MUHAMMED TANCİ
TÜRKİYE ÂŞIĞI ANSİKLOPEDİK BİLGİN

Enbiya Yıldırım


Batı başta olmak üzere yeryüzünün farklı bölgelerinden gelen pek çok insan, son yüzyıllık süreçte ülkemizin eğitim faaliyetlerine büyük katkı sunmuşlardır. Bu destek sadece sosyal ve beşerî bilimler alanında değil fen bilimleri alanında da görülmüştür. Bizleri âdeta dünyayla buluşturmuşlardır. Ayrıca bu bilginler, birikimleri yanında kültürlerini de yurdumuza taşıyarak çeşitliliğe ve zenginliğe aracılık etmişlerdir. İşte Muhammed Tanci bu bağlamda ülkemiz ilmî hayatına büyük katkı sunan bilginlerden biridir.
1918 yılında bugünkü Fas Vadras’ta doğdu. Babası İspanyol sömürgecilerle savaşmış ve kadılık yapmış bir insandı. İlk eğitimini ondan alarak hafızlığını tamamladı. Ardından Fas kentine giderek matematik ve astronomi dâhil olmak üzere pek çok alanda dersler aldı ve kendisini çok iyi yetiştirdi. 1936’da şehirden ayrılarak Tıtvan’da iki yıl kadar öğretmenlik yaptıktan sonra ilim tahsili için Kahire’ye gitti. Şimdiki adıyla Kahire Üniversitesinde tarih bölümüne, burayı bitirmeden de Arap dili bölümüne kaydoldu. 1943 yılında dereceyle fakülteden mezun oldu. Ardından başladığı yüksek lisansta tez olarak İbn Haldun’un Mukaddime’sinin tahkikini alınca yazma eserler dünyasına adım atmış oldu. Artık bu alan hayatının sonuna kadar çalıştığı saha olacaktı. Kahire’deki yazmalar enstitüsünün kuruluşu ile kataloglarının düzenlenmesinde yardımcı olması da bunun meyvesiydi. Sonra güzel bir gelişme oldu ve yazma eserleri inceleme komisyonuna seçilerek 1950’de İstanbul’a gönderildi.
İstanbul günleri
Asitane’ye gelişi ufkunun genişlemesine, İslami ilimlerle ilgili pek çok eseri tanımasına ve çok farklı bir çevre edinmesine imkân sağladı. Buradayken -Muhammed Hamidullah gibi- müsteşrikler kongresine katılarak Batıdan ve İslam âleminden gelen pek çok âlimle tanışma imkânı buldu. Geri döndükten sonra bıraktığı güzel iz sebebiyle 1953’te, yaşı daha otuz beş iken çok sevdiği Türkiye’ye davet edildi. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde İslam felsefesi kürsüsü profesörlüğüne tayin edildi. Burada İslam felsefesi, İslam dini ve mezhepleri derslerini on yıl süreyle okuttu. Bu dönemde hem lisans hem de lisansüstü öğrencilerinin yetişmesine büyük katkı sağladı. Âdeta hocalarla öğrencilerin İslam dünyasına ve klasik eserlere açılan pencerelerinden biri oldu.
Tanci, ülkesinden gelen davet üzerine 1962 yılında kütüphanesiyle birlikte Fas’a döndü. Burada Arap dili ve edebiyatı, İslam felsefesi ve mezhepleri tarihi derslerini okuttu. Bu arada Telif Tercüme ve Neşriyat İşleri Genel Müdürlüğü görevini üstlendi. Lakin Rabat’ta doğan kızının hastalanıp yanlış tedavi yüzünden ölmesi ve ailenin bundan duyduğu büyük üzüntü, Türkiye’de edindiği ilmî çevreyi ve ortamı ülkesinde bulamaması, siyasal ortamı beğenmemesi ve en önemlisi de kifayetsiz muhterislerin gadrine uğraması nedeniyle 1965’te kütüphanesiyle birlikte ülkemize geri dönerek İstanbul’a yerleşti. Taşınma sırasında kütüphanesinin nakil masrafı için bazı kitaplarını satmak zorunda kalması yüreğini her zaman yakan bir husus olacaktır. Hâlbuki Kral, kendisine her türlü imkânın sunulması yönünde bir yazı yazmış ancak alt kademede bu emir görmezlikten gelinmişti. Üstelik aynı Kral 1971’de, ülkesine dönmesi yönünde de bir yazı yazmış lakin mektup Hoca’ya ulaştırılmamıştır.
Tanci, İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünde kelam, tevhid, İslam mezhepleri tarihi ve Kur’an belagati dersleri verdi. Ankara’da olduğu gibi burada da asistanların yetişmesine büyük katkı sağladı. Öyle ki kendisine bir hususta soru soran kimsenin ikna edici cevap alamamasının mümkün olmadığı ifade edilmiştir. Bu arada İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde de Arap dili ve
edebiyatı derslerini okuttu. 1970-1971 öğretim yılında ise İslam dini ve mezhepleri tarihi kürsüsü profesörlüğüne tayin edilerek yeniden Ankara İlahiyata döndü. Kısa süre sonra da İslam hukuku kürsüsünün yönetimi kendisine tevdi edildi. 1973’te ülkemiz vatandaşı oldu. Bu süreçte Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde de Arap dili ve edebiyatı derslerini okutmaya başladı.
1974 yılında İstanbul’dayken kalp krizi geçirerek elli altı yaşında vefat etti ve Zincirlikuyu Mezarlığına defnedildi. En sonunda Fas’a dönüp dönmeyeceği sorusuna şöyle demişti: “Ben üniversitede çalışma hayatıma burada başladım. Bu bakımdan gözümü burada açtım sayılır. Burada evlendim, bütün dostlarım, arkadaşlarım burada. Türk gelenek ve göreneklerine alıştım ve benimsedim. Fas’a son gidişimde de orada yaşayamayacağımı, yerleşemeyeceğimi iyice anladım. Artık ben buradan ayrılıp bir yere gidemem. Benim mezarım Türkiye’de olacaktır.”
İlmî yönü ve kişiliği
İslami ilimlere derin vukufiyeti olan ve kitaplar arasında zamanın nasıl geçtiğini anlamadan gece yarılarına kadar çalışan Tanci, klasik Arapçaya hâkimiyeti ve birikimi yanında titizliği nedeniyle yazma eserler alanına büyük hizmetler sundu. Çoğu ilmî neşir olan eserlerindeki titizliğini anlamak için bu çalışmalara yazdığı tanıtım yazılarına, zengin dipnotlara ve yazma nüshalardaki hataları düzeltmesine bakmak yeterlidir. Nitekim bu yönünü takdir eden Zahid Kevseri, Tanci Hocanın neşrettiği Cezvetu’l-Muktebis kitabına yazdığı takdimde, onun Doğu ve Batı kültürünü şahsında topladığını ve büyük övgüleri hak ettiğini söyler. Esasında sadece Müslüman bilginler değil Batılı araştırmacılar da kendisini takdir etmiştir. Örneğin Hellmut Ritter onun için “Mağrib ülkesinden büyük bir âlim” ifadesini kullanmıştır. Daha ilginci ise Batılı araştırmacıların matematik ve astronomi kitaplarında anlayamadıkları yerleri ona çözdürmeleridir. Elbette bu durum yetkinliğinin bir göstergesidir.
İlimdeki büyüklüğüne rağmen son derece nazik, yumuşak huylu, sabırlı, mütebessim, gösterişten uzak, mütevazı, aynı zamanda ciddi bir insan olarak tarif edilen Tanci Hoca’nın bilgisiz olduğu hâlde bilgiçlik taslayanlardan, çıkarcı ve riyakâr insanlardan hiç hoşlanmadığı belirtilmiştir. Şu ifadeleri onun nasıl bir Müslüman istemediğini özetlemektedir: “Müslümanlar kitap şartlarının sınırlarını çizdiği ve şekillerini tasvir ettiği vazifeleri yaptıkları zaman, onları yapmaya sevk eden sebep ne olursa olsun dinî mesuliyetten kurtulduklarına inanmıştır. Bu merasimi ifa ettikten sonra İslam’la hiç alakası olmayan gibi yalan söyler, hırsızlık yapar aldatır, dinen yasak olan şeyleri irtikâp ederek hareket eder. Bunları yaptıktan sonra, kendisine göre orta, başkasına göre de iyi Müslümanlardan olduğuna inandığı vakidir.”
Kütüphanesi
Bütün ömrünü kitaplar arasında geçiren, matematik ve geometri yanında İslami ilimlerin her alanıyla ilgilenen Tanci’nin hayatı boyunca edindiği, risâleler bakımından zengin, yazma ve nadir bulunan basma eserlerden oluşan yaklaşık üç bin ciltlik kütüphanesi ölümünden sonra Türk Tarih Kurumuna intikal ettirilmiştir. Mağrip kitap birikimini barındırması bakımından Türkiye’de bir benzeri olmayan ve ağırlıklı olarak Arapça kitaplardan oluşan kütüphanede özellikle İbn Haldun’la ilgili irili ufaklı birçok nadir kaynak mevcuttur. İslam felsefesi ile Arap dili ve edebiyatı alanlarında ihtisas sahibi olduğundan kütüphanesinde bu alandaki eserler ağırlıktadır. Arapça tarih kitapları açısından da oldukça zengindir. Kendi eliyle çıkardığı listeye göre kütüphanesinde dört yüz on adet matbu, iki yüz dört adet yazma Arapça eser bulunmaktadır. Bu yazmalar arasında Mağrib hattıyla istinsah edilmiş birçok eser mevcuttur.
Kütüphanesini inceleyen birinin dikkatini bir şey çeker: Sürekli müracaat ettiği kaynakların baş ve son taraflarına ciltleme sırasında boş sayfalardan oluşan birer forma ekletmiştir. Bu formalara okumaları sırasında çeşitli notlar almıştır. Bu notlar kimi zaman kitabın içindeki bazı önemli yerlerin sayfalarını işaret eder, kimi zaman da kitap hakkında bazı bilgilerle Tanci’nin yorumlarını içerir. Hocaya ait özel evraklar ise İSAM (TDV İslam Araştırmaları Merkezi) Kütüphanesindedir.
Eserleri
Musiki ve resim üzerine araştırmaları bulunan; Şehristani, Ebu Mansur el-Matüridi, Gazali’ye göre Kur’an’ın tefsiri gibi çeşitli ilmî makaleleri olan Tanci’nin İslam, Türk Yurdu, Hilal gibi mecmualarda tercüme edilerek yayımlanan yazıları mevcuttur. İbnu’n-Nedim’in Fihrist’i ile İbn Haldun’un Mukaddime’si üzerindeki tahkikleri tamamlanamadığı için neşredilememiştir. Yayımladığı kitaplardan birkaçı şunlardır:
1.İbn Haldun, et-Ta’rif bi’bni Haldun. İbn Haldun’un Kitabu’l-İber adlı eserinin kendi hayatını anlattığı son cildidir.
2.Humeydi, Cezvetu’l-Muktebis. Endülüs’ün fethinden 92 (711) 450 (1058) yılına kadarki süreçte siyasal ve kültürel tarihi inceleyen bir eserdir.
3.Biruni, Tahdidu Nihayeti’l-Emakin. Enlem boylam hesaplamaları, şehirlerarası mesafeleri belirleme ve kıble yönünü bulma usulleri gibi konuların ele alındığı bir çalışmadır.
4.Kadi Iyaz, el-İ’lam bi Hududi Kavaidi’l-İslam. İslam’ın beş şartının, çocukların anlayabileceği seviyede anlatıldığı bir risaledir. Tanci, baş tarafına otuz sayfalık takdim yazarak İslam esasları ile ibadetlerde hedeflenen manevi terakkiye işaret etmiştir.
Tanci’nin gözünden İslam
İnsan aklının, vicdanının ve iradesinin aradığı şeyi İslam’da bulacağını belirten Tanci, dinin insanın bedenini ve ruhunu özgürleştirdiğini belirtir. Bunun yanında tevhid akidesinin, Müslümanı doğrudan doğruya Allah ile karşı karşıya getirdiğini ve kulun Rabbi ile arasında aracı ve şefaatçilere hiçbir yer bırakmadığını ifade eder.
Allah’ın kitabı ile Resulüllah’ın buyruklarını baş tacı yapan Muhammed Hoca, her fırsatta bu ikisinin önemini biz Müslümanlara gösterir. Kur’an’daki kelime seçiminin Allah’ın kitabının en önemli yönlerinden biri olduğunu ve bir beşerin bu derece güzel kelime seçimi ve tertibi yapamayacağını belirtir. Derin Arapça bilgisi göz önünde bulundurulacak olursa bu tespiti çok daha fazla önem kazanmaktadır. Onun Kur’an’ı hakkıyla anlamak noktasındaki bir tavsiyesi de belagat (edebiyat) yönünü anlamaktır. Bu yapılmazsa son kitabın ifadelerinin derinlikli anlamlarına nüfuz edilemez.
Tanci, Müslümanlar arasındaki farklı düşüncelerin Kur’an’dan kaynaklanan sebepleri olduğunu söyler ve bunları bir zenginlik olarak değerlendirir. Fıkhi ve itikadi mezheplerin doğuş sebeplerinden biri de zaten budur ve insana verilen düşünme yeteneğinin tabiî sonucudur. Kur’an’ın men ettiği husus ise tefrikadır.
Hz. Peygamber’e gelince onun görevi hem bildirmek hem de açıklamaktır. Bu nedenle buyrukları bir vahiydir. Hâl böyle olunca kitap ile hadis arasında tenakuz olmaz. Mutlak itaat gerekir. Bunu teyit için şunu da der: “Hz. Peygamber’den geldiği sabit olan hiçbir sözü, fiili ve takriri reddedemeyiz. Çünkü o, hatadan korunmuştur. Bütün sözleri doğrudur, doğru manaları vardır. Binaenaleyh hangi şekilde olursa olsun kabul etmeye mecburuz.” Tanci Hoca, peygambere imanın hakikatte ondan sadır olan emir ve yasaklara iman etmeyi içerdiğini de belirtir. Buna göre peygamberimize iman, içi boş bir inanç değildir.