NASIL MÜTEVEKKİL OLURUZ?


Nimet KESELİ USTABAŞI
Çanakkale İl Müftü Yardımcısı


Elimden gelen her şeyi yaptım, belki de elimden gelebilecek şeylerin fazlasını yaptım şartları zorlayarak. Artık yapabileceğim hiçbir şey kalmadı. Varsa da gücüm ve sınırlarım daha fazlasına müsaade etmiyor. Sanırım artık bırakmalıyım... Artık ne olacaksa olacak. Oluruna bırakıp sonuçtan razı olacağım, olmalıyım.
Tevekkül bu mu?
Peygamber Efendimizin tevekkülü anlattığı bir gün, sahabeden bir kimse gelip, “Ya Resulallah! Devemi bir yere bağlayıp mı tevekkül etmeliyim yoksa bağlamadan mı?” diye sorduğunda Peygamber Efendimiz, “Deveni bir yere bağla ve sonra Allah’a tevekkül et.” demiştir. (Tirmizi, Kıyamet, 60.)
Tevekkülle ilgi anlamadığımız ya da kaçırdığımız yerler olabilir mi? İfrat ve tefrit dediğimiz şey, uçlarda olmak ve tevekkülün ölçüsünü kaçırmak.
Cüneyd Bağdadi Hazretleri, “Tevekkül, kalbin Allah’a itimat etmesidir.” diyor. Ne güzel bir kelimedir itimat. Güvenmek, dayanmak ve sonuçtan razı olmak. Bir fenalık olmadığını, olmayacağını bilmek. Velev ki bağladığın hâlde o deve kayboldu, bunda da bir hayır olduğuna inanmak.
İnsana, iyi bir Müslüman olmaya ya da muttaki bir mümin olmaya dair ölçüyü veren nedir? Mizacındaki rahatlığı ya da telaşeyi dengeleyen, onu korkudan güvene eriştiren, hatalardan ve günahlardan uzaklaştıran, iyiliğe ve güzelliğe sevk eden şey nedir? Tevekkülde de ölçüyü fıtratında muhafaza ettiren hâl nedir? “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.” (Âl-i İmran, 3/173.) ayet-i kerimesini kalbe yerleştirip sabit kılan tavır ve davranışlar kimlere, nasıl nasip olur?
Modern çağ damarlarımıza, “Hayatının merkezinde sen varsın, istersen yaparsın, yeterince çalışırsan elbette elde edersin.” düşüncesini zerketti. Öyle sinsice işlendi ki bu düşünce bünyelerimize, elde edemediklerimizde de bize bahşedilenlerde de gayb düşüncesini çok gerilerde bıraktık. Yaratan ve yaşatanın, nasip edip rızıklandıranın ya da mühlet verip bekletenin Allah Teâlâ olduğunu idrak ederek yaşamaktan uzaklaştık. Kendine odaklı, “Ben her dünyalığın en iyisini hak ediyorum.” düşüncesinde olan bir nesle dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kaldık. Maalesef tevekkül mantığımız bu nefis odaklı ve sabırsız yaşam algısından nasibini aldı, alıyor. Hâlbuki layıkıyla tevekkül eden bir kimsenin, “yuvalarından sabah aç çıkıp akşam tok dönen kuşlar gibi rızıklandırılacaklarını” biliyorduk.
Aslında Müslümanın her tavrı, bakış açısı, sözü ve davranışı bir başka hâlini tamamlar ve de doğrular niteliktedir. Müslüman, günahlardan uzak durur, ibadette devamlıdır, doğru sözlüdür. İyiliği emreder, kötülükten sakındırır, her hâlinde Allah’ı ve Resulünü hatırlatır, güler yüzlü ve naziktir. Güzel hasletleri birbirini destekler, bir hatası olduğunda pişman olup tövbe eder, yanlışında ısrar etmez, nefsini terbiye etmekte de tüm ilişkilerinde de itidal sahibidir. Hayat ve ölüm, dünya ve ukba dengesini gözetir, ölçüyü kaçırdığını fark ettiğinde bir adım geri durup bekleyecek sabra da sahiptir. Bütün işlerinde denge sahibidir. Sınırlardan uzak durur. İşlerinde önce gayret edip çaba göstermeyi, sonra da tevekkül edip Allah’a güvenmeyi bilir. Bununla birlikte tevekkülün ön şartı, bilişsel ve davranışsal düzeyde sorumluluğunu yerine getirip gayret etmektir. Tedbir kuldan takdir Allah’tandır.
Tevekkül, hayatın akışındaki huzuru yakalamaktır. Tevekkül bilincini destekleyen her türlü haslet de Müslüman özelliklerindendir. Birinde bir aksama başladığında, tövbe edip kendine gelene kadar bozulmalar birbiri arkasına gelir. Eksikliğini hissettiğimizde hem temel İslami sorumluluklarımızda hem de ahlaki yapımızda bir tamirat ve tadilata başvurabilmeliyiz. Benim tevekkülüm neden zayıfladı, neden gayretsizlikten ya da kontrolcülükten uzaklaşıp çabalarımın neticesini Rabbime huzurla havale edemiyorum? Acaba ibadetlerimde bir ihmalim ya da nezaketimde bir azalma mı var? Bilmeden bir kardeşimin hakkına mı girdim, bir boynu büküğü göz ardı mı ettim? İnsan önce kendi kulluk sorumluluğunu test edebilmeli, belki de hayırhahım dediği dostlarına kendi hâllerini sorabilmeli, bir dost aynasında kendine bakabilmeli.
Kulun dönüşümü tövbeyle, ihya ve inşası ise duayladır. “Tevekkülümü güçlendir Rabbim, beni verdiklerinden ve vermediklerinden, aldıklarından ve almadıklarından razı kıl.” diye yapılan bir dua da gönlü çepeçevre saran bir kalkan gibi kulu güçlendirecektir. Hem tevekkülü artacak hem de diğer huyları güzelleşecektir. İbadetlerinde daim olacak ve Müslümanlığındaki örnekliği sebat bulacaktır.
Kur’an-ı Kerim, çok sayıda ayet-i kerimede tevekkülü tavsiye eder. Rızıklandırılmak için sabır ve sebat gösterip Allah’a dayanmanın, kulu ne derece olgunlaştırıp geliştireceğini anlatır. Akıllı ve halis bir kul tedbir alır, niyet eder ve her işinde Allah’a dayanıp güvenir. O ne güzel vekildir. Tevekkül, mutlak güven verene, gani ve kavi olana, her şeyi bilip planlayana huzurla tabi olabilmektir.
De ki: “Allah bizim için ne yazdıysa başımıza gelecek ancak odur. O bizim Mevlamızdır. Müminler, yalnızca Allah’a güvenip dayansınlar.” (Tevbe, 9/51.)
Rabbim ahlakımı güzelleştir! Elimden geleni yaptım ve her işimi sana havale ettim. Gönlümü ve aklımı daima selim kıl. Sen ne güzel vekilsin.