NEREYE KAÇSAM?

Süreyya MERİÇ

İnsanın zihnine çengellerle tutunan sorular vardır. Zaman ve mekânla arasına perde çeken. Eşyayla kurduğu ilişkiyi yeni baştan dizayn eden sorular. “Nereye kaçsam?” sorusunun ardında da böyle bir hakikat gizli. Mekânla ilişkimizi sorgulatan, bizi nesnenin tahakkümünden kurtarmaya yeltenen bir hakikat. Tebdilimekânda ferahlık vardır sözüne düşülen bir şerh gibidir “Nereye kaçsam?” sorusu. Feyzi arayan ruhun handikabıdır. Gitmek lazım gelir der, peki ama nereye?
Ahmet Belada’nın kaleme aldığı Nereye Kaçsam?, hayatın kenarına düşülen şerhlerden oluşur. Yaşamı bütün veçheleriyle satırlara taşır Belada. Her defasında duyguların kapısını çalar, onları en saf hâliyle kelimelere döker. Dili hasbi, kelimeleri samimidir. Rafine bir anlatımla düşünceyi harekete geçirir. Bir arayışın yol haritasını çizer âdeta.
Bireyden topluma çizilen bir yol haritasıdır bu, zira toplumun ahvalini fertlerin durumu belirler. “Dengenin ihlali savrukluktur.” der yazar. Tam da bu nedenle kitabın ilk yazısında “ölçü” ve “denge” kavramları karşılar bizi. Hâl ve hareketinde ölçülü ve dengeli olmayı tarif eden yazar bir yandan Müslüman bilincine seslenirken öte yandan güvenli toplumun nasıl inşa edileceğine dair ipuçlarını verir.
Bazen okuduğu kitaptan bir satır, bazen şiirden bir mısra, bazen görüp de geçemediği bir fotoğraf düşünceyi kışkırtarak yazı masasına oturtur yazarı. Ahmet Belada tam da bu motivasyonla kaleme alır yazılarını. Kıvılcımını hayattan devşirir, olur olmadık insan hikâyelerinden beslenir, en çok da kitaplardan.
Belki de bu yüzden kitabın sonlarında “Okumak ne sağlar?” sorusunun ardına düşer. Belada’ya onca kitap ne sağlamıştır, peki Nereye Kaçsam? okuruna ne sağlayacaktır. Bu sorunun cevabı tek tek bütün yazılarda başka başka verilebilir. Lakin zahirde birbirine uzak görünen ama bâtında aynı dertten mustarip bir ruhun iz düşümleri olan yazılar için ortak bir cevap da mümkündür? Ne de olsa hayat bir yolculuktur. Bizler ise raylarda giden koca bir trenin yolcuları.
Penceremizin perdesini kaldırdık. Manzara sürekli değişiyor. An geliyor nasibimize “Tâcettin Sultan” düşüyor, an geliyor “Meşhur Hâfız Sami Merhum”. Kimi vakit “Tanrı’nın Hikmeti Ayasofya”ya nazar ediyoruz kimi vakit “Mekân ve Kader” üzerinde tefekküre dalıyoruz. İşte o zaman “Nereye kaçsam?” bir soru olmaktan çıkarak bir arayışa dönüşüyor. İyiye ve güzele meyleden bir arayış, bize “Pencereni hikmetle aç.” diyor. O zaman gördüğün, duyduğun, okuduğun ne varsa sana bir başka görünecek, hikmetini idrak etmeye başlayacaksın.