MERYEM EL-İCLİYYE
İlk Müslüman Kadın Astronomi Bilimcisi
Meryem DALĞIÇ
Başkanlık Vaizi

Âdemoğlu, yeryüzüne gönderildiği ilk andan itibaren gökyüzünün bilinmezliğini daima merak etmiş, kusursuzluğunu hayranlıkla seyretmiş ve iştiyakla ona erişmeyi arzu etmiştir. İnsanın hayal dünyasında önemli bir yer tutan gökyüzü, çeşitli hâlleriyle de onun yaşamını etkilemiştir. Yolculuklarda yönünü tayin etmesinde, yeni rotaları keşfetmesinde, toprağı ekip dikmesinde, vakti hesaplamasında, gece ve gündüzün ayrımında insan hep göğe bakmış onunla hemhâl olmuştur. Kuşkusuz Müslümanlar için gökyüzünün ayrı bir önemi vardır. Zira ibadet vaktinin belirlenmesinde güneş ve ayın hareketleri takip edilir. Yine Kur’an-ı Kerim’de birçok ayet-i kerimede kâinatın yaratılışı, yedi kat semanın birbiriyle uyum içinde olması, ayın ve güneşin; günleri, ayları, yılları ve mevsimleri hesaplamada birer vasıta olduklarına işaret edilmesi ve insanın, kulluk şuuru içerisinde semaya tefekkürle bakmasına dikkat çekilmesi gökyüzüne olan ilginin artmasını sağladı. Yıldızların, gezegenlerin, gök cisimlerinin hareketlerini anlamak ve ölçmek için araştırmalar yapıldı. Böylece İslam dünyasında “gök küresi bilimi” anlamına gelen ilm-i felek bugünkü adıyla astronomi ilmi doğdu. VIII. yüzyılda Abbasi Halifesi Abdullah Memûn döneminde Bağdat’ta ilk gözlemevinin kurulmasıyla astronomi aletleri geliştirildi ve bu alandaki çalışmalar hız kazandı. Bu dönemde birçok astronom yetişti, matematikçi ve coğrafyacı olarak tanınan Hârizmî de bu gök bilimcilerden biridir. (DİA, İlm-i Felek md.)

İslam âleminde kadınlar da astronomi bilimine ilgi duymuşlardı. Hz. Âişe, yeğeni Âişe bint Talha bu ilim dalına vâkıf olan kadınlardı. 10. yüzyılda ise Halep’te Hamdânîler döneminde Meryem el-İcliyye, geliştirdiği usturlap ile ilk Müslüman kadın astronomi bilimcisi olarak tarihe geçti. Usturlap, kadim zamanlarda astronomi problemlerini çözmek, gök cisimlerinin veya herhangi bir yükseltinin irtifâını ölçmek, şehirlerin enlem ve boylamlarına göre kıble yönünü tespit etmek, tablolar çıkarmak gibi teorik ve pratik birçok amaçla kullanılan bir aletti. İlk dönem basit usturlaplar, Yunan medeniyetinde kullanılmış ancak en gelişmiş hâlini İslam coğrafyasında Müslümanlar yapmıştı. (DİA, “Usturlap”, md.) Meryem el-İcliyye de yaşadığı çağda, en detaylı en hassas ve usta işi usturlapları yapan gök bilimci bir kadındı.

Meryem’in babası Kuşyâr el-Cîlî, Bağdat’ta tanınmış bir usturlap üreticisiydi. Oldukça zeki ve meraklı bir kız olan Meryem, babasından bu mesleği öğrendi. (Muhammed b. İshak en-Nedim, el-Fihrist, çev: Prof. Dr. Ramazan Şeşen s. 904) Ancak usturlap yapımı hiç de kolay değildi, iyi bir matematik, cebir ve astronomi bilgisi gerekirdi. Kuşkusuz Meryem bu ilim dallarında son derece bilgili ve yetenekliydi. O, zekâsı ve birikimiyle günümüzde akıllı telefon, navigasyon cihazları gibi zaman ve mesafe ölçümüne, astronomik hesaplamalara yarayan birçok teknolojik aletin atası olan usturlabı daha da geliştirdi. Tasarımı oldukça karmaşık ve işlevsel olan bu usturlaplar, dönemin Halep emiri Seyfüddevle’nin dikkatini çekti. Emir tarafından saraya davet edilen Meryem, 944-967 yılları arasında sarayda oluşturulan bilim merkezinde astronomi üzerine çalışmalar yaptı. Böylece usturlaba eklediği yeni özelliklerle astronomide çığır açtı ve “usturlabî” lakabıyla anıldı. (Ömer Tokuş Hamdânîlerde Astroloji, Astronomi ve Tıp, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, s. 7)

Meryem el- İcliyye’nin astronomi bilimine yaptığı katkılar asırlar boyunca hayranlıkla takdir edildi. 1990 yılında ünlü astronom Henry E. Holt tarafından Meryem’e ithafla Palomar Gözlemevi’nde keşfedilen bir ana kuşak asteroide “7060 Al-Ijliya” adı verildi. Böylece Meryem el-İcliyye’nin ismi hem yeryüzü hem de gökyüzünde kalıcı hâle geldi. O, azmi, ilmi ve başarısıyla kendi asrına, sonraki çağlara rehberlik etti. El-İcliyye’nin izinden giden kadınlardan biri de 11. yüzyılda Endülüs’te yaşayan Fatıma el Mecrîtîyye idi.

Fatıma, Endülüs’ün Öklid’i sayılan matematikte ve astronomide bir deha olan Mecrîtî’nin kızıydı. Mecrîtî’nin çalışmaları sayesinde astronomi ve matematik müstakil birer ilim dalı hâline gelmişti. (DİA, “Mecrîtî”, md.) Babasının tedrisatında yetişen Fatıma, gezegen ve yıldızların konumlarını gösteren tabloların hazırlanmasında, usturlap yapımında, babasının yazdığı eserlerde onunla birlikte çalıştı. Böylece İslam medeniyetinde geometri, astronomi ve matematik ilimlerinde temayüz etmiş kadınlar arasında yer aldı.

İslam’ın altın çağı olan 8. ve 15. yüzyıllar arasında Müslüman âlimler tıp, astronomi, fizik ve kimya alanlarında önemli araştırmalar yaptılar. İcatlarda bulunarak günümüz bilim dünyasına muazzam katkıda bulundular. Meryem İcliyye ve Fatıma Mecrîtîyye bu âlimler arasında yer alan kadınlardı. Kuşkusuz adı kayda geçmemiş başka bilim insanı kadınlar da vardı. Varlığı bilinen ya da bilinmeyen kendisini ilme adayan kadın ve erkeğin gayretleri ile kadim zamanlardan itibaren insanın gökyüzüne olan merakı günümüz uzay biliminin oluşmasını ve her alanda teknolojik aletlerin gelişmesini sağladı.

Dünya döndükçe insanın bilinmezliğe olan yolculuğu ve merakı da daimi olacaktır. Zira insan biteviye arayış içerisindedir. Ancak bu arayışında yaratılış gayesini unutmadığı takdirde insanlığın hayrına güzel işler yapacak ve çıktığı yolculuğunu anlamlı kılacaktır.