MERHAMET VE SABIRLA ÖĞRETEN BİR BABA:
HZ. YAKUP
Deyin ki: Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rablerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.” (Bakara, 2/136)
İman esaslarına göre Allah tarafından gönderilen bütün peygamberlere inanmak Müslüman olmanın bir gereğidir. Hz. Yakup da Kur’an’da adı bu minvalde zikredilen, tevhit mücadelesi ve evlatlarıyla ilişkisi genişçe örneklendirilen bir peygamberdir. O, dedesi ve babası peygamber olduğu gibi evladı da peygamber olan bir babadır. Yakub’un (a.s.) ailesi Kur’an’da örnek gösterilen ve övülen bir aile olarak “Âl-i Ya‘kub” diye bahsedilir. Ailenin babaya nispet edildiğinin, bir yanlış varsa da bir güzellik paylaşılıyorsa da babanın sorumluluğunda olduğunun, aileye dair yükün sadece kadın veya anne tarafından taşınmayacağının apaçık öğretisidir bu isimlendirme. Tıpkı İmran ailesinde, İbrahim ailesinde olduğu gibi…
Cenab-ı Allah, Yakup’a (a.s.) on iki oğul vermiştir. Evlatlarıyla yaşadıkları ve verdikleri dersler kadar kardeşler arasındaki ilişkilere de bir yol gösteren örnekliklere şahit oluruz onun yaşamında.
Baba-Evlat Arasında Sırdaşlık
Yusuf, on iki kardeşin en küçüklerindendir. Bilgisi, sadakati, teslimiyeti diğer kardeşlerinden başkadır. Bu başkalık, babanın dikkatini çektiği kadar kardeşlerinin de kıskançlığına zemin hazırlar. Babalarının ona gösterdiği ihtimam ve itibar, kardeşlerine Hz. Yusuf’tan kurtulmanın yollarını arattırır.
"Hani Yûsuf babasına, "Babacığım! Gerçekten ben (rüyada) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki onlar bana boyun eğiyorlardı" demişti." (Yusuf, 12/4)
Oğlunun gördüğü rüya ile kendi hissiyatlarını birleştiren Yakup (a.s.), Yusuf’un peygamberliğe hazırlandığını anlar. Bu önemli bir işarettir ve artık Yusuf sadece korunacak küçük bir çocuk değil, aynı zamanda nübüvvetin geleceğidir.
“Babası, şöyle dedi: ‘Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma. Yoksa, sana tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.’" ’’(Yusuf, 12/5)
Hz. Yakup, tıpkı Hz Nuh ve Hz. İbrahim gibi “oğulcuğum, yavrucuğum” hitabıyla seslenir yavrularına. Bir babanın dilinde evladı cancağızıdır, yavrucuğudur, oğulcuğudur. Bu üslup, annede fıtridir ve öğretilmez. Yürekte olandan sesleniştir. Ancak bir babanın ağzından duyulan bu sözler, babalardan gönüllerindeki merhameti ve şefkati açığa çıkarmalarını isteyiştir. Bu hitap, peygamber diliyle çağlar üstü bir öğretidir tüm babalara.
Yakup’un (a.s.) oğlu küçüktür ancak Nuh’un (a.s.) oğlu yetişkin bir çağda iken aynı seslenişe muhatap olur. Bu demektir ki evlada yumuşak ve sevgiyle hitap etmek yaşıyla alakalı olmadığı gibi itaati ve isyanı ile de değişmez. İster babasına teslim olan Yusuf ve İsmail isterse inkâr ve isyanda ancak hâlâ tebliğe muhtaç olan Nuh’un (a.s.) oğlu olsun yumuşak söz herkesin hakkıdır. Bu nahif yaklaşım, sözü söyleyeni yücelttiği gibi söylenene tesiri de artıracaktır. Zira ilgi ve yakınlık göstermek çocuğa kabul gördüğünü hissettirir ve onun öz güvenini destekler.
Yakup’un (a.s.) “Rüyanı sakın kardeşlerine anlatma.” deyişinde, baba ve oğul arasındaki sırrın gücünü görürüz. Bu güç, çocuk için güven, baba için aidiyettir. Bu tür paylaşımlar baba ve evladı birbirlerine daha sıkı bağlar. Herhangi biri ile yaşadığı olayların çözümünü babasıyla istişarede arattırır. Babadan korkmak değil, ona sığınmak ve desteğini almak daha da erken büyütür çocukları.
Oğul gördüğü rüyayı paylaşır, baba sezdiği yorumu, oğlunu ürkütmeden temkine ve tedbire yönlendirir. Hz. Yakup, oğlunu uyarırken onun anlayacağı kolay ve basit bir dil kullanır. Bu durum, çocuğun sahip olduğu gelişim basamaklarını göz önünde bulundurarak özümseyebileceği etkili bir iletişimi sağlayacaktır.
Babalık Basireti
“Babaları ‘Doğrusu onu götürmeniz beni üzer, siz ondan habersiz iken onu kurt yer diye korkuyorum.’ dedi.’’ (Yusuf, 12/13)
Hz. Yakup, abilerinin Yusuf hakkındaki niyetlerini anlayarak onların kuracağı tuzağın dehşetini azaltmayı hedeflemiştir. İlgili bir babanın basiretiyle Yusuf’u gezmeye götürmek isteyen ağabeylerine “Siz ona kötülük yaparsınız.” demeden “Siz fark etmezsiniz, kurt onu kapar.” der. Burada etkili bir eğitim ilkesi olarak yöneltme karşımıza çıkmaktadır. Bu örnekte asıl olan, yanlışı dile getirmeden, muhatabı eşleştirmeden kötülükten sakındırmaya ve düşündürmeye sevk etmektir. Yakup (a.s.), oğullarına güvenmediğini açıkça söylememiş onların kuracağı en kötü senaryoları bertaraf ederek akıllarına gelmeyen ve kurtuluşu daha muhtemel bir plana yönlendirmiştir. Nihayet Yusuf’u kuyuya atarak ondan kurtulmuşlar babalarının öngörüsüne istinaden de mazeret uydurmuşlardı.
Evet, abilerine göre kardeşi kurtlar yemiştir ancak Yakup (a.s.) bu yalanı bildiği hâlde onu yüzlerine vurmaz, onlara bağırıp çağırmaz ceza da vermez sadece Allah’tan güzel bir sabır diler (Yûsuf, 12/9-18).
Sabır ve Teslimiyet
Yakup (a.s.), üzülmüş ve çok ağlamıştır. Peygamber de olsa insan olmanın gereği acısını çekmiş, hüzünlenmiş, gözyaşı dökmüş ama asla Allah’ın razı olmadığı sözleri söylememiştir. Evlat acısına karşı kendisine dayanma gücü verecek olanın Allah olduğunu söylemiştir. Bu durum, acı kayıpların arkasından nasıl bir tavır alınması gerektiğinin örneği olmuştur. “Ey oğullarım! Gidin Yusuf’u ve kardeşini araştırın. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez." (Yusuf, 12/87) diyerek nasihatte bulunmuşlardır.
Aslında Yakup’un (a.s.) ağlayışı, sadece evladı kaybolan bir yüreğin sızısından öte hakikati insanlığa sunacak kerim bir elçiyi yitirmenin acısıdır. Onun gözyaşında bir evlada hasretin beraberinde ve belki de çok ötesinde rüyada görülen güneş misali tevhidi anlatacak, tebliği aktaracak, hakikati insanlığa sunacak bir elçiye özlem vardır. Ağlamak çaresizlik değil, sabır da sükût değildir elbet. Çözüme gidilecek yolların arayışıdır sabır. Dua dua yükseliştir, koku koku bekleyiş. Gözyaşları kuruduğunda karanlığın içinde kalmadan kederi ve hüznünü Rabbine arz ediştir.
Bir baba ki çocuklarının birbirlerine olan düşmanlıklarından dolayı onları terk etmemiş sabırla bu duruşunu devam ettirmiştir. Allah’a sığınmış, sürekli O’ndan bu konularda kendisine yardım etmesini istemiş ve onların affedilmesi için de dua etmiştir. Bu durum, çocuklarımızı yanlışlarıyla baş başa bırakmanın, onlardan yüz çevirmenin doğru olmadığını, içine düştükleri çıkmazdan baba duasının ve desteğinin gücüyle kurtulabileceğini öğretir bize.
Tedbir, Tevekkül ve Strateji Öğreten Bir Baba
Yaşanılan kıtlık, karşılaşılan zorluk ve ilahi takdir abileri ile Yusuf’u tekrar buluşturur. Kimliğini deşifre etmeden, gördüğü ihanetin kinini gütmeden mümince bir bağış ve ihsanla karşılar ve uğurlar kardeşlerini Hz. Yusuf. Kendi gitmeden kokusu gider babasına. Bir sırrın çözümü gelir ilmek ilmek. Kardeşleri daha çok ikram almak için yeniden yola koyulurlar. İşte burada yol gösterişi ile dikkatleri çeker Hz. Yakup.
"Ey oğullarım! Bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah’tan gelecek hiçbir şeyi sizden uzaklaştıramam. Hüküm ancak Allah’ındır. Ben ona tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnız ona tevekkül etsinler." (Yusuf, 12/67)
Şehre ayrı ayrı kapılardan girmek, hep birlikte görünmemek iki şekilde değerlendirilir. Birliğinize nazar değmesin, kem gözlerden korunasınız mesajının yanı sıra ayrı ayrı kapılardan girin ki bir saldırı ve tuzak söz konusu olduğunda hepiniz birden zarara uğramayın. Bu bir strateji ve farklı çözüm metotları oluşturmak veya kapılardan gelebilecek tehlikeler için uyanık olmak mesajıdır. Yakup (a.s.), evlatlarına yola çıkarken alınacak tedbirleri öğretirken tevekkülün sahibinin sadece Allah olduğunu hatırlatmaktadır.
Baba Vasiyeti
Hz. Yakup’un, ölüm döşeğinde çocuklarıyla yaptığı konuşmasından bir sahne. O, evlatlarına bu dünyada sahip olabilecekleri en önemli şeyin atalarının dini yani tevhit üzerine yaşamak olduğunu bildirerek bundan sapmamalarını ve ancak Müslüman olarak ölmelerini tavsiye etmektedir.
“Yoksa siz Yakup’un, ölüm döşeğinde iken çocuklarına, ‘Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?’ dediği, onların da ‘Senin ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahı olan tek bir ilaha ibadet edeceğiz; bizler ona boyun eğmiş Müslümanlarız.’ dedikleri zaman orada hazır mı bulunuyordunuz?” (Bakara, 2/133)
Soru, bir babanın nesline sorabileceği en önemli soruyu, geride bıraktıklarına en etkili mesajını, bir miras olarak bıraktığının delilidir. Cevap ise bir peygamberin ve bir babanın duymak istediği tevhit müjdesidir.
Bu sahne, son nefesimize kadar evladın eğitiminden sorumlu olduğumuzu ve örnek alarak hayatımıza yansıtmamız gerektiğini bizlere göstermektedir.