MEVDUDİ
TEŞKİLATÇI BİR MÜTEFEKKİR

Enbiya YILDIRIM

Yaşadıkları dönemi etkilemiş, sonraki yıllarda da saygı görmüş âlimlere baktığımızda, önemli özelliklerinden biri olarak Müslümanların sorunlarına çözüm sunabilmelerini görürüz. Bunun yanında onlar halktan kopuk değillerdir, ilim ve irfanla müminlere rehberlik etmişlerdir. Çünkü bir odaya kapanarak sadece yazmak ile yetinmek önemli olmakla birlikte okur kitlesiyle yüzleşmek, problem ve ihtiyaçları görerek çözüm yolları üretmek, halkı sahipsiz bırakmamak elzemdir. Sonuçta ümmet her zaman irşada, sorunlarının çözümlenmesine, velhasıl rabbani âlimlere muhtaçtır. Bir aksiyon insanı olan Mevdudi de bunlardan biriydi.

Son yüzyılın önde gelen düşünürlerinden biri olarak kabul edilen üstadımız, 1903 yılında Hindistan Haydarabad’da bir kasabada doğdu. Annesi Türk asıllıdır. Ona büyük dedesi Ebu’l-A’lâ’nın adı verildi. Avukat olan babasından dersler alarak ilmî hayata adım attı. Önce Haydarabad’a daha sonra Delhi’ye taşındı. Ailesinin sağlık sorunları nedeniyle tahsilini yarıda bırakmak zorunda kaldı ve eğitim hayatına dışarıdan devam etti. Hitabetinin ve kaleminin gücünün farkındaydı. Bu nedenle Delhi’de çeşitli dergilerde yazmaya başladı. Sonra haftalık bir gazetenin editörlüğünü üstlendi. Lakin yazdığı bir yazıdan rahatsız olan Britanya sömürge yönetimi gazeteyi kapattı. Peşinden Hindistan Âlimler Cemiyetinin çıkardığı gazetede editörlüğe başladı. Burada yazdığı yazılarda cihadın sömürü ve zulme karşı en iyi çözüm olduğunu ele aldı. Amacı, sömürge düzeninin bir an önce sonlandırılması, ülkenin kendi sahiplerine bırakılmasıydı. Bununla birlikte kesintisiz devam eden Hindu-Müslüman çatışmaları kalbinin kanayan yarasıydı. Tüm bunlar olurken bir yandan da medrese eğitimi alıp kendini geliştirdi ve İngilizceyi öğrendi. Artık Arapça ve İngilizce konuşup yazabilecek kıvamdaydı.

1928’de Haydarabad’a döndü. Burada Tercumânu’l-Kur’an dergisinin editörlüğünü üstlendi. Bu dergi vasıtasıyla vefat edene dek düşüncelerini geniş kitlelere ulaştırmayı başardı. Muhammed İkbal’in davetiyle Doğu Pencap’ta Daru’l-İslam eğitim ve araştırma kurumunun kuruluşunda yer aldı. İlmî faaliyetler yanında siyasi faaliyetlerde de bulunmak isteyince ayrılmak zorunda kaldı ve Lahor’a yerleşti.

1930 yılında, Hindistan’ın bütünlüğünü koruyarak İngiliz işgalini sonlandırmayı hedefleyen harekete, Hint milliyetçiliği etrafında kenetlenmeyi öngördüğü için karşı çıktı. Çünkü onun önceliği din idi. Muhammed Ali Cinnah önderliğindeki Müslümanların bağımsız bir devlet kurması fikrini benimsemiş olan harekete de İslami esaslara gerekli hassasiyet gösterilmediği gerekçesiyle mesafeli durdu. İki tarafla da anlaşamayan Mevdudi, her hususta dini merkeze alan düşünce sahipleriyle birlikte Cemaat-i İslami teşkilatını kurdu ve başkanlığına seçildi. Bu hareket onun dünya çapında tanınmasının yolunu açacaktır.

1947’de Pakistan’ın kurulmasının ardından hareketi mecburi olarak Hindistan ve Pakistan olmak üzere iki ayrı teşkilat hâline getirildi. Kendisi Pakistan tarafında kalarak Lahor’a yerleşti ve hareketin buradaki liderliğini üstlendi. Yeni kurulan devletin anayasasının İslami esaslara uygun olması için yoğun çaba gösterdi. Çalışmalarını ülke çapında bir harekete dönüştürünce tutuklandı. Büyük tepkiler üzerine bir buçuk yıl sonra serbest bırakıldı. Hapisten çıktıktan sonra da diğer gruplarla sıkı iş birliğine girerek İslam devletinin ilkelerini belirleyen yoğun bir faaliyet yürüttü.

İslami alt yapısı zayıf olan halk arasında hızla yayılan Kadıyanilik hareketi karşısında İslam’ın yapısını ortaya koyan sert bir risale kaleme aldı ancak çalışması yasaklandı. Hatta Kadıyanilik karşıtı gösterileri yazılarıyla kışkırttığı gerekçesiyle askerî mahkemece ölüm cezasına çarptırıldı. Dünya çapındaki baskılar nedeniyle sivil bir mahkemede tekrar yargılandı ve beraat etti.

Onun devletin yapısına yönelik sürdürdüğü faaliyetler nihayetinde meyvesini verdi ve talep ettiği maddeler 1956 anayasasına konuldu. Lakin onu kötü bir sürpriz bekliyordu: 1958 darbesiyle birlikte siyasi partiler yanında onun cemaati de kapatıldı.

Lahor’da suikast girişiminden kurtuldu. Hazırlatılan yeni anayasaya karşı çıkması nedeniyle dokuz ay hapiste kaldı. 1965’teki Hindistan savaşında ise hükûmete büyük destek verdi. 1967 yılında kurban hilalinin görünüp görünmemesiyle ilgili tartışmalardan dolayı tekrar hapse girdi ve içeride iki ay kaldı.

1970 seçimlerinde Cemaat-i İslami oldukça oy almasına rağmen seçim sistemi nedeniyle milletvekili çıkaramadı. 1972 yılında ise sağlık sorunları nedeniyle cemaatin liderliğini bıraktı. Zülfikar Ali Butto yönetimini şiddetli eleştirirken İslamcı kimliğinden dolayı Ziyaulhak askerî yönetimini destekledi. 1979’da tedavi olmak amacıyla tabip oğlunun bulunduğu ABD’ye gitti ancak ameliyatlardan sonra düzelmeyerek vefat etti. Naaşı Pakistan’a götürüldü. Yusuf Karadavi’nin kıldırdığı cenaze namazına bir milyondan fazla insan katıldı. Cenazesi Lahor’da evinin bahçesine defnedildi.

İslam dünyasıyla ilişkileri

“Müslümanın emekliliği ahirettedir.” diyerek halkın içine karışan ve dünyanın her yanındaki İslami faaliyetlerle iletişim içinde olan Mevdudi, 1956 yılında hacca gitti. Bu vesileyle İhvan-ı Müslimin hareketinin liderleriyle görüştü. Üç yıl sonra da yazmakta olduğu tefsir için Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye ve Mısır’ı gezdi. Medine’de 1962 yılında açılan İslam Üniversitesinin kurucu ilmî heyetinde yer aldı. Mekke’deki Râbıtatu’l-Âlemi’l-İslamî’nin de kurucuları arasındaydı.

Etkili eserleri yanında sahada biri olması hasebiyle Müslümanlar nezdinde haklı bir şöhrete kavuştu. İslami hareketlerin teşekkülü veya gelişmesinde son derece etkili oldu.

Çabasının ekseni

Mevdudi, Pakistan kurulmadan önce bir taraftan sömürge düzeni diğer taraftan da Hindu kültürünün baskınlığı karşısında Müslümanların kimlikleri için mücadele etti. Pakistan kurulduktan sonra da hayatın İslam etrafında şekillenmesi için çabaladı.

Batı medeniyetine gelince onun bilim ve teknoloji sayesinde toplumları hegemonyaları altına aldığını, bunun sonucunda da diğer milletleri zayıflatıp tükettiklerini görüyordu. Gittikleri ülkelerde açtıkları okullar eliyle de kendilerine hizmet edecek, hayranlık duyacak bir kitle oluşturmaya çalıştıklarını gözlüyordu. İşte bu noktada o, sağlam medeniyetleri ve zamanın belli bir dönemindeki teknik üstünlükleri nedeniyle batı karşısında dimdik durabildiklerini Müslümanlara anımsattı. Karşı karşıya olunan olumsuz tablonun düzelmesi için yine kendi değerlerimiz üzerinde ayağa kalkarak bilgi ve teknoloji alanında başarılı olmamız gerektiğini dile getirdi. Bunu yaparken batı sömürgeciliğinin İslam ülkelerinde dayattığı eğitim sistemini de eleştirdi. Sadece taklitçilik ve tekrar üzerinde eğitim veren medrese eğitimini de revizyona davet etti. Ayrıca siyasetle dini ayrıştırmamak gerektiği üzerinde de durdu.

Önceliği olan adımlar

Müslümanların ayağa kalkması için halledilmesi gereken temel sorunlardan biri, geleneksel muhafazakâr kesimin artık eskimiş, birçok açıdan işlevini yitirmiş olan kültüre sımsıkı sarılmalarıdır. Oysa yeni projelere ihtiyaç vardır. Bunun yolu da tecdittir, yenilenmedir. Bu ise Kur’an ve sünnet mihverli olmak zorundadır ve lazım olan her şey bu ikisinde ve geçmişimizde vardır. Mevdudi bu amaçla Tecdîdu İhyâi’d-Dîn adıyla bir de kitap yazmıştır. Burada çağdaş cahiliye anlayışından kurtulmak ve ümmete liderlik yapacak değerlere bağlı genç nesiller yetiştirmek üzerinde durmuştur. Hanefî olmak yanında içtihat kapısını açık tutmanın öneminden de bahsederek ümmetin sorunlarına yeni döneme uygun çözümler sunmak gerektiğini dile getirmiş, mezhep taassubunun tehlikelerine dikkat çekmiştir. Çünkü İslam dünyanın her tarafına hitap eden bir dindir.

Onun, ıslah hareketi çerçevesinde inanç problemleri üzerinde de çok durduğunu hatırlatmamız gerekir. Bazı insanlara ilahi güçler vehmedilmesi, duaları işitip icabet ettikleri, sıkıntı ve ihtiyaçları giderdikleri şeklinde Allah’a ait vasıfların kullara verilmesi ve benzeri ana sorunlar onun öncelikleri arasındaydı.

Kur’an ve Hz. Peygamber

Mevdudi’ye göre Allah, Kur’an’ı insanlara bir mesaj olarak göndermiştir. Bu nedenle sadece sevap için okumakla yetinmek, içeriğine bakmamak son derece yanlıştır. Metni yanında meali de tekrar tekrar okunmalıdır. Nitekim taklidî imandan tahkikî imana geçişini anlatırken Kur’an’ı hayatının merkezine alışını şöyle özetler: “Benim gerçekten en borçlu olduğum kitap Kur’an-ı Kerim’dir. Hayatımı değiştirdi. Tabiri caizse beni hayvanlıktan insanlığa taşıdı, karanlıktan aydınlığa çıkardı. Elime öyle bir ışık tutuşturdu ki bu ışığı hayattaki hangi meselenin üstüne tutsam, onu -sanki hakikatler öteden beri apaçık ortada durmaktaymış gibi- aydınlatıveriyor. Şimdi bununla elime sanki her kapıyı açan bir maymuncuk geçmişti ve böylece hayatta karşılaştığım bütün meseleleri çözebiliyordum. Bu Kitab’ı bize ihsan eden Allah’a şükretmekten aciz kalıyorum. Artık benim Müslümanlığım, babamın dindar oluşundan kaynaklanmıyordu. Ben, kendi araştırmalarım sonucu olarak Müslüman olmuştum.”

Hz. Peygambere gelince vahyi eksiksiz bir şekilde insanlara ulaştırmak, söz ve fiilleriyle ilahi buyrukları açıklamak, fertleri yetiştirerek onları ümmet hâline getirmek, toplumu salih ve ıslah edici bir şekle sokarak mükemmel bir kültür nizamının nasıl kurulacağını göstermekle yükümlüydü. Bu nedenle Mevdudi, hadisleri yok sayan, Kur’an’la yetinerek İslam’ı yaşama iddiasında olanlara karşı mücadele yürütmüştür. Ona göre Müslümanlığın inşasının tek yolu Kur’an ile sünnete birlikte dönmekti.

Öne çıkan eserleri

Binden fazla konferans veren, yüz yirmiden fazla basılı çalışması olan Mevdudi’nin en öne çıkan eseri hiç şüphesiz ki otuz yılı aşkın sürede yazdığı Tefhîmu’l-Kur’an’dır. Yaşadığı dönemin dünya ve insan gerçeğine uygun harika bir çalışmadır. Hadisleri tefsir için birinci müracaat kaynağı olarak kullandığı kitapta Kur’an ile ilgili akla gelebilecek sorulara da cevaplar vermesiyle öne çıkar. Kitab-ı Mukaddes ve Talmut bilgisi üst düzeyde olduğundan oralara keza müsteşriklerin çalışmalarına atıflar yapar. Karşılaştırmalarda Tevrat ve İncil’in tahrif edildiğini, İsrailî kaynakların çelişkilerle dolu olduğunu dile getirip Kur’an’la mutabık olan yerleri gösterir. Muhtemelen Kur’an’da geçen yerleri, peygamberlerin coğrafyalarını ziyaret eden ilk müfessir olması hasebiyle de bunlarla ilgili bilgilere yer verir. Aynı zamanda haritalar da kullanır.

Resâil ve Mesâil adlı çalışmasında da insanların inanç, fıkıh, hadis ve diğer alanlardaki sorularına doyurucu cevaplar verir. Allah’ın kitabının nasıl okunması ve anlaşılması gerektiği hususunda bizlere ışık tutan Kur’an’da Dört Terim çalışması da önemlidir.

Müslümanlara merhametli yaklaşmak

Mevdudi, toplumsal hareket lideri ve fikir üreten bir insan olması nedeniyle çalışmalarındaki bazı yaklaşımları tabii olarak eleştiriye maruz kalmıştır. Bunlar da ümmetin fikrî üretimi açısından bir berekettir. Ancak şunu unutmamak gerekir: Dünya çapında çalışmalar yapan ve müslümanların sorunlarını gözlemleyen insanlarda meselelerin çözümüne yönelik olarak üst bakış oluştuğu için sundukları teklifler bazen belli kayıtların üzerinde olabilmektedir. Bu nedenle Mevdudi’nin çözüm önerilerine ve yorumlarına fanatizm ile bakmak uygun gözükmemektedir. Tam tersine dışlamayan eleştiri her zaman takdiri hak eder.