MİLLÎ MÜCADELE’NİN
KADIN KAHRAMANLAR
Yusuf YILDIZ
Millî Mücadele’ye Giden Yol

İstiklal Harbi, “Bağımsızlık Savaşı” veya “Kurtuluş Savaşı” olarak da anılır. Mondros Mütarekesi’nin (30 Ekim 1918) hemen ardından başlayıp askerî açıdan Mudanya Mütarekesi’yle (11 Ekim 1922), siyasî açıdan ise Lozan Antlaşması’yla (24 Temmuz 1923) son bulur.

Osmanlı Devleti, 20. yüzyılın hemen başlarında üst üste girdiği veya girmek zorunda kaldığı savaşlar sebebiyle büyük toprak kayıpları yaşadı. Bundan daha önemlisi Anadolu’nun da işgal edilmesi sonucunda bağımsızlığını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. İstiklal Harbi süreci, hiç kuşkusuz maddi ve manevi pek çok kaybın yaşandığı bir dönem oldu.

Birinci Dünya Savaşı, özünde, 19. yüzyılda “düvel-i muazzama” adı verilen İngiltere, Almanya, Rusya, Fransa gibi dönemin büyük dünya güçlerinin aralarındaki sorunları ve menfaat çatışmalarını savaş yoluyla çözüme kavuşturma çabalarının bir sonucuydu. Nihayetinde pek çok tarafında savaşlar ve yıkımlar yaşanırken Osmanlı Devleti de bu süreçten azami kayıpla çıkmak zorunda kaldı.

Millî Mücadele; fedakârlığın, azmin, gayretin, cehdin gözle görüldüğü bir dönemdir. Milletin topyekûn bir hâlde savaş ve mücadelenin tam da merkezinde olması hâlidir. Anadolu toprakları çok savaşlar gördü, çok mücadelelere şahitlik etti elbette. Fakat Millî Mücadele Dönemi belki de bunların en soluk keseni, en cansiperane olanı, en aman vermezi, belki de en çok ölüm kusanıydı.

Bu mücadelenin içerisinde erkekler cephede her zaman olduğu gibi savaştı. Cenk meydanlarında aslanlar gibi kükredi. Şehadet nidalarıyla, tekbir sedaları birbiriyle karıştı, kaynaştı. Her bir nefer bir kahraman olup çıktı meydana. Ne bir adım geriye attılar ne de geride bıraktıkları Anadolu kadını, erkeklerinin tek bir adım olsun geri atmasına müsaade etti.

Kadının Olmadığı Hiçbir Savaş Kazanılamaz

Sosyolojik tarih okumalarımda dikkatimi çeken bir husus, içerisinde bizatihi kadının olmadığı neredeyse hiçbir hareketin başarıya ulaşmadığıdır. Kadının var olduğu hiçbir cephe kaybedilemez. Kadının dışlandığı hiçbir toplum abat olmaz ve kadının yer almadığı hiçbir savaş kazanılamaz ve hiçbir hayat yaşanamaz.

İçerisinde kadının olduğu her fikir, her hareket genişler, gelişir ve yayılır. Mesela, Allah (c.c.) ve Resulü’ne (s.a.s.) ilk iman eden, bir kadındı. İslam’ı kabul eden bütün benliği ve varlığıyla İslam davasında var olan Resulullah’ın zevcesi Hz. Hatice’ydi. O, Müslüman kadının nasıl olması gerektiğinin rol modelliğini yapıyordu.

Anadolu’da Millî Mücadele Dönemi evvelinde olduğu gibi yine bu dönemde de bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen, duyulan ve duyulmayan yüzlerce kadın kahraman mevcuttu. Bu topraklarda kadınların yemek yapmanın, çamaşır yıkamanın, evi-ocağı-aşı çekip çevirmenin yanı sıra kutlu ve üstün bir vazifeleri daha vardı: Kahramanlar yetiştirmek.

Anadolulu Müslüman analar, her bir evladını birer aslan parçası, birer yalım ateş, birer cengâver ve birer kahraman olarak yetiştirirler. Ve bilirler ki bu aslan parçalarının ardında kendileri vardır. Anadolu kadını sinesinde imanla beraber, cesareti taşır ve aşılar.

Erkek Aslan Olur da Kadın Aslan Olmaz mı?

Sütçü İmam, Şahin Bey, Kara Yılan neyse Kara Fatma, Gördesli Makbule, Çete Ayşe (Emire Ayşe Aliye Hanım), Şerife Bacı da oydu. Bir ve beraberlerdi.

Öne düşen başları ve çöken omuzları kaldırmaya, zayıflayan inançları ve solan umutları yeniden yeşertmeye Anadolu kadını muktedirdi. Bunu bizatihi ve bilfiil başardı.

Millî Mücadele, kelimenin tam manasıyla karşılığını bulduğu bir dönemdir. Muharebe, manevra, strateji, taktikler ve kumandanlık örnekliği, fedakârlık, vatanperverlik, sabır, tevekkül, inanç, gayret, azim… Anadolu Müslüman kadınının Millî Mücadele’deki azmi ve fedakârlığı belki de bütün dünyada emsali görülmemiş, âdeta adı konulmamış, yazılmamış bir kadın destanıdır.

Cephede elinde silahla savaşanlardan cephe gerisinde ordusuna lojistik destek verenlere, miting meydanlarında kalabalıkları Millî Mücadele’ye ikna edenlerden teşkilatlanarak dernek kuranlara, Türk kadınları, kurtuluş destanımızda hiç de hafife alınmayacak büyük işler yapmıştır. Bu kahramanların birçoğunun ise maalesef isimlerini bilemiyoruz. Burada sadece bildiğimiz, sembolleşmiş ve kahramanlaşmış Müslüman Anadolu kadınından birkaçını kısaca anmakla iktifa edeceğim.

Anadolu kadınları, Millî Mücadele döneminde her zamanki gibi boş durmaz ve bir cemiyet kurar: Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti. Bu cemiyet, Sivas Valisi Reşit Paşa’nın eşi Melek Reşit Hanım ve arkadaşları tarafından Sivas’ta kurulur. Çok sürmeden Anadolu’nun muhtelif şehirlerinde Merkez’e bağlı olarak birçok şubeleri açılmıştır.

Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti, her cuma günü toplanarak kadınları bilinçlendirmek amacıyla toplantılar yapıyordu. İlk toplantısında (28 Kasım 1919) Darüleytam Müdiresi Makbule Hanım konuşmasında şöyle der:

“Sükût etmeyeceğiz. Hatta erkeklerimiz etse bile biz etmeyeceğiz.”

Makbule Hanım, bu ifadesiyle mücadele süresince acziyet gösterilmemesi gerekliliğini çok net bir biçimde ifade ediyor.

Anadolu Müslüman kadınının şecaati ve hitabeti bir araya gelince ne harika sahneler ortaya çıkıyor. Melek Reşit Hanım, cemiyetin kuruluş aşamasında şu sözleri söyler:

“Bugün burada toplanmaktaki maksadımız, memleketimiz hakkında biraz görüşmek, dertleşmek, ağlaşmak, Cenab-ı Hakka yalvarmak, lazım gelirse vatanın müdafaası için ölüme bile katlanmaktır. Çünkü istiklâlini kaybeden bir millet en büyük rahata nail olsa bile artık o memleketin sahibi değildir, esiridir. Bir insan küçük bir evin hanımı olmayı elbet büyük bir evin hizmetçisi olmaya tercih eder. Hâlbuki memleketini kaybetmek, hizmetçilikten de esaretten de güçtür. İzmir’in muvakkat işgali esnasında bile dindaşlarımıza ne hakaretler yapıldığını görüyoruz. Hâlbuki biz istiklâlini muhafaza eden, parlak bir tarihe sahip olan bir milletiz. Hulâsa hemşirelerim, bizim için ya ölüm ya istiklâl!”

Halim Çavuş Meğerse Halime’ymiş!

Kastamonulu Halime Kocabıyık, Millî Mücadele başladığı sırada yerinde durmaz, duramaz. Yüreği kıpır kıpır düşmana karşı mücadele etmek, onlara aman vermemek ister. Vatanın erleri gibi o da cephede düşmanla göğüs göğüse çarpışmak ister. Annesi, “Yapma kızım, gitme kızım!” dese de dinlemez.

Halime, savaş başladığında geçer aynanın karşısına. Erkek gibi tıraş olup saçını kazır. Hiç kimseye bir şey söylemeden askerlerin arasına karışır ve o artık Halim’dir. Uzunca süre cephede mühimmat taşır, yaralıların yardımına koşar, nerede ihtiyaç görse orada olur. Bir keresinde düşmanın açtığı ateş sonucu yaralanır ve bir ayağı sakat kalır. Gün gelir kadın olduğu anlaşılır ve o artık Halim değil Halime Çavuş’tur.

Fedâkarlık Nişanesi Şerife Bacı

1921 yılının son günlerinde Küre ve Ilgaz Dağlarından geçen İnebolu-Ankara yolu kapanmıştır. Bu arada yapılan cephane nakliyesi ağır aksak da olsa büyük fedakârlıklarla devam ettirilmeye çalışılır. Millî Mücadele’nin cepheleri genişledikçe cephane ihtiyacı da artıyordu. İşgal altındaki İstanbul’daki cephanelerden mühimmatlar kaçırılıyor, kayık ve motorlarla İnebolu’da kıyıya çıkarılıyor, buradan da Kastamonu üzerinden Ankara’ya ulaştırılıyordu. Şerife Bacı’nın destanlaşan hikâyesi de tam da burada yazılıyor.

Şerife Bacı, Kastamonu Seydiler ilçesindendir. İnebolu-Kastamonu hattında cephanelerin taşınmasında Şerife Bacı da kağnısıyla hazır bulunur. Sırtında Elif bebeğiyle kar yağışının altında, kağnısına yüklediği cephaneyi karargâha ulaştırmak için yola koyulur. Kış ve şartlar alabildiğine zor ve çetindir. Şerife Bacı’nın tek niyeti cephaneler ıslanıp zarar görmesindir. Bu niyeti ve derdiyle çocuğunu cephanelerin arasına yerleştirmiş ve kendi üzerindeki battaniyeyi de onların üzerine örtmüştür. Yavrusu donmasın diye de ona sarılmış, ancak şiddetli soğuk yüzünden donarak şehit olmuştur. Şerife Bacı, Millî Mücadele’de Müslüman Anadolu kadınının gösterdiği fedakârlığın zirve nişanelerinden biridir.

Erlerini cepheye gönderen, onlara hasret zor ve sıkıntılı zamanlara katlanan, yeri gelip ölen, yeri gelip ızdırap çeken, yeri gelip hatip olup meydanları inleten, yeri gelip çeyizini mücadeleye bağışlayan ve yeri gelip canını feda eden Müslüman Anadolu kadını… Kimi söylesek diğeri aklımızda, gönlümüzde kalır. Hepsi de bugün üzerinde gezindiğimiz topraklar üzerinde canlarını, mallarını, erlerini ve hayallerini feda ettiler.

Gördesli Makbule, Ayşe Hanım, Antepli Yirik Fatma, Tayyar Rahmiye, Hatice Hatun, Nazife Kadın, Tarsuslu Kara Fatma, Şükûfe Nihal, Binbaşı Emire Ayşe, Ayşe Çavuş, Kılavuz Hatice, Nezahat Onbaşı ve nicesi saygıya ve hürmete layık Anadolu kadını…