MÜSENNÂ TEVAFUKLU
KUR’AN-I KERİM

Eyüp DEMİR

Hz. Peygamber’in (s.a.s.) şüphesiz en büyük mucizesi Kur’an-ı Kerim’dir. 23 yıllık bir süreçte Allah (c.c.) tarafından Cebrail (a.s.) vasıtasıyla Peygamber Efendimiz’e ayet-i kerimeler parça parça vahiyler hâlinde indirilmiştir. 40 yaşında iken “İkra” yani “Oku” emriyle 610 yılında başlayan bu ilahi süreç yine Hz. Peygamber’in (s.a.s.) bu dünyadan ayrıldığı yıl olan 632’de sona ermiştir. Ümmi olmasına rağmen Kur’an-ı Kerim’i en iyi anlayan ve yaşayan olarak insanların cahiliye karanlığından İslamiyet aydınlığına girmesine vesile olmuştur.
1400 yıldan fazladır Müslümanların göz nuru olan Kur’an-ı Kerim, kendinden sonraki dönemleri aydınlatan pek çok mucizeden haber vermiştir. Kur’an-ı Kerim’i ve İslamiyet’i ortadan kaldırmak için Müslümanlara karşı amansız saldırılar yapılmış olsa da Kur’an-ı Kerim ve onun getirdiği ilahi mesaj baki kalacaktır. Nitekim Cenab-ı Hak Kuran-ı Kerim’de “Şüphesiz o zikri (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz. ” (Hicr, 15/9) buyurmaktadır.
Kur’an-ı Kerim şüphesiz en çok okunan, ezberlenen, satın alınan, hediye edilen ve nihayetinde en çok çoğaltılan ilahi bir kitaptır. Müslümanların yıllarca başköşelerinde yer alan Kur’an-ı Kerim’i istinsah eden hattatlar, ondaki tevafuk (birbirine denk gelme uygun düşme) mucizesini fark etmişler ve 1700’lü yıllarda Allah lafızlarını renkli yazmaya çalışmışlardır. Tabi ki tevafuk tam olarak ortaya çıkmamış ama bunun için çalışmalar yapılmaya başlanmıştır.
Tevafuk birbirine uyma, uygun gelme, muvafık olma anlamlarına gelen bir kelimedir. Kur’an-ı Kerim’de tevafuk deyince akla başta Allah (c.c.), Rab (c.c.) isimleri olmak üzere aynı kelimeler ile aynı kökten gelen kelimelerin alt alta, karşı karşıya ya da sırt sırta gelerek mucizevi bir şekilde düzen hâlinde var olmaları gelmektedir. Kur’an-ı Kerim’de 2806 adet Allah (c.c.) lafzı ve 846 adet Rab (c.c.) lafzı ile aynı kökten kelimeler Kur’an-ı Kerim’in neredeyse çoğu sayfasında birbirine tevafuk ediyor.
Bu bağlamda Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesi Yazma Eserler Birimine Alanya Müftülüğünden gönderilen bir Kur’an-ı Kerim nüshası daha gelmeden bizi heyecanlandırdı. Müftülük personeli tarafından gönderilen resimleri ilk gördüğümde bunun bir tevafuklu Kur’an olduğunu fark ettim ve bu nüshanın acilen bize gönderilmesi gerektiğini üstlerimize bildirdim. Eser, 04.11.2022 tarihinde kütüphanemize teslim edildi. Kur’an-ı Kerim’i incelediğimizde neredeyse her sayfasında müsennâ tevafuk (iki taraflı uygun gelme) görülmekteydi.
Elimizdeki bu nüsha Cemaziyelahir 1275 (Ocak/ Şubat 1856) tarihinde istinsah edilmiştir. Nüshanın hattatı olan Seyyid Muhammed Ulvî’nin hocası, Alanyalı Muhammed Hamdi’dir. Babası ise o zamanlarda Pirlevgânde olarak bilinen Konya’ya bağlı Hadim ilçesinden Batlâkzade el-hâc Ahmet’tir. Bu bilgiler dışında hattat hakkında bilgi yoktur. Nüsha, harekeli nesih hatla, her sayfada 15 satırla yazılmıştır. Kırmızı ve siyah mürekkep kullanılan nüsha 170x125mm, 100x65mm boyutlarındadır ve 307 varaktan oluşmaktadır. Krem renkte filigranlı kâğıda yazılan nüshanın 1b-2a varakları tam sayfa tezhiplidir. Hatâyî motifli tezyinatlı tığ işlemeleri ve çiçek desenleri vardır. Süslemelerde altın yaldız zemin üzerine mavi, yeşil, pembe, kırmızı ve sarı renkte mürekkep kullanılmıştır. Diğer varaklardaki duraklar ve bordürler altın yaldızlıdır. Hizb gülleri de oldukça tezyinatlıdır. Müsennâ şeklinde yazılan kelimeler ise kırmızıdır. Nüshanın ilk varaklarındaki bazı formalar ciltten ayrılmış, şirazesi gevşemiştir. Bunların dışında eserin kondisyonu iyi durumdadır. Deffeleri, mıklebi yaprak motifli, zer-bahar teknikli kafes şemseli, iç ve dış pervaz ile zencirekleri nokta bezemeli, kahverengi renkte deri kaplı mukavva bir ciltten oluşmaktadır. Sertab bölümünde Vâkıa suresi 79. ayet (Ona, ancak tertemiz olanlar dokunabilir.) yazılıdır.
Bu tarz üzere yazılan Kur’an-ı Kerim nüshalarını araştırdığımız zaman karşımıza “Şumnu donağı” adında bir yer çıkmaktadır. Şumnu, günümüzde Bulgaristan’a bağlı bir şehirdir. Büyük bir ihtimalle Kur’an-ı Kerim’de yer alan tevafuk mucizesini ortaya çıkarmak için ilk çalışmalar burada yapılmıştır. Donak, “bezeme, bezek, süs” anlamlarına gelmektedir ve burada çoğaltılan Kur’an nüshaları oldukça süslü olduğu için muhtemelen istinsah edilen nüshalara Şumnu donağı adı verilmiştir. Elimizdeki bu nüsha da müsennâ tarzda tevafuklu yazılan Kur’an-ı Kerimlerdendir. Müsennâ tevafuklu tarzda yazılmış günümüze kadar ulaşabilen iki Kur’an-ı Kerim nüshası mevcuttur. Elimizdeki nüsha 3. nüshadır. İlk nüsha Erzurum’daki asil bir ailenin üyesi olan Hoca Tayyar Efendi’den oğlu Hoca Lütfü Efendi’ye daha sonra da oğlu Vasfi Kumbasar Beyefendi’ye intikal etmiştir. Erzurum’daki bu Mushaf’ın istinsah kaydı olmadığından hattatı ve istinsah tarihi bilinmemektedir. İkinci nüsha ise Süleymaniye Kütüphanesi, Yazma Eserler Koleksiyonu, Yazma Bağışlar No:6330’da bulunan Harputlu Hattat Ali İlmî Efendi tarafından yazılan Mushaf’tır. Bu iki Mushaf incelendiğinde hangisinin önceden yazıldığı tam bilinmemektedir. Elimizdeki nüshanın istinsah kaydında yer alan tarih Cemaziyelahir 1275’tir (Ocak/Şubat 1856). Erzurum nüshasında 1290/1873 yılında Kur’an-ı Kerim’in sonunda, sayfanın alt kısmına “Şumnu donağı denilen bu Kur’an-ı Kerim 1290 yılında alınmıştır. İmza Tayyar” notu düşülmüştür. Bu notun sahibi Hoca Tayyar Efendi’dir. Bu üç nüshanın yazı, tezhip ve cilt özelliklerine baktığımızda tarih açısından Süleymaniye nüshası birinci, elimizdeki nüsha ikinci, üçüncüsü ise Erzurum nüshası olmalıdır. Süleymaniye nüshasının hattatı ferağ kaydında yazdığı nüshanın 15. nüsha olduğunu söylemektedir. Elimizdeki bu nüsha ise hattatın 9. nüshasıdır. Muhtemelen Kur’an-ı Kerim’de keşfedilen tevafuku ortaya çıkarmak için bu kadar çok nüsha yazılmıştır.
Bu saydıklarımız dışında Kur’an-ı Kerim’deki tevafuku ortaya çıkaran başka nüshalar da vardır. Bunlar, 21. yy.da yaşayan Ahmet Hüsrev Altınbaşak tarafından kaleme alınan yukarıdan aşağıya tarzdaki tevafuklu Kur’an-ı Kerim ve yine aynı dönemde yaşamış meşhur hattatlarımızdan Hâmid Aytaç’ın yazdığı nüsha ile Bağdat el-Kefil müzesinde yer alan her satırın “elif” harfiyle başladığı Hindistanlı Hattat Muhammed Lahorî tarafından yazılan tevafuklu Kur’an-ı Kerim’dir.
Kütüphanemizde 007465 numaralı demirbaşta yer alan bu nüshayı “DİB Kütüphanesi Yazma Eserler Sistemi”ne kayıt olduktan sonra https://yazmaeserler.diyanet.gov.tr/details?id=20124&material Type=YE&query=m%C3%BC senna+ linkinden giriş yaparak ücretsiz bir şekilde inceleyebilir, neredeyse her sayfasında tevafuk görebileceğiniz nüshanın bazı görsellerine de buradan bakabilirsiniz.
Tarihte
bu ay neler oldu?
SOS tehlike sinyali olarak kabul edildi.
(3 Kasım 1906)
Din dersi, ilkokullarda ders programına alındı.
(4 Kasım 1950)
Mustafa Kemal Atatürk vefat etti. (10 Kasım 1938)
Yönetmen Mustafa Akkad vefat etti.
(11 Kasım 2005)
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu.
(15 Kasım 1983)
Diyanet Gazetesi’nin ilk sayısı yayımlandı.
(22 Kasım 1968)
Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadı verildi.
(24 Kasım 1934)