MEKKE’NİN FETHİ
Alparslan AKÇA
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.s.) baba ocağı, dünyayı teşriflerinin hanesi, çocukluk ve gençlik yıllarının ve peygamberliğin ilk emrinin şahidi Mekke... Allah’a yönelmek gayesiyle inşa edilen ilk mabet, yeryüzünün en faziletli binası Kâbe de bu şehirde, Mekke’de bulunuyordu.
Fakat Allah’ın şanını yüceltmenin nişanesi olan bu kutsal yapı artık Kureyşli müşriklerin elindeydi ve ne hazindir ki asıl yapılış amacının aksine içerisi putlarla doluydu.
Mekkeli müşriklerin zulmüne daha fazla dayanamayan Müslümanlar, Hz. Peygamber’in öncülüğünde Mekke’den Medine’ye hicret etmiş, böylece Peygamber Efendimiz (s.a.s), “Allah katında yeryüzünün en hayırlı yeri” olarak nitelediği beldeyi terk etmek zorunda kalmıştı.
Hicretin sekizinci yılıydı, İslam’ın nuru yayılmaya devam ediyordu. Bölgede büyük bir söz hakkı elde eden Müslümanlar, Mekkeli müşriklerle de bir antlaşma yapmıştı: Hudeybiye Barış Antlaşması. Buna göre on sene boyunca taraflar birbiriyle savaşmayacak ve her iki taraf da bu anlaşmayı bozacak davranışlardan uzak duracaktı.
Hudeybiye sulhunun da etkisiyle İslam’ı seçenlerin sayısı artıyor, Müslümanların kuvveti katlanıyordu. İslam’ın bütün Arabistan’a yayılmasından rahatsız olan müşrikler, sulh maddelerini ihlal etmeye başladılar.
Müşriklerin bardağı taşıran hareketi, kendilerine bağlı bulunan Benî Bekr kabilesini kışkırtarak Müslüman Huzaa kabilesine saldırtmaları, aynı zamanda fetih ateşini yakan ilk kıvılcım oldu. Huzaalılar bu baskına namazda yakalanmış, birçoğu secde ve kıyamda iken katledilerek şehit edilmişti.
Hz. Peygamber, müşriklere bir ültimatom vererek şehit edilen Huzaalıların kan bedelini ödemeleri veya Benî Bekr kabilesiyle ittifaklarını bozmaları gerektiğini, aksi hâlde anlaşmayı bozdukları için kendileriyle savaşacaklarını bildirdi. Müşrikler önce yaptıklarını inkâr edip bu teklifi reddettilerse de sonra çok korkup pişman oldular. Hz. Peygamber’e elçiler göndererek ihlal ettikleri anlaşmayı yenilemek istediklerini ilettiler. Fakat ok yaydan çıkmış, fethin zahirî yolu açılmıştı.
31 Aralık 629’da Medine’de savaş hazırlıkları başladı. Bütün hazırlıklar gizlilik içerisinde yürütülüyordu. Bazı kabileler Medine’ye çağrıldıysa da asıl kuvveti düşmana belli etmemek için bazı kabileler orduya yolda katıldı. Hz. Peygamber’in emriyle toplanan İslam ordusu, yol boyunca on bini buldu.
Mekke önüne gelen ihtişamlı İslam ordusunu karşısında gören müşrikler, büyük korku ve panik yaşadılar. Elçi olarak gönderilen Ebu Süfyan’a, Hz. Peygamber’in amcası Hz. Abbas ordunun geçit resmini izletti ve ona bu gördüğünün kuru bir saltanat değil nübüvvet ordusu olduğunu söyledi. Ebu Süfyan ve beraberindeki heyet, İslam’ı kabul ederek Mekke’ye döndü, Kureyşlilere de Müslüman olarak teslim olmaları çağrısında bulundu.
11 Ocak 630’da Müslümanlar, dört bir yandan ve aynı anda Mekke’ye girdiler. Mecbur kalmadıkça kan dökmeyen, kaçanları takip etmeyen, yaralanan ve teslim olmayanların canını emniyete alan bir orduyla…
Çıkarıldığı yurduna selametle dönen Sevgili Peygamberimiz, büyük bir ordunun başkumandanı edasıyla Mekke’ye girdi. Hamdüsenalar ederek Mescid-i Haram’a giden Hz. Peygamber, Hacer-i Esved’i selamlayarak öptü ve Kâbe’yi tavaf etti. Kâbe”de ilk hutbeyi okuyup Müslümanlara namaz kıldırdı. Beytullah ’ın çevresi ve içerisi putlardan arındırılarak manevi fetih de tamamlandı. Mekke’nin fethiyle birlikte cahiliye devri sona ermiş, İslamiyet’in Arap Yarımadası’nda yayılması hızlanmış, böylece hem insanlık hem İslam tarihinin en önemli kırılma noktası da gerçekleşmiş oldu.