NEYE Hayat DENİR?


Şerife DOĞAN


Zaman zaman sorarız bu soruyu kendimize; hayat nedir, ne değildir? Hayatın manasını anlamaya çalışmak, hikmetini keşfetmekle geçer ömür. Biz neden varız, niçin geldik bu dünyaya, iyi bir hayat nasıldır, soruları döner durur kafamızda. Her sorunun cevabı, acı tatlı günlerimize ya da bulunduğumuz yaşa göre farklıdır.

Trende, cam kenarında otururken hayallere dalmaktır hayat. Annenin dizine yattığında hissettiğin huzurdur. Çocukluğunda ailenin sana alamadığı renkli kalem setini kendi çocuğuna aldığındaki hazdır. Sende yarım kalan baba hikâyesinden sonra evladınla babasının namaz kılmasını seyretmektir. Akşam saatinde yemekten sonra ailenle birlikte huzurla içtiğin çaydır. Bir ablanın sıcaklığını hissetmek ya da abinin varlığının yaşattığı güven duygusudur. Sevdiğinin seni düşündüğünü gördüğünde kalbindeki mutluluktur. Hiç tanımadığın, sadece sosyal medyada takip ettiğin bir ailenin küçük bir kız çocuğunu evlat edinmesine gözyaşı dökmektir. Ramazan ayında iftara arkadaşlarını çağırmak, güzel bir sofraya oturmak, koyu bir sohbet eşliğinde kahveni yudumlamaktır. Bugünümüz de muhakkak birinin hayalidir diye şükrederek yaşamaktır. Bittiği için ağladığımız, olduğu için gülümsediğimiz her anın toplamıdır. Yazılanın istenilenden daha güzel olduğunu derinden hissetmektir.

Mutlu olmak için, balıkçıların havayı koklaması gibi işaretleri takip ederiz. Bazen yakalarız, çokça da yakalayamayız ama bu iki duygu arasında geçen zamandır hayat. Yaz güneşini içine çeken elma ağacı, dalları güçlü olsun diye köklerini derinlere uzatmak ister. Bizim de en temel umudumuz, dalları sağlam bir yuvamızın olmasıdır. Peki, hayat sadece çekirdek ailemizden mi ibaret? Elbette hayır. Ortak anılara, hayallere sahip insanlarla da bir arada olmak isteriz. Tıpkı Sumud Filosu yol alırken anbean onu takip edenler gibi. O gemilerin bir gün mutlaka sahile ulaşacağına inananlarla aynı halkada olmak isteriz.

Hayat insana birçok rızık verir. Mevzu sadece işimizden kazandığımız para değildir. Senin derdinle dertlenen, başarınla gurur duyan dostlar da rızıktır. Bu dostlarla kermese sarma yapabilir, ihtiyaç sahibi bir aileyi ziyaret edebilirsin. Parkta bahçede oturup saatlerce çocuğunun derdini paylaşabilirsin. Seni yargılamadan dinleyen, elini tutan “Bu da geçecek ve bugünleri anıp gülümseyeceğiz.” cümlelerini samimiyetle sarf eden dostlarla hayat anlam kazanır. Dostlarımızın kıymetli olan ortak değeri Peygamberimizse birbirimizin hayatına mutlaka dokunuruz. Yollarımızın kesiştiği, bize renk katan, güç veren her dosttan bir parça alırız ruhumuza ve böyle yoldaşlar veren Rabb’imize şükrederiz. Medine’de Ravza’nın mis kokulu bahçesinde, yeşil halı üzerinde uçan güvercinleri bile seven, Peygamber aşkıyla yanıp tutuşan dostlarla birlikte olunca hayat anlam kazanır.

Hayat amaç sahibi olmaktır. Çalışmalarınla, gayretinle kendine, ailene ve çevrene faydalı olmaktır. İlim öğrenirken hissettiğin hazdır. Bir ramazan sahurunda sessizce Kur’an okumak, dua etmektir. Yediğini, içtiğini, gezdiğini göze sokmamaktır. Misafirlikte, okulda, işte, sokakta hep bir dengeyi yakalamak, nerede durulması gerektiğini bilmektir. Sohbet ederken sorularını haddini bilerek sormaktır. Rabb’im seni yükselttikçe senin gönlünü alçaltabilmendir.

Bu hayata bizden önce de gelenlerin var olduğunu unutmayalım. Bu topraklarda kim bilir kaç medeniyet, kaç şehir kuruldu. Ağaçlar dikildi, hasatlar yapıldı. Meyve topladığın bahçenin kenarındaki kayaya senden önce de oturanlar oldu. Kim bilir, belki de bir iz bıraktı ama sen hissedemedin. Sokaklarda çocuklar başka başka oyunlar oynadılar. Bebekler doğdu, mevlitler okundu. Düğünler yapıldı, halaylar çekildi. Ölümler oldu, yas tutuldu, ağıtlar yakıldı. Kaç defa bu döngü tekrar etti, kim bilir?

Geçmişte yaşayıp gelecek için kaygılanırız ama şimdinin tadını hissettiğimiz durumlarda anlarız yaşadığımızı. İlgi, alaka göstermemiz gereken her şeye ve herkese dikkat kesilmektir hayat. Orkidemizin sararan yaprağını, kedimizin birkaç gündür keyifsiz oluşunu, annemizin sesindeki sebepsiz hüznü, dostumuzun derdini hissetmektir hayat. Asansörde karşılaştığın teyzeyle içten bir hasbihâl etmek, arada bir kahveye çağırmaktır. Çünkü insan insanla tamam olur. En çok da sevdiğinin seni fark etmesini beklersin hayatta. An olur görür gözlerindeki sevgiyi, konuşursunuz usul usul gelecek planlarınızı. Sevgili Turgut Uyar’ın dediği gibi “Beraber yol almak isteyenler bir şekilde birbirine yetişir. Belki biri koşar belki biri bekler ama mutlaka yetişir.”

Hayat tüketime köle olmayan çocuklar yetiştirmektir. Sahici sosyal faaliyetlerde bulunmak, bir sivil toplum kuruluşunda görev almanın bilincini aşılamaktır. Makul olanı toplumun zorbalığı olmadan bulmaktır. Bir ağaç dikmek, bir müzeye gitmek, bir camiyi ziyaret etmektir. Tüketimin cazibesine kapılmadan sosyalleşmek, sahici etkinliklere katılmak, yürüyüşler yapmak, yıldızların isimlerini öğrenmek, ağaçların türlerini saymaktır. İnsanı bunlar doldurur. Duygularının farkında olarak ilkelerinle hareket etmektir. Yaşadığın bu toprakların önemini kavramak; dağını, taşını, ovasını, ırmağını hülasa her köşesini sevmektir.

Samimiyetsiz bir sohbetten, içten olmayan bir gülüşten usulca çekilmektir. Arabayla yanından geçtiğin tarladaki çiftçiye selam vermek, köy çeşmesinden su içerken mutlu olmak, yol kenarında gördüğün çiçeklerden toplamaktır. Hayat, güneşin getirdiği neşe, umut ve lezzete hayran olmaktır.

Bazen doğduğumuz toprağın uzağına düşsek de dilimizde özleminin, kalbimizde hasretinin eksik olmamasıdır. Her sohbete “bizim oralarda...” diye başlamak; havasını, suyunu, bağını, bahçesini coşkuyla anlatmaktır. Geçmişten günümüze sızan, ışık tutan hatıralarda saklıdır hayat. Şimdiye alışamayız, hep o anılarda yaşarız.

Bazen de coğrafyanın bize çizdiği sınırlar içinde sıkışıp kalmaktır hayat. Çok merak etsen de hiç öğrenemezsin çizginin dışında neler olup bittiğini. Görmek, duymak, koklamak isteyip çemberin dışına çıkmaya cesaret edememektir hayat.

Her şey tam dengede derken birden gelen o sarsıntıda hissederiz hayatın acısını. Acı, beklenmedik bir şekilde kapını çalar. Dünyanın durduğunu, nefes alamadığını zannedersin. Ölüm aniden çalınca kapıyı, canından bir parçayı alıp götürüverir. İşte o zaman anlarız fâniliğimizi. İçimizdeki derin acıdan Rabb’imizin verdiği sabra sığınırız. Ölümün asla uyumadığını fark ettiğimizde görürüz hayatın başka bir yüzünü. O anda elimizi tutanlarla, bizimle birlikte ağlayanlarla, hayatın bize verdiği dostlarla atlatırız zor günlerimizi. Her şeyin zamanla hafifleyeceğini, üzerimizdeki yüklerin kar gibi eriyip gideceğini anlatırlar bize.

Duraksamalar, içine içine sarmalar yaşarız bazen. Olduğumuz yerden bir adım öteye gidemeyiz, ilerlemeye direnç gösteririz. Sanki iyi bir kitap okuduğumuzda hazmetmeye çalışmak gibi yavaşlarız. Yaşadığımız anı idrak etmeye çalışırız. Bazen susmak, tefekkür etmek de hayata dâhildir. Yaş aldıkça hissettiğin; gökteki yıldızın parlamadığı, güneşin bile ısıtmadığı gönül yorgunluğudur. Konuşmazsan yok olur zannettiğin dertlerinin, gecenin zifirî karanlığında etrafında bir bir dolaşmasıdır. Hayat bazen dar kapılardan geçerken zorlar. Kendin hakkında olumsuz düşünmeyi bıraktığında en derinlerde sakladığın umudun çıkar ortaya. Geçmişin izinden kaçmak yerine sakince kabullenmek seni iyileştirir. Yaşadığın onca tatsız tecrübeden sonra “Her şeyin hayırlısı olsun, vardır bunun da bir hikmeti.” cümlesi ile teselli bulmaktır.

Hayat, kirli bir rüzgâra kapılmadan emek emek sakince ilerlemektir. Hayat akar, günler geçer gider. Peki biz akışın neresindeyiz? Büyük olaylar gördük geçirdik, diye anlatırız. Hâlbuki her şey bir göz açıp kapatmak gibidir. Cahit Zarifoğlu “Hayat nasıl da geçiyor, zaman hiç geçmezken?” cümlesiyle ne güzel anlatmış bize bu durumu.

Sağlam temellerin parayla pulla atılmadığını kavramak, mananın önemini anlamaktır. Çocukluk anılarının masumiyetine, gençliğin heyecanına sığınmaktır. Takdir-i ezele teslim olup gayrete âşık olmaktır. “Niyeti iyi olanın yolu açık olur.” sözünü kanatlarımızın altına rüzgâr yapmaktır.Çünkü uçmayı beceremeyenler kanat kırmayı çok severler. Her geçen gün dünyanın sendeki şefkati alıp götürmesine izin verme. İhtiyacı olan herkese ışığı canlı tut. Allah her sıkıntının ardından teselli ile gelir, yeter ki senin gönlün açık olsun.

İz bırakmaya, yeninin hikâyesini yazmaya devam edelim. Kör yaşlanmayalım. Hayatın dar kapısından geçerken etrafımızla ortak bir antenimiz olsun. Üstat Kemal Sayar’ın sözü ile bitirelim. “İyi bir hayat kendisini geliştirmeye çalışan bir hayattır. Canlılığı hissedilen bir hayattır. Tam anlamıyla canlı olmak, hayatın sunduklarına açık olmakla mümkündür. Bu her şeyden önce dikkati verebilmek ve sürdürebilmek yeteneğini kazanmakla olur. Tecrübe ettiğin her şeye dikkat kesilmek: İç hayatına ve dışındaki dünyaya. Coşkuyu, hüznü, öfkeyi fark edebilmek ve kabullenebilmektir.”