Muhammed Kâmil YAYKAN
Hepimizin aklındadır o sahne, Star Wars serisinde Jedi’lerin ışın kılıçlarını binbir ses efektiyle salladıkları. Bir modern anlatı. Uzayın derinliklerinde, o sonsuz boşlukta anlatılan hikâye. Çok da farklı değil aslında, özünde, klasik kılıçla yapılan o eski, destansı savaşlarla kıyasla.
Anlatısı aynı olsa da ilgi çekici kısmı teknolojinin işin içinde olmasından kaynaklı. E ne de olsa başta da zikrettiğimiz ışın kılıcı var savaşçıların ellerinde. O zaman sorumuzu soralım tam yerinde: Nedir ışın kılıcı, neden yapılmıştır ve dahi neyden yapılmıştır?
İngilizcesi “light amplifcation by simulated emission of radiation” olan “ışığın uyarılmış ışıma ile yükselmesi” olarak tercüme edebileceğimiz tanımın baş harflerinden mürekkep: Lazer. Aslında bu teknolojinin temelinde bir kaynaktan çıkan ışık ışınlarını çok ufak bir bölgeye odaklayabilmek yatıyor. Bu da en basit anlatımla, tek başına gözle göremeyeceğimiz ışık parçacıklarının yani fotonların belki milyonlarcasının birleşerek bir hüzme olarak görülmesi anlamına geliyor.
İlk olarak 1917 yılında ünlü bilim insanı Albert Einstein tarafından öne sürülen uyarılmış ışıma konsepti, takip eden zaman içinde teoriden pratiğe dönmüş ve bugün hemen her alanda hatta günlük yaşantımızda bile kendine yer bulacak bir enstrüman hâline gelmiştir. Lazer teknolojisi kafalarında baretlerle, ellerinde hassas cihazlarla uzaklık hesaplayan mühendislerden tutun evimizdeki modeme bağlanan fiber optik kablolara, marketlerdeki barkod okuyuculardan ofislerimizdeki lazer yazıcılara kadar çok geniş bir yelpazede karşımıza çıkmaktadır.
Işığı ve dolayısıyla ışığın barındırdığı sıcaklığı çok küçük bir noktaya odaklayabilmenin neticesinde sağlık sektöründe de büyük bir atılım yaşandı. Pek çok branşta daha önceden hayal bile edilemeyen ameliyatlar, bugün hepimizin bilgi paketinde yer almakta. Başta verdiğimiz örnekteki ışın kılıçları da aynı prensipte aslında. Tıpkı endüstride kullanılan lazer kesim gibi. Işığın o muazzam gücünü tek bir yere odaklıyor. Sonrası hepimizin bildiği sonuç. Her an herkesin müşahede ettiği bir güzelliği kem bir gözün paramparça etmesi veya anne çeyizinden kalma yadigâr fincan takımının durup dururken olduğu yerde kırılıvermesi gibi. Değil mi?
BİLİYOR
MUSUNUZ?
Lazer ve nazar birbirine fonetik olarak benzemiyor sadece. Yukarıda anlattığımız örnektekine benzer bir çalışma prensibi var ikisinin de. İkisi de yoğun bir enerjinin spesifik bir noktaya toplanması ve o noktada aksiyona geçmesi temelinde hareket ediyor.
Lazer ışınları içerikleri ve içerdikleri tehlike arz eden durumlar bakımından beş sınıfta incelenir. 1. sınıf lazerler doğası gereği güvenlidir. 2. sınıfta bulunanlar ise normal kullanım sırasında güvenlidir. Maksimum 1 megavatlık enerjiye sahiptirler. Yani gözümüzü kırptığımız anda bizim için tehlikesi yoktur. 3R sınıfındaki lazerler 5 megavata kadar olan ışınları kapsar. Bu sınıftakiler retinaya az da olsa zarar verebilir etiketini taşır. 3B sınıfındaki lazerler ise 500 megavata kadar enerjiyi bünyelerinde barındırır. Vücuda etkisi yoktur belki ama gözler için çok tehlikelidir. 500 megavat üstündeki lazerler ise 4. sınıfa girer. Endüstriyel lazerler bu sınıftadır ve cildi yakabilir.
KULLANIM ALANI
O KADAR ÇOK Kİ
Lazer ışınlarının pek çok özelliği bakımından çeşitli endüstriyel alanlarda kullanıldığını zikretmiştik. Gelelim bu özelliklerden birkaçına…
Lazerin en önemli özelliği dosdoğru olmasıdır. Bir engele takılmadığı müddetçe lazer ışınları tek yöne dümdüz ilerleyebilir.
Lazer ışınları diğer ışık kaynaklarından çıkan ışınlara nazaran daha parlaktır. Bu da görünürlüğünü ve seçilimini arttırarak kullanım kolaylığı sağlar.
Lazer ışınları kıyaslandığı diğer ışınlara nazaran daha kolay odaklanabilir. Bu da özellikle barkod okucuyu veya lazer kesici cihazların neredeyse hatasız işlem yapmalarında en önemli rolü üstlenir.
Işık hızında hareket ettiği için lazer uzay bilimlerinde ölçüm kaynağı olarak kullanılır. Gözlemevlerindeki o devasa teleskoplar, uzay boşluğuna gönderdiği lazer ışınları ile gözlemledikleri cisimlerin uzaklığını saptar.
DAHA FAZLASINI MERAK EDENLERE
Uçaklara niçin lazer tutmamalıyız? Yazımızı bu sorunun cevabıyla bitirelim. Eminim tecrübe edeniniz vardır. Lazeri alıp karşıdaki duvara tutun. Çıkış noktasındaki çap 1 milimetre iken vurduğu yerde yaklaşık 2-3 santimlik bir etkiye sahip. Şimdi bunu yaklaşık 500 metre yukarıdaki uçakla kıyaslayın ve pilotun ışıktan başka hiçbir şey göremeyeceğini hesap edin. Ayrıca anlık da olsa o ışığın göz aldığını ve muhatabında geçici körlük oluşturduğunu da unutmayın. O yüzden yapmayın… Uçaklara, araçlara ve hatta kedilere sırf eğlence olsun diye lazer tutmayın. Mazallah, nazar-ı dikkatlerini celp edip müsebbip-i kaza olmayın.