MÜTEVAZI BİR MEKTEP
Hilal KOÇ HANCI
DİB Din Hizmetleri Uzmanı
COVID-19 salgını öncesinde, sınıf mevcutlarının ortalama otuz kişiyi bulduğu yıllarda bütün Kur’an kursu hocalarının eylül ayında yaşadığı tatlı telaşları yaşıyordum. Nasıl bir sınıfım olacaktı, bunu düşünmek beni heyecanlandırıyordu. Yetişkinlerin eğitiminde görev almış insanlar bilirler ki sınıflar tahminlerin çok daha ötesinde farklı vasıflarda insanlara ev sahipliği yapar. Kurs öğrencilerinin yaşları, öğrenim durumları, medeni hâlleri, maddi durumları birbirinden oldukça farklıdır. O yıl benim sınıfım da öyleydi, on sekiz yaşında liseyi henüz bitirmiş genç bekâr öğrencim de vardı okuma yazma bilmeyen yetmişli yaşlarında irfan mektebinin başarılı öğrencilerinden teyzeler de. Emekli olmuş bir coğrafya öğretmeni ve bir de banka memuru hanımefendi, sınıfın renkli simaları olarak yerlerini almışlardı. Ayrıca yıl sonunda söylediği cümleyle omuzlarıma ağır bir sorumluluk yükleyen Semiha Hanım da o yıl öğrencim olmuştu. Sınıfta farklı vasıflara sahip insanların olmasının avantajları olduğu gibi dezavantajları da vardır. Hocanın söylediği şeyin kastettiği hâliyle herkes tarafından anlaşılması zorlaşır mesela böyle sınıflarda. Ama bunun yanında her bir öğrenci kendi birikimiyle sınıfa renk kattığından gerek ders esnasında gerek teneffüs ve diğer zamanlarda sohbet konuları zenginleşir. Herkes bildiğinin hocası, bilmediğinin öğrencisi oluverir.
İlk bir iki hafta öğrenciler birbirlerini tanıma sürecinde her şeyi hemen herkesle paylaşmazlar ama haftalar geçtikçe güven duygusunun tesisiyle samimiyetler pekişir. Öğrenciler, ders esnasında konuyla alakalı başkaları açısından basit ve sıradan sayılabilecek sorular sorarken çekinmezler artık. Yaşı büyük olanlar geride bıraktıkları yılların telafisi için daha bir gayretle katılırlar derslere; öğrenecekleri çok şey vardır ve anlatılanları gençler gibi hızlı kavrayamamanın kaygısını taşırlar. Zaman gösterir ki yılların kendilerine kattığı tecrübe ile bazı ileri yaştaki öğrenciler nice genç öğrenciye taş çıkarır bir yeteneği haizmiş.
Öğrencilerin kursa geliş sebepleri öncelikle Kur’an-ı Kerim okumayı ya öğrenmek ya da geliştirmektir. Namazda ve mübarek günlerde okunması âdet olmuş sureleri daha güzel ve seri bir tilavetle okumak hemen her öğrencinin arzusudur. Bunun yanında dinî bilgilerdeki eksikliklerini tamamlamak isterler. Ama hemen hemen hepsi yıl sonunda kursun kendilerine tahmin ettiklerinden çok daha fazla katkı sağladığını itiraf ederler. Çünkü birçoğu için kurs, sosyalleşmenin adresi olmuştur. Herhangi bir çıkarın söz konusu olmadığı ilişkiler, sımsıcak dostluklar, bu güzel çatının altında kurulmuştur. Aile fertlerinin bile bir araya gelmekte zorlandığı, komşuların artık birbirini tanımaz olduğu zamanlarda özlemi duyulan yârenlikler burada yaşanmıştır. Hep beraber nice hüzünler, sevinçler paylaşılmış; dertlere derman bulunmuştur.
Kur’an kursu öğreticisi olduğum o yıllarda görev yaptığım kurs, sekiz on sınıflı büyük bir kurstu. Öğrencilerin ders aralarında oturup sohbet edebilecekleri ufak bir alanı vardı. Genelde teneffüslerde kullanılan bu alan, bazen de beraber ders çalışmak isteyen öğrencilerin çalışma alanı olurdu. Ayrıca kursumuzda mütevazı bir de kitaplık mevcuttu. Bütün imkânlarıyla kursumuz ders dışı faaliyetlerle de öğrencilerin kendilerini geliştirebilecekleri bir ortama sahipti. Bu arada büyük sayılmayan sahneli bir salonumuz da vardı. Bu salonda önemli günlerde programlar yapılır, öğrenciler bu programlarda çeşitli görevler alarak topluluk önünde konuşma yeteneklerini geliştirirlerdi. Sene boyunca yapılan birkaç programın finalini de mezuniyet töreni oluştururdu. Bu programlarda öğrenciler günün anlam ve önemine dair yazar ve şairlerin metinlerini okurlardı. Yıl sonu programında ise kaleme aldıkları metinlerle programa katkı sunarlardı. Bu metinler için öğrencilerimizin kaleme aldıkları kompozisyonlar değerlendirilir, dereceye girmiş üç metne programda yer verilirdi. Böylece öğrencilerimizin bütün bir sene yapmış oldukları eğitim öğretim faaliyetleri yazarak kendini ifade etme becerisiyle taçlanmış olurdu.
O yıl kompozisyon yarışmasının konusu, “Kur’an kursunun hayatınızdaki konumunu nasıl anlatırsınız?” olarak belirlenmişti. Her hoca kendi sınıfına kompozisyon yarışması ile ilgili duyuruyu yaptı. Ben de öğrencilere kompozisyon yazarken nelere dikkat etmeleri gerektiğini belirterek yazıyı iki hafta içerisinde bana teslim edebileceklerini söyledim. Okuma yazma bilmeyen teyzelerim biraz içerleyerek “Hocam biz ne yapacağız, yazmamız yok diye yarışmaya katılamayacak mıyız?” diye sordular. “Elbette katılabilirsiniz, siz de bu konu üzerine düşünür, hislerinizi dile getirirsiniz, bir yakınınız da bunu kaleme alır.” dedim. Yazarak duygularını ifade etmek istemeyenlerin bile bu konu üzerine düşünmesini özellikle rica ettim. Aradan iki üç gün geçmişti ki Semiha Hanım ders çıkışında yanıma geldi, “Hocam, vaktin varsa sana bir şey söyleyeceğim.” dedi. Elbette, dedim. Sınıfta kimse kalmamıştı. Söze başladı:
“Siz, kursun hayatınızdaki yerini düşünün, dediniz ya! Ben iki gündür düşünüyorum, yazamam hatta yazmak istemem ama size söylemek isterim. Ben on sekiz yıllık evliyim, çok zor dönemler geçirdim. Hatta geçen yaz boşanmayı çok düşündüm. Annem, babam yaşlılar, boşanıp gelmek istiyorum, dersem pek hoş karşılamazlar. Sen hocasın, az çok tahmin edersin diyeceklerini. Bu yıl komşum kursa yazılınca bana da gelmemi teklif etti. İşin açığı ben de biraz farklı bir ortam olur da bana iyi gelir, diye düşündüm. Kursa yazıldım. Derken dersler başladı. Derslerde konuşulan her şey sanki özellikle bana bir şeyler anlatıyordu. Hele Hz. Peygamberimizin hayatı işlenirken çok etkileniyordum. Cuma günü yaptığımız ahlak dersleri bana çok şey öğretti. Belki kocamın huyu suyu değişmedi ama öyle güzel şeyler duydum, öyle iyi örneklerden haberim oldu ki! Ayrıca olaylara farklı bakılabileceğini de burada öğrendim. İnanır mısın bilmem evde tartışmalarımız azaldı, sohbet etmeye de başladık. Ben burada okuduğum hadisleri gidip evde söylüyorum, eşim de çocuklar da bundan mutlu oluyorlar. Daha ne anlatayım sana Hocam, iyi ki kursa gelmişim, hayatım güzelleşti.”
Son cümlelerini söylerken ağlıyordu. Bir hocanın işitebileceği en güzel cümlelerdendi bu duyduklarım. “Beni de ağlatacaksın şimdi.” diyerek elini tuttum. Bir süre sonra sınıftan çıktı. Ama o gün ilk defa yaptığım vazifenin ağırlığını omuzlarımda bu kadar hissettim. Ders saatlerini bihakkın geçirmeye çabalarken konuştuklarımızın öğrencilerin gönüllerinde nasıl karşılık bulduğunu işitmiştim. Semiha Hanım’ın özel yaşamında yaşadığı sorunlar neydi, ne kadarı çözüme kavuşturulabilir boyuttaydı, tam olarak bilmiyorum ama o, yüzünü güzel ve iyi olanlara çevirdiğinden belki de sorunlar kendiliğinden küçülüvermişti.