NENE HATUN

(Aziziye Kahramanı)


Meryem DALĞIÇ

DİB Türk İslam Sanatları Daire Başkanı


1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, halk arasında bilinen adıyla 93 Harbi. Farklı cephelerde savaşan Osmanlı Devleti’nin büyük kayıplar verdiği bu harbin en çetin sahnelerinden biri de Erzurum’da yaşanmıştı. Erzurum, Doğu Cephesi’nin en önemli savunma merkezlerinden biriydi ve stratejik bir konuma sahipti. Aziziye Tabyası; Erzurum’un kuzeydoğusunda, şehrin girişini koruyan kritik savunma hattı üzerinde olup Mecidiye ve Top Dağı tabyalarıyla birlikte üçlü bir savunma zincirinin parçasıydı. Bu savunma zincirinin düşmesi, Osmanlı Devleti’nin doğu sınırlarının tehlikeye girmesi demekti. Buranın önemini bilen Rus birlikleri, 9 Kasım 1877 tarihinde sabaha karşı sis ve karanlıktan istifade ederek Aziziye Tabyası’na ani baskın yaptı. Tabyada az sayıda Osmanlı askeri vardı; bir kısmı şehit düşerken bir kısmı da yaralandı. Bu esnada Ayaz Paşa Camii minaresine çıkan müezzin Abdullah Efendinin: “Ey! Ümmet-i Muhammed, düşman Aziziye Tabyası’nı zapt etmiş. Eli silah tutan, dinini, milletini seven tabyaya koşsun.” nidası yankılandı. Bu çağrı anında karşılık buldu. Halk; balta, kazma, kürek, sopa, hatta tırpanı, ellerinde ne varsa silah niyetine aldılar. Erkekler, kadınlar, yaşlılar, gençler tekbir sesleriyle tabyaya doğru yürüdüler. Rus ordusu, sayı ve silahça üstündü. Osmanlı ordusu ve Erzurumlular ise yorgundu, ancak hepsinin yüreği iman ve vatan sevgisiyle doluydu.

İşte o kalabalığın önünde, gözleri ateş gibi parlayan genç bir kadın vardı: Nene Hatun. Eşinin ihtarlarına rağmen kundaktaki çocuğunu evde bırakmış, eline baltasını almıştı. Zira biliyordu ki vatan gittiğinde evlatlar için bir gelecek de mümkün değildi. Nene, artık yalnızca bir anne değil Erzurum’un ve bütün bir milletin onuru olmuştu. Tabyaya hücum eden halkın en önünde savaştı. Düşmanın süngüsü karşısında ağır yaralanmasına rağmen geri çekilmedi. Bilakis, “Vatan elden gidiyor, bırakmayın!” diye haykırdı. Onun kararlılığı ve şecaati çevresindekilere cesaret verdi. O gün akşama kadar kan ve ateş içinde erkek ve kadınlar, Ruslara karşı omuz omuza amansızca mücadele ettiler. Erzurumluların kahramanlığı karşısında düşman, mağlup ve perişan vaziyette Aziziye tabyalarını terk etmek zorunda kaldı. Bir millet, hem varlığını hem de onurunu savunmanın en çetin imtihanını tek yürek olarak vermişti. Böylece Erzurum, işgalden kurtarılmıştı. Elbette bu destansı direnişte diğer kadınlarla birlikte ön safta kahramanca çarpışan Nene Hatun, tarihe “Aziziye’nin Anası” olarak geçmişti.

1854 yılında Erzurum’un Pasinler ilçesine bağlı Çeperli Köyü’nde dünyaya gelir Nene Hatun. Çocukluğu hakkında malumat bulunmayan Nene Hatun’un annesi Zeliha Hanım, babası ise Hüseyin Efendi’dir. Hasan ismindeki erkek kardeşi, Aziziye Tabyalarında Ruslara karşı verilen mücadelede şehit düşer. 16 yaşında, Erzurumlu Mehmet Efendi ile evlenen Nene Hatun’un dört erkek, iki kız olmak üzere altı çocuğu dünyaya gelir. İlk çocuğu Nazım, Abdurrahman ve Musa I. Dünya Savaşı’nda şehit olur. Oğlu Yusuf hariç tüm evlatlarının ölüm acısını yaşar. Savaş, nice canı alırken aynı zamanda ekonomik sıkıntıları, hastalıkları, yoksulluğu, yoksunluğu da beraberinde getirir. Bu meşakkatli evrede ise en büyük destekçisi, eşi Mehmet Efendi’nin 1949 yılında vefat etmesiyle hayat mücadelesinde yapayalnız kalır Nene Hatun.

Gazetelerde, Aziziye kahramanlarından üç kişinin yoksullukla mücadelelerinde kendilerine destek olmak amacıyla devlet tarafından maaş bağlandığına dair haber çıkar. Ancak bu haberin doğru olmadığı Nene Hatun tarafından arzuhalci aracılığıyla Dâhiliye Vekâletine yazılan 6 Eylül 1938 tarihli dilekçeyle iletilir. Yıllar geçmesine rağmen çok ciddi bir destek ve yardım olmaz, üstelik maaş bağlanması hususunun araştırılması için gönderilen müfettişin olumsuz raporu Neneyi iyice zor durumda bırakır. Belediyeden aldığı aylık 4 lira için gazete muhabirlerine “İnsaf edin, 4 lira ile ben ne yapabilirim?” demesiyle almış olduğu bu yardım da kesilir.

Nene Hatun’un maddi ve manevi olarak hak ettiği değeri görmesi ancak 100 yaşına geldiğinde, 1952 yılında gerçekleşir. Erzurum Belediyesi, kesilen maaşın 25 liraya çıkartılarak her ay düzenli bir şekilde Nene Hatun’a verilmesi kararını alır. Türk halkının istiklal sembollerinden biri olan Nene Hatun’un ömrünün ahir döneminde kıymet görmesinde uzun yaşaması, kadirşinas yöneticilerin varlığı, basının konuyu önemsemesi, ülkedeki değişim ve dönüşüm, Türk halkının kendini, geçmişini, ecdadını tanıma isteği etkili olur.

5 Mayıs 1955’te “Yılın Annesi” seçilen Nene Hatun, bu hadiseden kısa bir süre önce zatürreye yakalanmıştır. Erzurum Numune Hastanesinde yapılan tüm müdahaleye rağmen kurtarılamaz, 22 Mayıs 1955’te pazar günü ruhunu teslim eder. Cenazesi ertesi gün düzenlenen askerî törenle kahramanca savaştığı Aziziye Tabyası’na defnedilir.

Bugün onun adı Erzurum’da anıtlarda, caddelerde, okullarda; Türkiye’nin ilk müdahale gemisinde, posta pullarında, kitaplarda, filmlerde ve belgesellerde yaşar. Zira Nene Hatun, yalnızca 93 Harbi’nin değil; Türk kadınının cesaret, fedakârlık ve vatan sevgisinin simgesi olarak hafızalarda ve gönüllerde yer edinir. (Akın Aktaş, Nene Hatun’un Hayatı ve Nene Hatun Bibliyografyası, Giresun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2019, 40-120)