MEDENİYETİN RUHU HOŞGÖRÜ

Dr. Kenan ORAL
Barselona Sosyal İşler Ataşesi

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اسْمَحْ يُسْمَحْ لَكَ

Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: Hoş gör ki, hoş görülesin.

(İbn Hanbel, 1/249)

Sevginin yetiştirip büyüttüğü kavramlardan biridir hoşgörü. Sevgiyle, iyi niyetle, anlayışla, müsamahayla ve merhametle bakabilmektir. Kırmadan onarmak, incitmeden bağışlamak, üzmeden mutlu etmek ve sabrı kuşanmaktır. O, insanın diğer insanlara, hayvanlara ve tüm canlılara karşı benimsediği bir erdemdir.

Sevgi ve hoşgörünün kaynağı Yaradan’dır. Her mahlukat Yüce Yaradan’ın bir eseri, bir mucizesi olduğu için hem sevgiyi hem de hoş görülmeyi doğuştan hak eder. İnsan, sırf insan olduğu için, sırf Yüce Allah’ın yarattığı bir varlık olduğu için hoş görülür.

Hoşgörü; nezaket, yumuşak huyluluk, müsamahalı davranma, kolaylaştırma ve anlayışın bir araya gelmesiyle vücut bulur. O, kolaylık ve müsamahayı içselleştiren İslam’ın dünya ve ahiret saadeti bahşeden ilkeleriyle buluşmanın aracıdır. Bu çerçevede Efendimizin, insanların gönüllerini İslam’a ısındırmadaki rolünü Kur’an bize şöyle anlatır: “Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” (Âl-i İmrân, 3/159) Hz. Aişe de Allah Resulü’nün ahlakını "kötülüğe kötülükle karşılık vermez, münakaşadan uzak durur, bağışlayıcı ve hoşgörülü davranırdı." diyerek betimlerdi. (Tirmizî, Birr, 69)

Allah Resulü, “Hoş gör ki hoş görülesin.” hadisindeki veciz ifadeleriyle çok önemli noktaları bize hatırlatır. Bu hadisle müminin aile içerisinde, arkadaşlarıyla ilişkilerinde, iş hayatında, yaşamın her anında ve tüm canlılarla ilişkisinde bu erdemi benimsemesini emreder. Öyle ki bu fazileti bir karakter hâline getirene, hem dünya hem de ahirette Allah’ın rıza, anlayış ve müsamahasını müjdeler. Kulun hoşgörüsü, Allah’ın engin rahmeti ve bağışlayıcılığını kazanmaya vesile olur. Zira mümin her zaman, Peygamberinden aldığı eğitim ile zorlaştırmaktan uzak durur ve kolaylaştırmak için gayret gösterir. (Tirmizi, Taharet, 112)

Kuşkusuz insanın hoşgörüsünü ilk olarak kuşanacağı kişiler; anne-babası, eşi, çocukları ve akrabalarıdır. Toplumun çekirdeği olan aile içerisinde onunla sevgi artar, merhamet bilinci gelişir ve aile içi sorunların çözümü kolaylaşır, olası tatsızlıkların önüne geçilir. Huzur dolu aile kurmanın yapı taşı müsamaha ile hareket etmek, karşıdakinin hatasını bazen görmezden gelmek, uygun zaman ve üslupla düzeltmeye gayret etmektir. Bu noktada Hz. Peygamber’in aile hayatı bizim için eşsiz bir örnektir. Aile içerisinde bazı tatsızlıklar yaşasa bile Allah Resulü hiçbir zaman incitici, kırgınlık meydana getiren bir üslup ve tavır içerisinde olmamıştır. (Müslim, Fedâil, 79) O, mümin olsun olmasın akrabalarıyla da her zaman merhamet, sevgi ve saygı temelli bir anlayış takınmaya çalışmıştır. O, Müslümanlara; hanımlarına karşı kötü duygular beslememelerini ve onların bazı huyları hoşlarına gitmese de diğer huylarını beğenebileceklerini söyleyerek anlayışlı davranmalarını tembihler. (Müslim, Radâ’, 61) Veda Hutbesi’nde Allah’ın bir emaneti olarak aldıkları kadınlarla ilgili davranışlara dikkat etmelerini ve Allah’tan sakınmalarını emreder. (Müslim, Hac, 147) Hanımlarına iyi davrananların en iyi müminler arasında yer alacağını müjdeler. (Tirmizi, Radâ’, 11)

İnsani ilişkilerde hoşgörülü ve anlayışlı davranmak, karşıdaki kişinin aynı tavırları örnek almasına neden olur. Bu sayede yayılan hoşgörü; daha uyumlu, sorunları kolaylaştırmaya ve çözmeye odaklanan bir toplum oluşmasına katkı sunar. İnsanlar arasındaki kin, nefret ve haset gibi duyguların bastırılmasını sağlar. Bununla birlikte sürekli olarak anlayış ve hoşgörüyü karşı taraftan beklemek Müslümana yakışmaz. Zira böylesi bir tavır, iyi niyeti suistimal eden bencilce bir davranıştır.

İnsani ilişkilerde hoşgörüye en çok ihtiyaç duyulan alanlar arasında iş hayatı ve ticari ilişkiler gelir. Hz. Peygamber “Allah, satışın, alışın ve borç ödemenin müsamahalı olanını sever.” (Tirmizi, Büyû’, 75) sözleriyle bu hususu vurgular. Birçok riskin alındığı ticaret hayatında, sıklıkla iniş çıkışlarla karşılaşılır. Borcu ödeme, alacağı tahsil etme hususu hem alıcıya hem de satıcıya yoğun bir stres yaşatır. Bu nedenle hem müşterinin hem aracının hem de satıcının birbirlerinin işlerini imkân nispetinde kolaylaştırması, çözüm odaklı olması ve esnek davranması sağlıklı bir ticari hayat için büyük önem taşır.

Müminin hoşgörüsü sadece kendi dindaşlarına değil tüm insanlığa yöneliktir. O, herkesin istediği dini seçme noktasındaki özgürlüğüne saygı duyar. Diğer dinlere mensup kişilerin de inanç ve ibadetlerini serbestçe yaşamaları için gerekli saygıyı gösterir, kolaylığı sağlar ve müsamahalı yaklaşır. Efendimizin, kendisine ve ilk Müslümanlara uzun yıllar türlü cefalar yaşatanlara, Mekke’nin fethi esnasında gösterdiği hoşgörü bunun apaçık örneklerinden biridir. (Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 9/195) Yine kendisini ziyarete gelen Hristiyanların, mescitte ibadet etmelerine müsaade etmesi de farklı din mensuplarına müsamaha örneklerindendir. (İbn Sa’d, Tabakât, 1/357)

İşte ailede, sosyal ve ticari hayatta hem dindaşlarıyla hem de diğer dinlere mensup insanlarla ilişkilerdeki hoşgörülü yaklaşım; medeniyeti kuran bir ruhtur. Bu ruhla hareket eden toplum hem medenileşir hem de gittiği her yere medeniyet götürür. Tarih boyunca farklı din ve kültürlerden insanların, içimizde kendi kültür ve inançlarını koruyarak yaşamaları da eşsiz medeniyetimizin bir arada yaşama tecrübesi ve hoşgörüsü için en güzel örnektir. Şu var ki hoşgörü hiçbir zaman toplumun bozulmasına ve çürümesine neden olacak, hak ve adalet kavramlarını zedeleyecek şekilde anlaşılmamalı, istismar ve her şeyi mübah görme anlayışına dönüştürülmemelidir.