MİNİ SORUŞTURMA

Ropörtaj: Zeynep DEMİR

Hayatın her veçhesinde önlem alınmadığı takdirde habis bir ur gibi yayılan; evde, okulda, işte, en çok da sosyal medyada insanları kolaylıkla tuzağına çeken bilgi kirliliğinin insandan insana nasıl sirayet ettiğini sizler için araştırdık. Yaşanan her olumsuz tecrübe hayatımızın geri kalanında bize yol gösteren bir ışık olsun dedik.

Din Eğitimi

O gün Kur’an kursunda hocamız tahtaya günün ayetini yazdıktan sonra, ayeti yüksek sesle okudu ve üzerinde biraz düşünmemizi rica etti. “Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.” (Hucurât, 49/6)

Ardından günümüzde yaşanan bilgi kirliliğine, kulaktan kulağa hızla yayılan dedikodulara, “Duydun mu, haberi?” diye dikkat çekilen ama altı biraz kazındığında içi boş çıkan söylemlere dair kısa bir konuşma yaptı. Şimdi tekrar düşünmenizi istiyorum, dedi. Gün içinde bu tür haberlere, bilgi kirliliklerine ne sıklıkla maruz kalıyoruz ve bizim tepkimiz ne oluyor? Bütün sınıfı bir sessizlik kapladı. Evet, hepimiz aslında bu sağlıksız iletişim ağının bir parçası oluyorduk, belki o haberi getiren belki farkında olmadan yayan. Hocamız yaygın birkaç hurafe örneği verdi. Evet, saydığı şeyleri hepimiz bir yerlerden duymuştuk. Hurafelerin, dinî konularda yanlış bilgilerin, insanların dinî hassasiyetleri kullanılarak nasıl da hızlı ve kolayca yayıldığını anlattı. Oradan buradan duyduğumuz hatta kulağımıza nereden çalındığını dahi hatırlamadığımız bir sürü şeyin aslında güzel dinimizle pek de alakası bulunmadığını, kiminin sadece bir gelenek kimininse tamamen uydurulma bir şey olduğunu dile getirdi. Hocamız haklıydı, bizler de bunun için kurstaydık, dinimizi doğru ellerde öğrenmek için Kur’an kursuna yazılmıştık.

Huriye A.

Sağlık İçin Sağlığından Olanlar

Kendimi bildim bileli annemin komşuluk ilişkileri sıkı fıkıdır. Ayın belli günlerinde toplanır, çay eşliğinde sohbet ederler. Kimin ne sıkıntısı varsa gidermeye çalışır, dertleşip gönüllerini ferahlatırlar. Çayın yanında da ikramlıklar, pastalar, börekler, kısırlar… Fakat yaşlar elliyi geçmiş, atmışa merdiven dayamış bu tatlı teyzelerin kolesterol, şeker ve tansiyonla da başları derttedir. Arada içlerine karışıp biraz dikkatli olmalarını salık veririm. Bir gün Sevim Teyze’nin hâlini hiç mi hiç beğenmedim. Solgun yüzü, titreyen elleri beni korkuttu. Sevim teyze şeker hastası. Aslında genel olarak yediğine içtiğine dikkat eden biri. Nasıl oldu da bir hafta içinde sararıp soldu anlayamadım. Sonra öğrendim ki televizyonda gördüğü bir haberin peşine düşmüş, alternatif tıp adı altında merdiven altı karışımlarla, tuhaf içecekler, nereden imal edildiği belli olmayan haplarla şifa bulmaya çalışmış. Bir yandan anlıyordum onu, bitmek bilmeyen iğneler, her gün alınan haplar, üstüne ömür boyu süren diyet… İnsan ister istemez bir umut bu tür haberlere itibar ediyor. Ona fitoterapi eğitimi aldığımı elbette beslenme düzeniyle pek çok rahatsızlığın geçebileceğini, en azından hafifleyeceğini ama işi erbabından öğrenmesi gerektiğini anlattım. Her duyduğuna da itibar etmemesini söyledim.

Neşe K.

Kelimelere Sirayet Eden Ön Yargı

Lisede edebiyat hocamız bir gün derste ilginç bir bahis açtı. Hiç günlük dilde kullandığımız terkiplere, kimi özlü sözlere acaba bu söz birilerini incitir mi diye baktınız mı, dedi. Arkadaşlarla gülüşüp birbirimize baktık. Neyi kastettiğini pek de anlamamıştık. Hocamızın lafın ardını getirmesini bekledik. Ama konuşmadı. Kısa süren sessizliğin ardından derin bir sessizlik oldu: Bir kız doğdu desenize, dedi. Sonra ekledi. Kalabalık bir ortamda aniden gelen sessizliğin ardından böyle dendiğini duymuşsunuzdur. Evet duyduk ama… O an gerçekten bu söz üzerine düşünmeye başladık. Neden böyle söyleniyordu, kız çocuğunun dünyaya gelmesi ile sessizliği birbirine bağlayan ve hayatımıza yer eden bu söz ne anlam taşıyordu. Kim bilir belki de oğlu olunca sevinen ama kız çocuğuna hüzünlenip sessizleşen insanları mı imliyordu. Sıradan bir sözün aslında insanları incitebileceğini işte böyle öğrendik. Bazen bir milleti, bazen bir şehri bazen de doğrudan koca insanlığın bir yarısını hedef alan bu tür sözlerin aslında duygusal istismar olduğunu ardında çeşitli hurafe ve batıl inançların gizlendiğini maalesef günlük dilimize hatta edebiyatımıza dahi sirayet ettiğini anlattı. Hepimiz çok şaşırmıştık. O günden sonra sözlerimize daha dikkat etmeye çalıştık.

Osman B.

Linç Kültürünün Kararttığı Hakikatler

Aktif bir sosyal medya kullanıcısıydım. Ülke gündeminden günlük sıradan olaylara kadar haber kanallarından çok sanal ağlar vasıtasıyla haberdar oluyordum. Üstelik bu ağlar sayesinde haberin sadece alıcısı değil aynı zamanda o haberi yayan, yorumlayan ve etkileşime sokan birine de dönüşebiliyorsunuz. Bir gün aslına astarına bakmadan kalabalığın hareketlerine uyarak bir videoyu paylaştım. Habere göre bir devlet memuru kendisini uyaran ihtiyar bir amcayı azarlıyor, onu başından savıyordu. Gerçi görüntülerde bir hakaret yahut şiddet eylemi yoktu fakat memurun vatandaşı muhatap almaması, ihtiyar amca canhıraş derdini anlatmaya çalışırken istihza dolu gülümsemesi fena hâlde canımı sıkmıştı. Video elden ele yayıldı. Vergilerimizden maaş alanlar vatandaşı hor görüyor diye görüntüdeki memur tabiri caizse sosyal medyada linç edildi. Günler sonra ekranıma başka bir haber düştü. Meğer videodaki ihtiyar alzheimer başlangıcında bir hastaymış. Yalan yanlış hatırladığı arsalarına, evlerine akrabalarının yasal olmayan yollarla el koyduğunu anlatıyor, elinde fi tarihinden kalma tapularla sık sık bahsi geçen devlet dairesine giderek şikâyetlerde bulunuyormuş. Memur da görmezden gelirsem belki işe yarar diye bütün tahriklere rağmen sükûnetini korumaya çalışmış. Görüntülerin devamında ihtiyar adamın oğlu araya girip memur beyden özür dilediğinde nasıl bir yanlış yaptığımı anladım. Benim gibi birkaç yüz kişinin bilgi zafiyeti yüzünden bir insan sosyal medyada yerden yere vurulmuştu. Yaptığım hatayı telafi eder mi bilmem ama hemen haberin doğrusunu şahıstan özür dileyerek paylaştım.

Ahmet Selim B.