bir aile kurmaya imza atan eşler, evliliğin gerektirdiği hak ve yükümlülükleri korur ve gözetirler. Birbirlerine hakkı tavsiye eder, birbirlerini kötülükten alıkoyarlar. Aile içerisinde saygı, sevgi ve güven gibi duyguları tesis eder, mutlu ve huzurlu bir yuva için çaba gösterirler. Aksi takdirde hem birbirlerine karşı hem de Yüce Allah katında sorumlu olacaklarını bilirler.

Nikâh akdi ile bir araya gelen çiftler, mümkün olduğunca bozulmaması gereken bir anlaşma içerisine girmişlerdir. Karı koca arasındaki geçimsizlik aşılamaz ve evlilik çekilemez bir hâle gelmedikçe boşanmanın çıkar yol olarak görülmemesi gerektiği de bu duruma bir işarettir. Kur’an-ı Kerim’de de bu durum ifade edilmiş, verilen sözlere sadakat gösterilmesi, boşanma yoluna gelmeden önce evliliğin devamı için eşlerin birtakım fedakârlıklarda bulunması, anlaşmazlık durumlarında meseleleri karşılıklı konuşarak halletmeleri öğütlenmiştir. (Nisâ, 4/34-35) Buna göre müstakbel eşler tarafından evlenmeden önce girilecek yolun neler getirdiği iyi bilinmeli, verilecek sözün sağlam olması için evliliğe giden süreçte birtakım hazırlıklar yapılmalıdır.

Kişi, içinde bulunduğu duygu yoğunluğu ile ilerde tutamayacağı sözler vermemeli, karşı tarafı gerçekleşmeyecek beklentiler içerisinde bırakmamalıdır. “Evlenene kadar ne derse tamam derim, evlendikten sonra bakarız.” şeklindeki bir düşünce, İslam ahlakı ile bağdaşmayacağı gibi aile kurumunu yıpratan, evlilik zeminini temelden sarsan bir düşünce biçimidir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), “Bizi aldatan, bizden değildir.” (Müslim, İman, 164) buyurmuştur.

Evlenilecek kişiyi seçmek, onunla bir ömre yelken açmak, bir insanın hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biridir. Evlilik kararının rızaya dayalı olarak verilmesi, güçlü bir evliliğin kurulması ve selametle devam etmesi açısından mühim bir husustur. Anne babaların, evlatlarının mutlu bir yuva kurmaları için çaba göstermeleri, tecrübeleri ile onların yoluna ışık tutmaları son derece önemlidir. Bununla birlikte anne babalar, evlenmek isteyen gençlerin iradelerine ve onların makul ölçüdeki isteklerine saygı göstermelidir. Ne de olsa nikâh, karşılıklı rızaya dayanan bir sözleşmedir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), “Kendi onayı alınmadıkça dul kadınla, kendisinden izin alınmadıkça da bekar kız ile nikâh yapılmaz.” buyurmuş (Buhari, Nikâh 42) ve evlilikte kadının rızasına işaret etmiştir.

Babası tarafından izni alınmadan evlendirilmek istenen genç bir kız, bu sıkıntısını Hz. Peygamber’e (s.a.s.) anlatmış, o da bunun üzerine kızın babasına haber göndererek durumu öğrenmek istemiştir. (Nesâî, Nikâh, 36) Örnek bir aile yuvası oluşturmak isteyen Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), baba-kız arasındaki meseleyi çözüme kavuşturmuş, evlenmek isteyen kadınların da söz hakkı olduğunu ifade etmiştir.

Evlenecek kadınların izinlerini önemseyen İslam dini, onların dünyaya gelmelerine vesile olan, belirli bir yaşa kadar şefkatle yetiştirip büyüten ve üzerlerinde birtakım hakları bulunan ailelerin de rıza ve onaylarına dikkat çekmiştir. Bilindiği gibi evlilik, yalnızca karı kocadan ibaret olmayıp iki tarafın aileleri ile birlikte mutluluğa ulaşan büyük bir yapıdır. Evlenmek isteyen gençlerin ailelerin rızalarını almaları ve onların engin tecrübelerinden istifade etmeleri, gerek evliliğe giden yolda gerekse evlilik yaşamı boyunca hayatın bambaşka bir safhasına adım atan iki gencin hayatını kolaylaştıracaktır. Ayrıca Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) “Allah’ın rızası, anne babanın rızasındadır…” (Tirmizi, Birr ve Sıla, 3) buyruğu, anne babasının rızası ile yola koyulan çiftlerin evliliklerinde ilahi bir rahmet ve kolaylık ile karşılaşacağına dair bir ümit barındırır.

Evlilik, neslin karışmasını önleyen, gayrimeşru ilişkilerin önüne geçen ve insan fıtratının gerekliliklerinin meşru alanda yerine getirilebildiği fıtri bir olgudur. Bu itibarla sorumluluk doğuran ve ciddiyet gerektiren bir müessese olduğu Hz. Peygamber’in (s.a.s.) şu hadisinde ifade edilmiştir: “Üç şeyin ciddisi de ciddi, şakası da ciddidir; nikâh, talâk (boşama) ve talâktan dönme.” (Ebû Dâvûd, Talak, 9) Buradan da anlaşılacağı üzere evlilikle ilgili hususlar hafife alınmamalı, rikkat ve ciddiyetle yürütülmelidir. Yaşadığımız çağın önemli bir sorunu haline gelen ciddiyetsizlik veya hafife alma hususlarının evlilik ile yan yana gelmesi mümkün değildir. Hayatın her alanında olduğu gibi nikâh masasında da atılan imzanın sorumluluk doğurduğu bilinciyle hareket edilmelidir.

Verilen sözün sağlam olması onun aynı zamanda kalıcı olmasını gerektirir. İslam’ın aile kurumu ile hedeflediği amaçlara ters düşen, nikâhın sağlam bir sözleşme olmasını zedeleyen her türlü davranış dinimizce yasaklanmıştır. Evliliğin bir ömür, huzur, mutluluk, sevgi, saygı ve hoşgörü gibi anlayışlar çerçevesinde sürdürülmesi, suistimallere fırsat verilmemesi dinimiz tarafından öğütlenmiştir.

Unutmamak gerekir ki Yüce Allah’ın kadın ve erkek kulları, bu kısa ömür yolculuğunda birbirini tamamlamak için yaratılmıştır. Allah (c.c.), Nebe suresinde yeryüzünü bir döşek, dağları ise yeri dengede tutan bir kazık olarak yarattığını söyledikten sonra “Sizi çifter çifter yarattık.” (Nebe, 78/8) buyurmuştur. Nasıl ki dağlar yerin dengede durmasını sağlıyorsa kadın ve erkek de birbirinin dengeli yaşamasına katkı sağlar. İslam dini, evlilikle ilgili koyduğu hükümlerle bu dengeyi gözetmiş, kadın ve erkeğin hak ve sorumluluklarını ortaya koymuştur. Veda Hutbesi’nde Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! “Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah’ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah’ın emri ile helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınlarında sizin üzerinizde hakkı vardır…” (Müslim, Hac, 147)

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Onlar, Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle.” (Furkân, 25/74) Bizler de mutlu ve huzurlu bir aile yuvası için üzerimize düşen diğer sorumlulukların yanında böyle duaları dilimize ve gönlümüze yerleştirmeli, Rabbimizin has kulları arasına girmek için çabalamalıyız.