NADİR OLAN
AZİZDİR

Gülşen ÜNÜVAR

Dinle azizim!

Nice zaman, nice mekânlar geçti sanki sana yazmayalı. Ama bazen de bir bakıyorum ki daha dün gibi. Söyleyecek çok şeyi olan insanlara zaman mefhumu sorulmaz, der bilenler. Ne de güzel anlarlar, anlatmak için dili ile damağı arasında mekik dokuyan âdemin hâlinden. İşte ben de o kalender anlatıcılardan biriyim, naçizane.

Biz ki gösterişsiz yaşarız, cismimize türlü anlamlar yüklemeyiz evlat. Mühim olan gönlümüzün şatafatıdır, bilesin. Elimizden çok dilimizden dökülenedir meylimiz, sezesin. Yuvasında garip kalmış bir serçe yavrusunu alıp evine mi getirirsin, yoksa ona göreceği günlerden havadis mi verirsin, sorarım sana. Yaşama tutunmak demektir evlat. Ağızdan çıkacak bir tek söz en kuvvetli dayanak olur âdemoğluna. Şefkatle bezenmiş seslenişler bir merdiven kurar, korumasız kalmış küçük kuşa. Sonra patika, sonra yol ve en sonunda gökyüzüne uzanan bir baş.

Yarına dair kurulan her cümle kanat olur uçmak isteyene, unutmayasın. Yardım eli dediğin, elden değil dilden gelir. İsterim ki benim bu kalender sözlerim de sana kılavuz olsun, ışık olsun, kanat olsun. Çünkü sen, yuvasında yarınları bekleyen bir yavru kuşsun. Yavru kuşlar, korunmaya muhtaç değildir evlat, bilesin. Doğru söze, has öze muhtaçtır her canlı, bu kelama itimat edesin.

Can dediğin değer umar. Değer vermeyi de değer görmeyi de bil evlat. İkisi de birer kanattır sana. İkisi de nadide bir mücevherden farksızdır benim nazarımda. Nadide derim, zira öyle herkes iki kanadını bir araya getiremez. Hangi şey nadir ise o şey azizdir.* Bundan sebep sana “Azizim” diye seslendim bu mektubumda. Elime kâğıdı kalemi almama sebep sendeki bu öz, nadirdir evlat. Değerli anlamına gelen aziz kelimesini sonuna kadar hak ettiğini bilmeni isterim. Mahcubiyete ya da mütevazılığa hacet yok. Kişi, kendinde olan meziyetlerin farkına varmalı, farkında olmalı ki misliyle karşılık verebilsin.

Değer gördüm ki değer veririm evlat. Hürmet gördüm ki sevgi beslerim evlat. Diyeceğim o ki hitap önemlidir. Hitap, sana senin kim olduğunu söyler. Neyi ne kadar hak ettiğini belirler. Özündeki nadide mücevherleri hatırlatır. Lakin şunu da söylemeden geçemeyeceğim; mücevher ki bahttır insana. Kuttur, muttur… Sımsıkı sarılmanı öğütlerim. Gelen kut bir gün olur gider.* Perişanlık denen illet seni harap eder.

Peki ama nasıl, diye sorduğunu duyar gibiyim. Aramızdaki onca mesafeye rağmen hissederim; aklında binbir soru, gönlündeyse ağırlığınca endişe. Fakat sana vereceğim bir cevabım yoktur, bilesin. Bu, sana merdiven kurmak, patika açmak, kanat takmak olurdu. Her can kendi yolunu kendisi bulmalı evlat. Bir çuval dolusu harfi senin önüne döktüm işte. Kelimelerini kendin oluşturmalı, cümlelerini kendin kurmalısın. Bir ömür boyunca aynı ağacın dalında, aynı taşın kovuğunda, aynı toprağın oyuğundaki yuvada kalamazsın. Kanatlarını tam edip uçma vaktin gelince ki bu vakti en iyi sen bileceksin, çuvaldaki harflerle en manalı sözleri başka başka serçe yavrularına bu kez sen söyleyeceksin.

Vakit evlat!

En mühim teferruatlardan birisidir, unutmayasın. Her şeyin bir vakti zamanı olduğunu aklına koyasın. Aceleye mahal yok! Yeterince ve kararınca beklemeyi kural belle. Hangi işte acele edilirse o iş uzar ve gecikir; acele yapılan işler pişmanlık ile neticelenir.* Bilirim, hazır olmadan yeltenmezsin; kanatsız uçmaya, ayaksız koşmaya. Buğdayın başağını hatırla. Henüz çatlamayan yumurtayı da. Ayvanın hamını, gönlün tamını.

Her şey vaktini bekliyorsa bu âlemde, sen de bekleyeceksin. Vaktinden önce ağarmıyorsa tan, bil ki vaktine hürmetindendir. Kimi zaman emeklemeli insan. Yeri geldiğinde yürümeli, yerine göre de koşmayı bilmeli. Bunları yapamadığından değil, elbette en âlâsını yaparsın, farkındayım. Ama mühim olan zamanlamadır evlat. Neyi ne zaman, ne hızla yaptığın çok önemli. Mayalanmış yoğurdu tam zamanında uyandırmazsan mesela, ekşir. Hem kendi yüzünü ekşitir, hem de seninkini. Küpün içinde dinlenen üzümden hazel al. Sirke olup şifa dağıtsın diyedir bu bekleyiş. Ancak geçiriverirsen vaktini, çatlatır küpü, sirkenin keskinliği. Keskin sirkeyi kim ne yapsın? Hem sana hem küpe zarar. Gel bir de zıddından bakalım bu misallerin neticesine. İvedi ettin de vaktinden evvel kaldırıverdin yoğurdun örtüsünü, açıverdin küpün kapağını. Yeter bu kadar beklediğiniz deyiverdin. Yetmek evlat! Senin karar vereceğin bir tamam oluş değildir bu. Yetmenin zamanını bir belirleyen var. Olmanın zamanını, bilmenin ve sezmenin zamanını da…

Tüm bu söylediklerimi idrak etmenin de zamanı gelecek elbette. Bu zaman gelene kadar sabırlı olmayı bil evlat. Aceleden kimseye hayır gelmez. Dinleme vakti dinlemeyi, söyleme vakti söylemeyi öğrenme kıvamındasın şimdi. Vakti gelince kapalı kapılar açılır.* İşte o vakit önüne ummanlar gibi bilgelik saçılır.

Vakitlerden söyleme vaktindeyim ben. Yoğurdum mayalandı, başağım doldu, sirkem olgunlaştı. Ama sanma ki her derde devayım, tamamlandım! İnsan, hiçbir zaman olamaz ki tam. Olduğu kadarı da sende baki değildir üstelik. Bil ki ikbal bugün sende ise yarın başkasındadır.* Mertebe dediğin, hemen şu kapının arkasındadır. Girdin bir an, çıktın bir an!

Yazdık, söyledik evlat. Şimdi kâğıdı dürüp zarfa koyma vakti. Hece hece okuyasın, okudukça kanasın. Yüce Rabbim yolunu açık, bahtını gür eylesin. Benden sana çokça selam olsun.

*Kutadgu Bilig