MERVE GÜLCEMAL
İLE SÖYLEŞİ
Söyleşi: Mahir KILINÇ
Bir ebeveyn, evladını yetiştirirken ebeveynlik üzerine kitaplar okuduğu gibi bir yandan da kendisini yeniden inşa etme üzerine okumalı. Yani inancını güçlendirmeli, ibadetlerinden lezzet almak için çaba sarf etmeli. Elbette yazılan kitaplar çocuklara dinini sevgiyle öğretmek için çok kıymetli fakat çocuklar, ebeveynin ne okuduğundan ziyade ne yaşadığına bakıyorlar.
Çocuklara yönelik eserlerinden hareketle soracak olursak Merve Gülcemal’in dünyasında çocuk kimdir? O, herkesten farklı olarak çocuğa hangi pencereden bakıyor? Okuduğumuz eserleri üretmesinde motivasyon kaynağı nedir?
Benim dünyamda çocuklar, masumiyetin birer simgesi ve Allah tarafından koşulsuz sevginin tadına doyasıya varalım diye biz büyüklere sunulmuş olan eşsiz birer hazine. Çocuk, çok kıymetli bir varlık ve ümmetin incisi. Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de çocuktan bahsedilir ve kıymetine vurgu yapılır. Peygamberimiz (s.a.s.) de çocukları çok sever ve onlara kıymet verirdi.
İslamiyeti hakiki manasıyla sonradan öğrenen, lezzetini alan ve etrafında kimi görse İslam’a dair bildiklerini anlatma gayreti içerisinde olan bir anne babanın evladıyım ve onlardan Hz. Peygamber’in, “Bir iyiliğe öncülük eden kimseye o iyiliği yapanın ecri gibi sevap vardır.” (Müslim, İmare, 133) hadis-i şerifini düstur edinerek büyüdüm. Yazdıklarım da aslında bu motivasyonun bir yansıması diyebilirim. Zira çocuklarla çalışıp onlara öğreticilikle ikramlandırıldığım yıllar, onlara dini nasıl sevdirebileceğime dair daima bir merakım ve gayretim vardı. Sürekli araştırır; çocukların hassasiyetlerini gözeterek, onları ürkütmeden, sevgi temelli, oyun ve masal diliyle renklendirilmiş, merak ve hayranlık uyandıracak anlatımlar tasarlar ve bunları öğretici arkadaşlarımla paylaşırdım. Sonraki yıllarda, bu anlatım tekniklerinin basılı birer eser olarak daha çok çocuğa ulaşması gerektiğini düşündüm ve ilk eserlerimi bu niyetle kaleme aldım. Akabinde de bilgi ve tecrübelerimi paylaşıp yazmaya devam ettim. Böylece minik okurları tarafından sevilerek okunan 50’yi aşkın kitabın yazarı olmuş oldum.
Bugünün çocuklarının, geleceğin Fatihleri, Selahattin Eyyubileri, Rabiatü’l Adeviyyeleri olduğunun farkındayım. O yüzden onların dünyasına ufacık da olsa dokunabilmek düşüncesi, kitap yazarken benim için bambaşka bir motivasyon kaynağını daha oluşturuyor. Bunun yanında sadaka-i cariye mefhumunun da beni çokça teşvik ettiğini söyleyebilirim. Özellikle çocuklar için yazdığım kitapların, ben bu dünyadan göçerken ardımdan açık kalacak birer deftere dönüşeceğini umut ediyorum.
Keloğlan’ı kimi zaman namazın kimi zaman da orucun peşine düştüğünü gördüğümüz kitaplarınızda çocuklarda din eğitimine büyük önem verdiğinizi görüyoruz. Hafız bir anne olarak çocukluk dönemindeki bu eğitimin önemine dair neler söylersiniz?
Çocuk için en önemli rol model ailesidir. En iyi okullara da göndersek, en iyi hocalarla da temas etseler, en iyi kitapları da alıp okusak çocuklar asıl bağı ebeveyniyle kurar ve biz ne yaparsak çocuk da onu yapar. Çocuk biz nasıl yaşarsak öyle yaşar, neyi seversek onu sever. O yüzden, çocuğumun dinimi sevmesini istiyorsam öncelikle beni çok sevmesi lazım. Çünkü kalbine giremediğimin aklına giremem. Ben o kalbe girebilirsem benim kalbimdekiler de o kalbe girer. İşte tam burada: Peki, benim kalbimde neler var? Ben Allah ve Resulünü hakiki bir muhabbetle seviyor muyum? Namazı niçin kıldığımın, tesettürü neden uyguladığımın aklen ve kalben idrakinde miyim? O yüzden de bir ebeveyn, evladını yetiştirirken ebeveynlik üzerine kitaplar okuduğu gibi bir yandan da kendisini yeniden inşa etme üzerine okumalı. Yani inancını güçlendirmeli, ibadetlerinden lezzet almak için çaba sarf etmeli. Elbette yazılan kitaplar çocuklara dinini sevgiyle öğretmek için çok kıymetli fakat çocuklar, ebeveynin ne okuduğundan ziyade ne yaşadığına bakıyorlar.
Çocukların zihin ve gönül dünyasına hitap ettiğiniz kadar gençlere yönelik etkinlikler, konferanslar ve söyleşiler de gerçekleştiriyorsunuz. Pek çok mecradan saldırıya maruz kalan gençlerimize yönelik yapmış olduğunuz çalışmalardan hareketle gençler sizce ne durumda, beklentileri neler ve nereye gidiyorlar? Hem çocuklara hem de gençlere ahlaki değerleri aktarmada ebeveynlerin zorlandığı noktalar nelerdir?
Yaklaşık dört yıldır gençlerle gönüllü olarak buluşmalar yapmaya başladım ve gençler de çok güzel ilgi gösteriyorlar. Geçtiğimiz senelerde sadece bir yaz mevsiminde yaklaşık 4500 genç kızımızla buluşmuştum, bu buluşmalara devam etmeye gayret ediyorum.
Ben de bir genç annesiyim, 15 yaşında bir oğlum var. Yetişkinler olarak çoğumuzun dilinde şu cümlenin olduğunu görüyorum: Gençlik nereye gidiyor? Sosyal medyanın, arkadaş çevresinin gençleri sürükleyip götürdüğünü ima ediyoruz. Oysa inanın, bizim bağımız sımsıkı olsa kimse çocuklarımızı -büyük bir imtihan olmadığı sürece- bizim elimizden alıp da götüremez. Bu soruya dair cevabı, gençlerde yansımalarını gördüğüm hâliyle vereyim: Gençler bazen -yaşadıkları ortamın ve dönemin etkisiyle- her şeyin kolay, mübah ve sevimli gösterildiği yerlere gidebiliyorlar maalesef. Biz büyükler de kimi zaman -hataya/günaha düşerler endişesiyle- onlara âdeta yaşanılamaz bir din sunabiliyoruz. Allah’ın yüklemediği sorumlulukları omuzlarına yükleyebiliyoruz ve gençliğe ulaştıklarında yorgun Müslümanlarla karşılaşabiliyoruz. Allah Resulü’nün kullanmadığı tebliğ metotları üretebiliyoruz. Tebliğ, davet demektir ama biz davet dili kullanmıyoruz; kaba saba bir dille, arkadaşlarıyla mukayese ederek, kalbini inciterek, kırarak, ateşle ve Allah’ın gazabıyla korkutarak ibadete yöneltmeye çalışabiliyoruz. Hâlbuki Allah Resulü’ne hitaben “Allah'ın rahmetinden dolayı, sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi.” (Âl-i İmran, 3/159) gelen ayet, davetin usulünü bizlere anlatıyordu. Gençlerimizin bizi çok sevmesi lazım. Şımartmaktan ya da sınırsızlıktan bahsetmiyorum. Sınırları, çizgileri olan fakat sevgisini samimiyetle, şefkatle, koşulsuzca veren bir ebeveynlikten ve çok sağlam bir güven bağı kurmaktan bahsediyorum. Çocuklar ve gençler, ailelerinin onları anlamadığını ve dinlemediğini düşünüyorlar. Onları bir uzvumuz gibi görüp ayrı bir birey olduklarını kabullenmekte güçlük çekiyoruz. Onlar bir birey ve biz onları bilinçlendirmek, eğitmek ve yetiştirmekten mesulüz. Allah: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrim, 66/6) ayetiyle bunu apaçık söyler. Dolayısıyla biz büyükler, çocuklarımızla aramızdaki sevgi ve güven bağını güçlendirmeliyiz ve ahlaki değerleri en güzel üslupla onlara kazandırmalıyız.
Çocuklar, gençler derken hitap ettiğiniz yelpazeye aileyi de ekliyorsunuz. Günümüz ebeveynliği geçmişe kıyasla daha mı zor? Bu çağda ebeveyn olmak, aile olmak ve aileyi korumak adına karşılaşılan zorluklar sizce neler? Bunlarla baş edebilmek nasıl mümkün olabilir?
Bundan 15-20 yıl sonra bizim nesil ebeveynlerin sosyologlar tarafından çokça eleştirileceğini düşünüyorum. Sosyal medyanın da etkisiyle sınırsız bir ebeveynlik ortaya çıktı ve sınır tanımayan, sınır görmemiş çocuklar yetiştirmeye başladık. Bu çocuklarla çalıştığımız yerlerde, sosyal ortamlarda karşı karşıya geliyoruz ve dinlediğim öykülere bakacak olursak sahiden çok zorlanıyoruz. Peki, bu çocuklarımız birer yetişkin olduğunda bizi neler bekleyecek, inanın kestiremiyorum. Oysa sınırlar güzeldir, insanı güvende hissettirir. Evlatlarımızın disiplinli, başkalarını da önceleyen bireyler olabilmeleri ve gelecekte zorlanmadan topluma uyum sağlayabilmeleri için ebeveynler olarak yöntemlerimizi gözden geçirmeliyiz.
Tabii sosyal medyanın ebeveynin psikolojisine olumsuz etkileri de var. Mesela sosyal medyada sürekli mükemmel tablolar çiziliyor. Mükemmel eşler, harika ilişkiler, daima gülen aileler ve mükemmel çocuklar! Bunların ne kadarı gerçek acaba? Kalbimize dokunan ve içimizde kalan bu ukdelerle bir şekilde ebeveynlik yapmaya çalışıyoruz. Arka planda evinin bütün işleri görülen, dolayısıyla çocuklarına oyun oynatmaktan başka yapacak bir şeyi olmayan aileler sanki her şeyi kendi yapıyormuş gibi sergileyebiliyor. Bu da ebeveynleri, “O yaparken ben niye yapamıyorum?” tuzağına düşürebiliyor. Hepimizin istidadı, imkânları, ebeveynliği ve mizacı farklı. Tek tip ve mükemmel anne baba olamayız. Kendimizi, şartlarımızı fark ve kabul edip çocuğumuz için seçilmiş en iyi anne baba olduğumuz bilinciyle Allah’ın bize emanet ettiği evlatlarımıza en iyi ebeveynliği yapmayı Rabb’im hepimize nasip etsin.
Son olarak hem yazarlık hem de annelik deneyiminizden süzülen birikimle; çocuklara, gençlere ve anne-babalara ayrı ayrı birer cümlelik bir tavsiyede bulunmak isteseydiniz onlara; “Bak çocuğum…”, “Bak güzel kardeşim…”, “Bak ey anne-baba…” ile başlayan cümleleri nasıl tamamlamak isterdiniz?
“Bak canım çocuğum, seni çok seviyorum, Allah da seni çok seviyor. Ne kadar güzel yaratmış bizim için bu dünyayı, ne kadar ikram etmiş her şeyi. O’nun bizi ne kadar çok sevdiğini görebiliyorum, sen de görebiliyor musun? Bunları görebilmek için gözlerini kocaman aç ve etrafına çok iyi bak.” demek isterdim.
Gençlerimize, “Ben de bir zamanlar gençtim. Biliyorum, senin ve benim zamanım farklı. Gerçekten çok zor bir zamanda yaşıyorsunuz ve bazı zamanlar, ailenin seni anlayamadığını düşündüğünü de biliyorum. Fakat bil ki üslupları yanlış olsa da iletişim dillerinin düzeltilmesi gerekse de her ne diyorlarsa her ne yapıyorlarsa seni çok sevdikleri için yapıyorlar. Bu, onların yanlışlarını meşrulaştırmaz fakat bunu bil olur mu? Zemininde bunun olduğunu bil. Rabb’imin seni çok sevdiğini de hiçbir zaman unutma ve sen de kendini sev.” derdim.
Anne babalara da, “Sevgili kardeşlerim, lütfen lütfen lütfen her işimizden daha önemli olan, belki de cennet anahtarlarımız çocuklarımızı samimi bir sevgiyle çok ama çok sevelim. Onların ellerinden tutalım. Onları ayıplayıp, kınayıp yanımızdan uzaklaştırmayalım. Din ile ilgili sorguladığı hususlar, öğrenmek istediği şeyler mi var, oturup beraber öğrenelim; başımızdan kovmayalım. Unutmayalım ki kınadığımız, kovduğumuz ve yasaklamalar koyduğumuz çocuklarımızın kendilerini yanlış yerlerde aramasına sebep oluruz.” demek isterdim.
Öz Geçmiş
Merve Gülcemal, 1987 yılında Bursa’da doğdu. Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı Kur’an kurslarında eğitim gördü ve hafızlık yaptı. İlahiyat eğitimi aldı ve hâlen çocuk gelişimi eğitimi almaya devam etmekte. Okul öncesi çocuklarıyla fahri olarak yürüttüğü çalışmalar esnasında çocukların hikâyelere olan ilgisine hayran kalan Merve Gülcemal, çocuk edebiyatında özellikle çocukların gönlüne hitap edebilecek ve yüzlerini güldürebilecek “dinî değerler” içeren eserlerin noksanlığını fark edip bu yönde eserler kaleme almaya başladı. Aynı zamanda hikâye anlatıcısı olan yazar, sosyal medya vasıtasıyla yüz binlerce kişiye ulaşabilmektedir. Üç çocuk annesi olan yazar, yazmaya ve çeşitli konferanslarla çocuklara, gençlere ve ebeveynlere hitap etmeye devam ediyor.