MEDENİYETLER ŞEHRİ GAZİANTEP’İN ÇARŞILARI
Seher MERİÇ
Misafirperverliğin, arkadaşlığın, bir ve beraber olmanın tam merkezinde yer alan kahvenin hayatımızdaki derin etkisini bilmeyen yoktur. Ev sahibi, evine gelen misafirlerine verdiği değeri göstermek için günlük hayatta kullandığından çok daha güzel ve özel kahve fincanlarını çıkarır ve onlarla servis yapar. Ben de misafirlerime tam kahve yapacakken kutunun boşaldığını gördüm. Bir anlık “Acaba evde kahve kalmadı mı?” düşüncesinden sonra hemen hızlı adımlarla kilerdeki dolaba gidip rafın arka taraflarına özel misafirler için sakladığım paketi bulunca derin bir oh çektim. Ve hemen mutfağa dönüp kırk yıl hatırı olacak kahvemi yapmaya başladım.
Özel dedim ya az önce, hakikaten öyle. Çünkü taa Gaziantep’in tarihî kahvecisinden almıştım. Ne zaman Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne gitsem hediyelik eşya almak yerine birbirinden lezzetli tatlarını denemeyi tercih etmişimdir. Bütün gün Antep’in çarşılarını adım adım gezdikten sonra yorgunluk kahvemi her zamanki gibi tarihî kahvecide içmiş ve hem eve hem de arkadaşlarıma hediyelik olsun diye farklı tatlarda kahve almıştım.
Görünmez bir uğultunun her tarafımızı kapladığı ruhsuz AVM’ler yerine yaşamın kendi ritminde akıp gittiği ufak tefek dükkânlardan alışveriş yapmayı oldum olası çok sevmişimdir. İşte Antep’in çarşıları da bunun en güzel örneklerindendir.
Yüzyıllarca seyyahların uğrak yeri olan bu çarşılar, günümüzde daha çok turistik ihtiyaçlara ve nostaljik hislere hitap etse de yine de çok güzeller. Mesela Bakırcılar Çarşısı. Adını burada satılan bakır eşyalardan alıyor. 400 yıllık geçmişi olan bakır işçiliği bu çarşıda hâlâ sürdürülüyor. Bakır, ustaların elinde bakraçlara, tepsilere ve cezvelere dönüşüyor. Çarşıda sıralanan geleneksel dükkânlar, asırlardır olduğu gibi yine zamana direnmekte. İrili ufaklı dükkânların çevrelediği el emeği göz nuru bakırların satıldığı bu atmosferde dolaşmanın keyfi bambaşka. Dükkânlarının önünde ellerinde bakırlar ve çekiçleriyle tık tık vurarak sıradan bir tepsiyi bile bir sanat eserine çeviren bir ustayı büyülenmiş gibi seyrediyorum.
Çarşıların hepsi birbirine bağlı. O yüzden siz sadece yürümeye devam edin. Her sokak farklı bir dünyaya götürecek sizleri. Aslında şehrin bugününü ve dünü bir arada yaşatan bu çarşılar sanırım.
Şehrin bir diğer önemli çarşısı da Saraciyeciler. Saraç, koşum ve eyer takımları yapan ya da satan kimseye deniliyor. Buradaki ürünlerle belki hiç ilginiz olmayabilir. Ama şöyle düşünün evvelden bütün ulaşımı sağlayan atlar ve at arabalarıymış. İlginiz olmasa bile geleneksel havayı koklayabilir, dükkân sahipleriyle sohbet edebilirsiniz.
Habbabçılar ise tahta terlik üreten zanaatkârların yer aldığı bir çarşı. “Hap hap”, takunyanın Gaziantep’te söyleniş biçimiymiş. Şimdi takunya ne diye sorabilirsiniz. En basit anlamıyla tahtadan terlik diyebilirim. TDK ise “genellikle hamam vb. ıslak tabanlı yerlerde kullanılan, yüksek ökçeli, ağaçtan yapılmış bir tür ayak giysisi” diye açıklamış. Ceviz, gürgen, çınar, şimşir ve dut ağacından yapılan takunyalar ilgi görse de bunların içerisinde en makbul olanı şimşir veya abanozdan yapılanlarmış. Eskisi kadar kullanılmadığı için bu çarşıda artık takunya yapılmıyor. Daha çok tahta kaşıktan başlayarak ufak tefek ahşap işlere dönmüşler.
Bir de Külekçiler Çarşısı var. Burada tahtadan yapılan pekmez ya da yoğurt kapları üretiliyor. Kapısından girer girmez dükkânlarda ve vitrinlerde sergilenen kapların son derece sevimli görüntüsüne kapılıp gidiyorsunuz. Alıp evinize götüresiniz geliyor. Pekmez gibi sıvı bir madde nasıl ahşap bir kapta saklanıyor diye aklınıza eminim gelmiştir. Söğüt, çam ve kavak ağaçlarından elde edilen kütükler, önce uygun boyutlarda kesilip hazırlanıyor. Suya batırılan bu tahta parçaları güneşe konularak kurutuluyor. Daha sonra ustaların elinde bu tahtalara dairesel bir şekil veriliyor. Son yıllarda doğal ürünlere artan rağbet, çarşıyı az da olsa hareketlendirmiş. Plastik yerine tahtanın o doğal yapısı insanları cezbetmiş. Çarşıdaki ustalar ayrıca tahta oyuncaklar da yapıp satıyorlar.
Antep deyince aslında hepimizin aklına ilk olarak yemek geliyor. Çok da haklısınız. İpek ve Baharat Yolları üzerine bulunan ve kimilerine göre 6 bin, kimilerine göre de 12 bin yıllık bir geçmişe sahip Gaziantep, çok renkli ve tüm dünyanın takdirini kazanan bir mutfak kültürüne de ev sahipliği yapıyor. Gaziantep mutfağını anlamak ise kentin kapalı çarşılarındaki baharatlarını koklamaktan geçiyor.
Gaziantep mutfağında çok önemli bir yere sahip baharat kültürü, Gaziantep’in kapalı çarşılarında geçmişin büyüleyici kokusunu bugüne taşıyor. Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim, 1516 yılında Mercidabık Zaferi sonucu o zamanlar ismi Ayıntap olan Antep’i Osmanlı topraklarına katmış. Kent, sonraki yüzyıl boyunca ticaret, el sanatları ve üretim alanlarında büyük bir sıçrama yaşamış.
Evliya Çelebi ünlü Seyahatname’sinde Gaziantep için “Kentte 22 mahalle, 8 bin ev, 100 kadar cami, medrese, han, hamam ve bir de kapalı çarşı” olduğunu yazıyor. Evliya Çelebi, şehri “Dünya yüzünden geniş bir ili, göz alıcı büyük yapıları, her yerde aranan eşyası, birçok mezraları, bolluk ve verimliliği, bitimsiz yiyecek ve içecek pınarları ve ırmaklarıyla burası ‘Şehr-i Ayıntab-ı Cihan’dır.” sözleriyle anlatıyor.
Bakırcılar Çarşısı’nın hemen karşısında yer alan Almacı yani Elmacı Pazarı ve çevresindeki baharat dükkânları; renkleri, kokuları, dokuları, sesleri ve tatları ile şahane bir yer. Aktarların çatılarından sarkan rengârenk dolmalık patlıcan ve biber kuruları hem renkleri hem de çıkardıkları seslerle gezenleri cezbediyor. Diğer yandan da her derde deva şifalı otlar, kuruyemişler, cevizli sucuklar ve pestiller hem kokuları hem tatlarıyla insanı kendine çekiyor.
250 yıllık bir geçmişe sahip olduğu söylenen Almacı Han’ın çok güzel de bir öyküsü var. Eskiden Gaziantep’te elma Almacı Pazarı’nda satılırmış. Savaş döneminde yaşanan yokluk nedeniyle misafirliğe giderken elma götürmek çok önemli bir âdetmiş. Tek bir elma bile çok kıymetliymiş. Büyük tenekeleri ikiye böler, tenekenin her bir yarısını cam ile kapatarak elmayı bunun içine koyarlarmış. Oğlu askere giden bir aileye “İnşallah kavuşursun” duasıyla elma götürülürmüş. Elmayı hediye olarak kabul eden ev sahibi elmayı yemezmiş. Diyelim bir ahbabı ev aldı, “Evin hayırlı olsun.” demek için kendisine gelen elmayı ziyaret ettiği kişiye götürürmüş. Elma o evde de saklanırmış. Saklanan elma en son hasta olan birine götürülürmüş ki şifa olsun. Yeni doğum yapan bir kadına da elma götürülürmüş. Yani elma, birçok evi dolaşır ve ancak çürümeye yüz tuttuğu evde yenirmiş. Ne ince bir davranış değil mi?
Gaziantep’in dünyaca ünlü yemenilerini de anlatmadan geçmek olmaz elbette. Yemeni dediğim bildiğimiz deri ayakkabı. Kavafiyeciler adıyla bilinen ayakkabı, yemeni, çarık imal edenlerin bulunduğu çarşı, günün her saatinde yerli yabancı ziyaretçilerle dolup taşıyor. Ustaların dededen yadigâr oluşturduğu yemeniler, eski zanaatın yaşatılması açısından önemli. Dünyanın öbür ucundan bile sipariş alan, el emeği, göz nuru Antep işi yemeninin özelliği tabanıyla yüzünün birleştiği yerin tamamıyla dikişli olması. Yani yemeni önce dikiliyor, ardından çevrilerek içi dışına getiriliyor. Farklı model ve renkte yemenilerden bir tane almanızı tavsiye ederim. İsterseniz ev içinde ya da ev dışında da kullanabilirsiniz.
Yolların birbirine bağlandığı çarşılarda dolaşırken birden karşıma tek katlı ve iki odadan oluşan bir türbe çıktı. İçeri girdiğim zaman her odada bir türbe olduğunu gördüm. Rivayete göre bunlardan biri Hz.Yuşa peygambere, diğeri ise Pirsefa hazretlerine aitmiş. Yine rivayete göre Pirsefa hazretleri Hz. Yuşa’nın türbedarı imiş ve buraya defnedilmiş. İçeride dua ettikten sonra yola devam etmek üzere türbeden ayrıldım.
Gaziantep Çarşısı’nın en güzel mekânları, 400 yıldır hizmet veren tarihî kahvecileridir. Sokak sokak gezerek geçen yoğun bir günün ardından kahve keyfi yapmanızı öneririm. Eskiden kahve, cevizden oyma dibeklerde dövülürmüş. Bir rivayete göre 4. Murat, Bağdat seferi sırasında burada dinlenmiş ve dibek kahvesi içmiş.
Gün sonunda verdiğiniz bu lezzet durağında, gezdiğim çarşılardaki hikâyeleri şöyle bir aklımdan geçiyorum. Her bir köşesinde bir hikâye saklı olan bu çarşılarda doğunun canlı ve rengârenk yaşamını hissediyorum.
Anadolu Selçuklu Devleti’nden bu yana gelen kapalı çarşı kültüründe Ahilik geleneğinin izlerini bugün bile görmek mümkün. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde esnaf, sanatkâr ve üreticilerin yetişmesini ve mesleklerini icra ederken İslami ahlak değerlerini uygulamasını sağlayan Ahilik teşkilatı öğretileri bugün Gaziantep’in çarşılarında hâlen varlığını sürdürüyor. Ahilik geleneğine uzanan esnaf kültürü, müşterilerin çarşı içindeki gezilerini ve alışverişlerini çok cömert bir ikram kültürü içinde yaşamasına olanak tanıyor.
Mis kokulu menengiç kahvemi yudumlarken bütün gün Gaziantep çarşılarında yaşadıklarımı ve hissettiklerimi bilgisayarıma aktarmaya başladım. Yazarken fark ettim de ne çok anlatacak şey var Gaziantep hakkında. Sanırım bu yüzden “Medeniyetler Şehri Gaziantep” deniliyor. Doğal güzellikleri, tarihî yapıları, müzeleri ve antik kentleri ile aslında tam bir turizm cenneti. Ee tabii bunlara da bir de şahane lezzetli yemekler de eklenince insanın gidesi gelmiyor bu şehirden.
Ama şimdilik benden bu kadar. İnşallah bir sonraki bölümde görüşmek üzere.