Yusuf YILDIZ
Osmanlı Devleti’nin 20. yüzyılın başlarında üst üste girdiği savaşlar sebebiyle kaybetmeye başladığı toprak kayıpları gitgide büyük bir hâl almaya başladı. Bununla birlikte devlet, Anadolu’nun işgal edilmesiyle birlikte bütün bütün bağımsızlığını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kaldı.
İtalyanların 1911 yılında Trablusgarp’a girmesiyle birlikte Osmanlı Devleti sonu gelmeyen savaşlar silsilesinin arasında sıkıştı. 1912-1913 yıllarında Balkan Savaşları meydana geldi. Balkan harplerinin hemen akabinde de Birinci Dünya Savaşı patlak verdi. Bu savaş, yaklaşık dört yıl kadar sürdü (1914-1918). Bu süre içerisinde Osmanlı Devleti, maddi ve manevi olarak pek çok kayıp yaşadı. Ve an geldi topyekûn bir biçimde savaşa girildi. Bu savaş tabii ki Millî Mücadele hâlini aldı.
Millî Mücadele, öyle sıradan bir olay değildir. Tarih sayfalarında anlatılan öylesine bir an, anı, hatıra hiç değildir. Millî Mücadele; bir milletin, bir ulusun var olma mücadelesidir. Yekvücut olmanın, vatanına hücum eden ve yüklenen düşmanın karşısına bedeni siper etmenin adıdır Millî Mücadele. Bu nedenle tektir ve kıymetlidir.
Netice itibarıyla bu ruhu, “Millî Mücadele Ruhu”nu genç nesillere en iyi ve en etkili şekilde anlatmak durumundayız. Anlatmalıyız ki nasıl bir ruha, nasıl bir imana, nasıl bir inanmışlık hâline sahip olduğumuzun idrakine varılabilsin. Bu idrak, daha sonra efektif bir şuur olarak görünür bir hâl alabilsin.
Ve aynı zamanda unutulmamalıdır ki “düvel-i muazzama” denilen dünya devletlerine karşı verilmiş savaşın adıdır Millî Mücadele. Bu mücadelede sadece erkekler savaşmamıştır. Bu mücadelede cepheye kocasını, evladını, oğlunu gönderen Anadolu kadınının gayreti saklıdır, imanı gizlidir, hasreti işlidir.
Anadolu kadını, bu mücadelenin tam merkezinde yer aldı. Evet, kavganın, mücadelenin kenarında, kıyısında değil tam da merkezindeydi. Cephede kurşun sıktı, istihkâmda kuvvet oldu, cepheye erzak, silah ve mühimmat taşıdı, yaralıların tedavisinde bulundu… Hep önde oldu, en önde durdu.
Yeri geldi, tarlada tapanda çalıştı, yeri geldi gazetede dergide yazdı, yeri geldi meydanlarda, kürsülerde halka hitap etti. Ama ne yapıp etti, Millî Mücadele’nin merkezinde oldu. Ta ki mücadele başarıya ulaşana, vatan hür, bayrak hür olana kadar.
Sabahı Olmayan Gece
Takvimler 19 Mayıs 1919’u gösterdiğinde Fatih’te bir miting yapıldı. Bu mitingde Halide Edip Adıvar, Meliha ve Naciye hanımlar konuşmuştur.
Halide Edip konuşmasında şunları söylüyordu:
“Müslümanlar, Türkler! Türk ve Müslüman bugün en kara gününü yaşıyor. Gece, karanlık bir gece. Fakat insanın hayatında sabahı olmayan gece yoktur. Yarın bu korkunç geceyi yırtıp, parlak bir sabah yaratacağız.”
…
“Bugün elimizde top, tüfek denilen alet yok; fakat ondan büyük, ondan kuvvetli bir silahımız var; Hak var, Allah var. Tüfek ve top düşer. Hak ve Allah bâkidir. Topunun yüzüne tükürecek kadar, evlatlar, analar, kalbimizde aşk ve iman, milliyet duygusu var.”
Savaşmak, silah tutmak, mermi patlatmak, süngü sallamak er kişinin kârıdır. Fakat “er” demek sadece erkek demek değildir. “Er” demek Anadolu’da “kahraman” da demektir. Ve Anadolu’da kadınlar en az doğurdukları erkekler kadar kahramanlardır. Cesaret, umut, kahramanlık, fedakârlık, sabır ve sebat Anadolu erkeği ve kadının ruhuna işlemiş bir nişandır. Ve bu nişan, Anadolu toprağına doğan her bir erkek ve kızda kendini göstermektedir.
Fatma Seher Hanım mı, Kara Fatma mı?
Millî Mücadele Dönemi’nin simge isimlerinden biri de hiç şüphesiz Kara Fatma’dır. Kara Fatma’nın esas ismi Fatma Seher’dir, Erzurumlu bir ailenin kızı olan Fatma Seher Hanım, 1888 yılında doğmuştur. Babası Erzurumlu Yusuf Ağa’dır. (İbrahim Yahya olduğu da söylenir.) Kaynaklardan anlaşıldığına göre evli olan Fatma Seher Hanım’ın eşi Binbaşı Derviş Erden’dir. (Binbaşı Vanlı Ezdeşin Bey olduğu da söylenir.)
Görüldüğü üzere Fatma Seher Hanım’ın babasının ismi ve eşinin ismi noktasında tam bir ittifak bulunmuyor. Esasında bu kaynak ve bilgi ikircikliği pek bir şey de ifade etmiyor. Zira Fatma Seher Hanım, Millî Mücadele Dönemi’nde göstermiş olduğu gayret ve mücadele ile “Kara Fatma” namıyla anılır oldu. Bu nam ile namlanmak, yaşarken bir insanın vatan toprağı ve istiklali için mücadeleye girişip bundan geri durmamasının bir tezahürüdür.
İstiklal Harbi’nin başladığı andan itibaren mücadelenin içinde yer alan Kara Fatma, yanında topladığı vatan âşığı arkadaşları, eş ve dostlarıyla her daim at sırtında, mevzide, ileri ve geri müstahkemlerde yer aldı. Gönlünde ve gözünde vatan toprağı dışında bir ideal ve bir hedef yoktu. Tek hedef ve gaye, düşman postallarını memleketten dışarıya atmaktı. Bu hedef istikametinde pek çok kez çeteler kurdu, mahiyetinde müfreze birliği topladı. Beraberinde olan bu gönüllü erleri sevk ve idare etti. Tek amaç uğrunda düşmanla çarpıştı.
Esir Bir Kahraman Kara Fatma
Başkomutanlık Meydan Muharebesi (26-30 Ağustos 1922), Kara Fatma’nın da katıldığı İstiklal Harbi’nin en büyük zaferlerindendir. Kara Fatma, bu savaşa mahiyetindeki müfreze birliğiyle katılmıştır.
Kara Fatma, mahiyetindeki müfrezesiyle birlikte, Afyon civarında Sürmeli Köyü yakınlarındaki düşman birliğine saldırır. Bu hücum sırasında cesareti ve öz güveni onu düşman mevzilerine oldukça yaklaştırır. Fakat Yunan askerleri tarafından yakalanır. Böylelikle Kara Fatma, Yunan’a esir düşmüştür.
Türk birlikleri özelinde istihbarat almak isteyen Yunanlılar tarafından çok fazla eziyet görür. Lakin çelişkili ve kaçamak cevaplarla onlara istediğini vermez. Bu kadın savaşçı karşısında zorlanan Yunan askerleri onu, General Trikopis’in yanına götürürler. Trikopis, esir alınan Türk kadının adının Kara Fatma olduğunu öğrenince büyük bir şaşkınlık yaşar. Karşısındaki Yunan generalinin bu şaşkın hâli karşısında daha da cesaretlen Kara Fatma haykırır: “Anadolu’daki Kara Fatmaların en güçlüsü benim!”
Savaşın en hararetli olduğu dönemde Kara Fatma, düşmanın eline esir düşmüştür. Esaret, onu düşmana karşı savaşmaktan geri bırakıyor, esas olması gereken yerde olmayıp düşman karargâhında bulunmaktan büyük ızdırap çekiyordu. Yunanlılar bu cevval düşmanı önce dört askerle gözlediler. Sonraki günlerde nöbetçi sayısını azalttılar. Umutsuzluk ve yılgınlığa kapılmayan Kara Fatma’nın gözü her daim bir çıkış ve kaçış yolu bulmaya kilitliydi. Esaretinin on dokuzuncu günü beklediği fırsatı buldu ve düşman kampından kaçmayı başardı. Esaretten kurtulur kurtulmaz tekrar müfreze birliğinin başına geçti. Bu başarısından ötürü terfi ettirildi. Kara Fatma artık üsteğmendir.
Millî Mücadele’nin en başından itibaren, bilfiil silahlı çarpışmanın içerisinde bulunan, cepheden cepheye koşan Kara Fatma, kıymetli bir mücadele örnekliği ortaya koymuştur. Vatansever ve vatanperver Anadolu kadınının sembol isimlerinden olmuştur. Esir düşmesi, yaralanması, zayıf ve tek kalması bile onu mücadeleden alıkoyamamıştır. Bolu’dan Düzce’ye, Edirne’den Erzurum’a, İzmit’ten Bursa’ya, Trabzon’dan Afyon’a kadar olan geniş bir alanda mücadele etmiştir.
…
Sakarya ve Başkumandanlık Muharebeleri’ne katılan ve üsteğmenlik rütbesine kadar terfi eden ve kendisine İstiklal Madalyası verilen Kara Fatma, 1955 yılında Erzurum’da vefat etmiştir.