NESNELERİN
İNTERNETİ
Meryem KILIÇ
Telgrafın icadıyla uzaktan iletişimin ve birbirine bağlı elektronik cihazların ilk örnekleri 19. yüzyılın başlarına kadar uzanmaktadır. 1960’lı yıllara gelindiğinde bilgisayarları ve sistemleri birbirine bağlamanın yolları araştırılmaya başlanmıştır. Bu çalışmaların sonucunda Amerika Savunma Bakanlığının geliştirdiği Advanced Research Projects Agency Network (ARPANET) ile günümüz internet ağının temelleri atılmıştır. Dünyanın ilk bilgisayar ağı sayılan ve günümüzde çok fazla bilinmeyen ARPANET, Soğuk Savaş döneminde sadece askerî amaçla kullanılan bir sistemdi. ARPANET bir süre sonra tamamen kapatılsa da bugün kullandığımız internetin öncüsü olarak tarihe geçmiştir. Takip eden yıllarda internetin küresel ölçekte yayılması ve bilgisayarlar arası iletişim hızının artmasıyla veri paylaşımı ileri bir boyuta taşınmış, yeni bağlantı yollarının araştırılmasına zemin hazırlanmıştır. Bu dönemde MIT’ten Kevin Ashton, fiziksel nesnelerin internete bağlanmasını ifade eden Nesnelerin interneti (the Internet of Things / IoT) kavramını ilk kez ortaya atmıştır.
Adından da anlaşılacağı gibi bu kavram, fiziksel nesneleri internete bağlamakla ilgilidir. Bu nesneler; akıllı buzdolapları, termostatlar gibi ev aletlerinden endüstriyel makinelere, giyilebilir cihazlara ve hatta trafik ışıkları ve atık yönetim sistemleri gibi şehir altyapılarına kadar çeşitlilik gösterebilir. Temel amaç, bu cihazların veri toplaması ve paylaşması, birbirleriyle ve insanlarla iletişim kurması, değerli bilgiler sunması yoluyla yaşamı daha kolay ve konforlu hâle getirmesidir. Nesnelerin interneti (IoT), gündelik yaşamda kullandığımız nesnelerin içine yerleştirilen küçük bilgisayar çipleri ve sensörler sayesinde çalışan bir sistemdir. Bu çipler ve sensörler aracılığıyla çevrelerinden veri toplayabilir ve internete bağlanarak bu bilgileri paylaşabilir. Toplanan veriler; sıcaklık ve nem ölçümleri gibi basit verilerden güvenlik kameralarından elde edilen video kayıtları gibi karmaşık içeriklere kadar uzanabilmektedir. Nesnelerin interneti ticari, endüstriyel ve kişisel birçok alanda değişikliklere yol açmıştır. Özellikle gelişen akıllı ev teknolojileri, kullanıcıların evlerinde bulunan cihazları uzaktan kontrol edebilmesini sağlamaktadır. Bu sayede aydınlatma, ısıtma, güvenlik sistemleri hatta kahve makineleri gibi unsurlar mobil uygulamalar veya sesli komutlarla kolaylıkla yönetilebilmektedir.
Nesnelerin interneti, yalnızca akıllı evler ve şehirlerle sınırlı kalmayıp farklı alanlarda da önemli yenilikler getirmiştir. Bugün neredeyse insanların sayısı kadar IoT bağlantılı cihazların olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Örneğin sağlık sektöründe kalp atış hızı, adım sayısı ve uyku düzeni gibi temel sağlık verilerini sürekli izleyerek kullanıcıya ya da doktorlara iletebilen akıllı saatler gibi giyilebilir teknolojiler kullanılmaktadır. Ayrıca uzaktan hasta takibini mümkün kılmak için geliştirilen cihazlarla sağlık sorunlarına zamanında müdahale edilebilmektedir. Bunun yanında tarım alanında da üretim süreçlerini daha verimli hâle getirmek için IoT teknolojilerinden yararlanılmaktadır. Bu teknolojiler, toprak sensörlerinin nem seviyeleri hakkında anlık veriler sunarak sulama yapılmasını sağlar. Öte yandan hava durumu ve çevresel faktörleri ölçen sensörlerin kullanımı hem verimliliği artırmakta hem de su kullanımını azaltmaya yardımcı olmaktadır. Yine ulaşım alanında da IoT önemli bir değişim ortaya çıkarmıştır. Akıllı sensörlerin kullanıldığı araçlar, trafik sıkışıklığını düzenleyerek yol güvenliğini arttırabilmektedir. Bunun yanında, her şeyin otonom hâle gelmeye başlaması Iot’nin geleceğini şekillendiren önemli gelişmelerden biridir. Otonom arabalar, teslimat dronları ve hatta sürücüsüz toplu taşıma araçları gibi gelişmeler hızla gerçeğe dönüşen yeniliklerdir. IoT’nin temelini oluşturan bu teknolojiler, işe gidip gelme biçimimizi, nakliyat, taşımacılık ve şehir içi ulaşımı köklü bir şekilde değiştirmeye başlamıştır. Teknoloji uzun süredir hayatımızda olmasına rağmen güvenlik açısından IoT’nin gelişim süreci devam etmektedir. Özellikle şirketler ilk plana ürünlerini pazara sürmeyi aldıkları için güvenlik önlemleri çoğu zaman ikinci planda kalmaktadır. Bu noktada yetersiz güvenlik önlemleri ciddi riskler ortaya çıkarabilmektedir. Ayrıca cihazların sayısı arttıkça saldırı alanı da genişlemektedir. Bu nedenle IoT’nin geleceği açısından kullanıcıların kendi verileri üzerinde kontrol sahibi olması büyük önem taşımaktadır. Aynı şekilde, şirketlerin de gizlilik ve güvenlik kaygılarını gidermesiyle kullanıcı güvenini artırmaları gerekmektedir. IoT büyük miktarda veriyi sürekli olarak üretmektedir. Ancak bu veriler yalnızca eyleme dönüştürülebildiğinde gerçek bir değer taşımaktadır. Öte yandan gelişen yapay zekâ (AI) teknolojileri, toplanan verilerin bağlamını analiz ederek bunlardan anlamlı ve akıllı çözümler elde edilmesine yardımcı olur. Yapay zekâ, aynı zamanda risk ve güvenlik yönetimi konusunda da önemli katkılar sunmaktadır. ATM’lerde dolandırıcılık davranışlarını tespit etmek, sürücü alışkanlıklarına göre sigorta primlerini belirlemek IoT ve yapay zekâ birleşiminin sunduğu somut örneklerdir. Böylece yapay zekâ ile IoT’nin birlikteliği, veri toplamanın dışında akıllı, güvenilir, verimli sistemlerin inşa edilmesini mümkün kılmaktadır.
Kaynakça
• https://www.iotforall.com/
• https://www.britannica.com/