MEDENİYETLERİN BELLEĞİ, İLMİN MENŞEİ KÜTÜPHANELER

Nagihan AYDIN

İnsanoğlu dünyaya geldikten sonra zamanla çoğalır ve birikir. Gördüğü, duyduğu, ayak basıp el sürdüğü ne varsa hafıza denen yerde kendine bir köşe bulup kurulur. İnsan hafızasında yer alan her öge, ayrı bir yaşanmışlığı temsil eder. Yeri geldiğinde kimi, hatıralardan çıkıp gelir kimi de hâlâ ilk günkü gibi canlı ve diridir. İnsan gibi yeryüzünün de bir hafızası vardır. Taşa, toprağa, kâğıda kulak verenler ancak bu sesi duyabilirler.

Yerleşik hayata geçişle birlikte yeryüzünde insanın, elde ettiklerini muhafaza etme ve aktarma ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Temel ihtiyaçlar olan yeme, içme, barınma gibi pek çok alanda bu eğilimi gösteren insan, şüphesiz onu besleyen ve büyüten bilgiyi muhafaza etmek için de yollar aramıştır. Böyle bir arayışın neticesinde oluşturulan kütüphaneler şehirlerin en güzide alanı olmuştur.

Birey ve toplum için bilginin saklandığı, tasnif edildiği ve sistematik hâle dönüştürüldüğü yerlerdir kütüphaneler. Düzenli hâle getirilen bilgiyi aktarma gücü, toplumsal gelişim açısından da önem taşır. Eski dönemlerden bu yana mimaride yer verilen kütüphaneler aslında toplumun önemli bir ihtiyacını karşılamak adına kurulmuştur. Sanatın her alanında estetik dokunuşların yanında, maddenin mana ile büyüdüğünün, insanın bilim ve ilimde ilerleyişinin adı olmuştur. Ferdi içeriden besleyen, dışa dönüşte ise toplumun eğitim ve kültürel alanda açlığını gideren kütüphaneler, aynı zamanda farklı sanatsal faaliyetlerin ortaya konulduğu mekânlar olagelmiştir.

İlme olan kaynaklığından toplumsal olarak istifade edilen kütüphaneler, özellikle yerleşik hayata geçişten sonra okuryazar oranının artmasını sağlamıştır. Bireyin toplumsallaşmasını ve ortak bir amaçla hareket etmesini kolaylaştırmıştır. Aranan bilgiyi sistemli ve düzenlenmiş şekilde bulabilmek de eğitim alanında kütüphanelerin öneminin altını çizmiştir.

Eski Çağ Medeniyetlerinde Kütüphaneler

Tarihte ilk olma özelliğine sahip Asurlular tarafından kurulan Ninova Kütüphanesi (MÖ 625), sadece askerî alanda güç kazanmayı ve iz bırakmayı değil bilim ve ilimle de tarihe ismini yazdırmayı amaçlayarak oluşturulmuştur. İlmî, dinî ve edebî pek çok yapıtı bir araya toplamak bu görkemli koleksiyonun oluşmasını ve içinde Yaradılış ve Gılgamış Destanı’nın da bulunduğu seçkin tarihî eserlerin günümüze kadar ulaşmasını sağlamıştır.

MÖ III. yüzyıl başlarında Mısır’ın İskenderiye şehrinde kurulduğu bilinen İskenderiye Kütüphanesi de zamanının en önemli kültür aynasıdır. Bilim, edebiyat ve çeşitli kitapların yer aldığı bu önemli merkez, Antik Yunan edebiyatı, felsefe ve bilim eserlerinin el yazmalarının kopyalanıp muhafazasının yapıldığı bir yer olma özelliği taşımaktadır.

Tarihin izlerine bakıldığında mimaride bırakılan eserlerin yanında medeniyetlerin künyesi o dönemde zengin bir kütüphane ile ölçülebilirdi. Yine aynı titizlikle oluşturulan Endülüs Emevileri döneminde Halife II. Hakem, ilmî faaliyetlerde gösterdiği teveccühle toplattığı seçkin eserlerin Kurtuba Saray Kütüphanesinde muhafaza edilmesini sağlamıştır. Kurtuba Kütüphanesi kendi döneminde bu sayede Orta Çağ İslam dünyasının en büyük kütüphanelerinden biri hâline gelmiştir. Çok sayıda özel eserin bir araya getirildiği kütüphane, bir zaman sonra oluştuğu şartlara sığmayıp büyütülmek zorunda kalmıştır.

Şehirlerin gelişmişliği de kütüphanelerin oluşumunu etkilemiştir. Ticarette yol katetmek kütüphaneler için bazı şehirlerin bir parçası olma özelliğini tetiklemiştir. Dönemin gelişmiş ve zengin nüfusuna sahip Efes şehrinde kurulan Celsus Kütüphanesi de bu bakımdan göze çarpan bir yapıdadır. MS 135 yılında kurulan kütüphane dönemin en büyük kamu kütüphanelerinden biridir. Dikkat çekici bir özelliği ise estetik mimarisinin oldukça görkemli olmasıdır.

Sanat ve mimarinin en güzel örneklerinden biri de şüphesiz Bergama Kütüphanesidir. Kültür ve sanatın iç içe olduğu dönemin izlerine bu kütüphanenin mimari ve yerleşim şekilleri ile kullanılan eşyalardan anlamak mümkündü. Kütüphane içinde bazı bölgelere yerleştirilen heykeller, önemli şairlerin, yazarların heykel ve büstlerine de yer verildiğini göstermiştir. Kütüphane düzenine ait daha pek çok özelliğin Bergama Kütüphanesinde başlatıldığını da kütüphanenin iç düzeni ve muhafaza şekillerinden anlamak mümkündü.

İslam dünyasının ilk büyük kitaplığı olan Beytü’l-Hikme ise, Halife Memun zamanında Bağdat’ta kurulmuştur. Birçok bilime ev sahipliği yapan kütüphane felsefe, mantık, matematik, astronomi ve tıp gibi alanların İslam âlemine girmesiyle birlikte çeşitli dillerde eserlerin ve kaynakların oluşmasına katkı sağlayan bir merkez hâline gelmiştir.

Osmanlı Medeniyetinde Zengin Kütüphaneler

Yakın tarihimizde yer alan Osmanlı kültür ve medeniyetinde kütüphaneler, medeniyetin doğuşu, yükselişi ve sonuna kadar çeşitli alanlarda ve özellikte kurulmuştur. İlme ve bilime gösterilen özen, bu dönemdeki kütüphanelerin yapısında hayat bulmuştur. Bunların başında saraylarda şahsa özel oluşturulan kişisel kütüphaneler, müstakil konaklarda, evlerde oluşturulan kütüphaneler, dönemin eğitim-öğretim yerleri olarak bilinen cami, medrese, mektep, dershane gibi mekânların içinde ya da yakınlarına kurulan kütüphaneler ve müstakil kütüphaneler gelir.

Osmanlı medeniyetinde kütüphaneler tasnif edildiğinde vakfedilen, satın alınan, yazdırılarak çoğaltılan, çeşitli devlet büyükleri ve seçkin kimselerden gelen hediye, müsadere usulü alınan ve son olarak ganimet yoluyla elde edilen eserlerin yer aldığını görüyoruz.

İlk medrese Orhan Gazi tarafından kurulmuş ve Osmanlı medeniyetinde vakfiye sistemiyle oluşturulan kütüphanelere zemin hazırlamıştır. Bunların başında, Edirne II. Murad Darulhadisi, Bursa Umurbey Camii ve Üsküp İshak Bey Medresesi kütüphaneleri geliyor. Kütüphanelerin sayısında görülen artışın İstanbul’un fethiyle zirveye çıktığını görüyoruz. Fethin ardından kütüphanelerin koleksiyonlarındaki zenginlik ve çeşitlilik de diğer göze çarpan hususlar arasındadır. 14. asır sonlarında ise kütüphaneler medereselerin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. İlk medrese kütüphanesi de Bursa’da Yıldırım Bayezid döneminde İnebey Medresesi bünyesinde kurulmuştur.

İlk bağımsız kütüphane olan Köprülü Kütüphanesi, dönemin bu artışa katkıda bulunan en önemlilerindendir. III. Ahmet, III. Osman ve özellikle I. Mahmut döneminde kurulan kütüphaneler geniş içerikleriyle dikkat çekmiştir. I. Mahmut dönemi, kütüphaneciliğin altın çağını yaşadığı dönemdir. I. Abdulhamid döneminde ise İstanbul’da kurulan kütüphanelere benzer yapıların Anadolu’nun pek çok yerinde oluşturulduğu bilinmektedir.

Fatih Sultan Mehmet şahsına ait ilk kütüphaneyi, Manisa Saruhan Sancakbeyliği zamanında Şehzadeler Sarayında, ikinci özel kütüphanesini ise Edirne’de Cihannüma Kasrı’nda kurmuştur. Özel kütüphanesini daha sonra İstanbul’un fethinde Eski Saray’a getirdiği bilinmektedir. Zamanla bu genişlemeye müstakil kütüphanelerin de eşlik ettiğini söyleyebiliriz.

Bilimsel faaliyetler dikkate alındığında Osmanlı döneminde kütüphanelerin ev sahipliği, medrese ve külliyeler bünyesinde öğrencilerin eğitim-öğretim süreçleri için oldukça önemlidir. Osmanlı döneminde fetihlerin ve bırakılan zengin mirasın mimarideki maharetini, ilim ve bilimin kuşaklara hitap eden muhafazasında da görüyoruz.

Günümüzde Kütüphaneler

Değişen dünya, gelişen şartlar ve modern hayatın tam ortasında yer alan teknoloji kullanımı etkilerini artırmakta. İnsan, her alanda hızlı ulaşım için çaba sarf etmekte. Kolay ulaşım ve çabucak edinilen bilgiler bilimsel çalışmaların, ilmî araştırmaların yapısına da etki etmekte.

Toplumun istifadesine sunulan büyük millî kütüphaneler, il ve ilçelerde kurulmuş halk kütüphaneleri, ihtiyacımız olan oksijeni vücudumuzun her noktasına taşıyan damar sistemi nispetinde. Bilimsel ve ilmî çalışmalara kaynaklık eden kayıtlı temel eserler, eski el yazması örnekler, dersler için oluşturulan çeşitli dokümanlar ve teknolojinin gelişmesiyle online tarama sistemi, zengin kütüphanelerimizin kıymetini bir kez daha ortaya koyuyor. Geçmişten günümüze safhalar geçiren kütüphaneler, canlı bir sistemin oluşması ve korunması için sağladığı haklı önemi böylelikle hatırda tutmayı başarıyor. Varlık âlemi süresince bu mirasın ayakta kalması ve nefes alması için gösterilecek çaba da kaçınılmaz olacaktır. İnsanoğlu bütün zamanlarda gücünü aldığı, onu besleyen alanları koruyup muhafaza edecek, muteber mirasını asırların raflarına ihtimamla yerleştirecektir.