KUZEY AFRİKA’DA UNUTULAN TÜRKLER: KULOĞULLARI

Yusuf YILDIZ

Orta Asya bozkırlarından (Ural-Altay Dağları eteklerinden) hareketle hemen hemen tüm dünyaya yayılan bir kavmin tarihidir, Türk tarihi. Doğu Asya’dan başlayıp Avrupa’ya oradan Afrika’ya uzanan, Hunlarla başlayıp Göktürk Devleti’yle devam eden, Selçuklu Devleti’yle boy verip Osmanlı Devleti’yle zirveye çıkan bir devlet geleneğinin kurucu aklının tarihidir. Bu nedenle olsa gerek bu coğrafyada nereye bakılsa muhakkak bir işarete rastlanacaktır. Bu uzun soluklu tarih yürüyüşünde Hazarlar, Macarlar gibi karşımıza din değiştiren, farklı milletlerle karışıp kaynaşan devletleri de okuyoruz. Kuloğullarını da kısmen bu perspektiften incelemek isabetli olacaktır.

Kuloğulları Kimdir, Nerede Yaşadılar?

Trablusgarp (Libya), Tunus ve Cezayir yani kısaca “Garp Ocakları”ndaki Türk nüfusu, iktisadi ve ekonomik nedenlerle taşınması zor ve ağır yükler getiren Anadolu’dan yapılan asker sevkiyatından dolayı çoğalmaktaydı. Fakat bundan daha ziyade buralara sevk edilen yeniçerilerin yerli kadınlarla evliliklerinden doğan çocuklarla artmaktaydı. Askerler yeniçeri olarak kaldıkları müddetçe evlenme imkânı bulamayanlar, kışlalardaki vazifelerini terk edip evlenebilme hakkına sahiptiler.

Akraba oldukları saygın ailelerle kurdukları evlilik bağları sayesinde toplumdaki konumları genişlediği gibi iki toplum arasında Kuloğulları denilen yeni bir sınıf da ortaya çıkmış oldu.

Osmanlı askerî teşkilatında genel itibarıyla “yeniçeri, kapıkulu askerlerinin oğulları” anlamına gelen “kuloğlu” ifadesi, Kuzey Afrika’daki Garp Ocakları bölgesinde yerleşen Türklerin Arap, Berberî ve Endülüs asıllı Müslüman kadınlarla olan evliliklerinden doğan çocukları için kullanılmıştır.

Kuzey Afrika bölgesine Anadolu’nun değişik bölgelerinden, daha ziyade Antalya, Muğla, Aydın, İzmir gibi batı şehirlerindeki Türk asıllı gençler seçilip sevk ediliyordu. Tercih edilen bu askerler, genel itibarıyla kısa süreliğine değil uzun süre hatta ömür boyu kalmak üzere yola çıkıyordu. Bu bölgeye vazife doğrultusunda gelip hayatının geri kalanını burada geçirmek üzere kalan askerler genellikle Arap ve Berberî kökenli kadınlarla evleniyorlardı. Böylelikle Kuzey Afrika eyaletlerinde bu evliliklerden doğan çocuklara da “Kuloğlu” denildi. Bu evliliklerin devamlılığı sayesinde bu bölgede “Kuloğlu” yaygın bir kullanım hâlini aldı. Bu süreç 16. yüzyıldan başlayıp 20. yüzyıla kadar devam etti.

Ahali-i Sadıka

16. yüzyıl itibarıyla Anadolu’dan Garp Ocaklarına yerleşen bu Türk soylu insanlar, daha ziyade yerli gelenek ve âdetler üzerine yaşamayı tercih ettiler. Tabii ki Anadolu’da hüküm sahibi Osmanlı Devleti’ne bağlılıkları devam etti fakat evlendikleri kadınların yaşam şartlarını, âdet ve geleneklerini de göz ardı etmediler. Bunu yaparken de kendilerini o bölgeye gönderen devletlerine yani Osmanlı Devleti’ne de bağlılıklarını ihmal etmediler.

Kuloğulları bu süreçte farklı fikir ve faaliyetlere tevessül etmeyip Osmanlı Devleti’ne bağlı, menfaatlerini ve çıkarlarını gözeten bir ahali olarak varlığını devam ettirdiler. Bulundukları mahallerde Osmanlı Devleti’ne en bağlı toplum olarak kaldılar ve kendi ifadeleriyle Kuzey Afrika’da "ahali-i sadıka" vasfını hak etmişlerdi.

Bu sadakatleri kendilerine uygulanan muafiyetler ortadan kalkınca da devam etti. Şöyle ki yerliler ve Endülüslüler Maliki mezhebine bağlıydı. Türkler ve Kuloğulları Hanefi mezhebine bağlı olup ayrı müftüleri ve şeri mahkemeleri vardı. Kuloğulları askerî, idari ve dinî alanlardaki görevleri sayesinde çeşitli imtiyazlara sahiptiler. Aradan geçen zamanla vergi muafiyetleri kaldırıldı. Bu muafiyet ortadan kaldırılınca onlar için de yerlilere uygulanan kurallar geçerli oldu. Bu süreç yaşanırken de sadakatlerini muhafaza etmeyi başarmışlardı.

Kuloğulları Ne Gibi Görevlerde Bulunuyordu?

Kuloğullarının eyaletlerdeki konumları, yerine getirmekle mükellef oldukları sorumluluk ve görevleri çeşitlilik gösteriyordu. Kaynaklarda ekseriyetle Kuloğullarının askerî görevleri dışındaki yükümlülüklerine dikkat çekilir. Tunus ve Cezayir eyaletlerinde Cezayir’den daha farklı olarak idari yapı içerisinde mühim vazifelere gelebiliyorlardı. Bazı Kuloğlu aileleri üstlendikleri bu vazifelerini uzun yıllar devam ettirmeyi başarmışlardı.

Eyaletlerdeki askerî vazifeler genel itibarıyla kalelerin muhafazası, denizcilik hizmetini üstlenme ve memleketin iç asayişini sağlama gibi üç bölüme ayrılıyordu. Kuloğulları da bu vazifeler içerisinde daha çok iç asayişi sağlama ve koruma vazifesinde görevlendiriliyorlardı.

Kuloğulları, bulundukları eyaletteki bağlı oldukları baş ağanın emrinde “zaptiye” ve “tahsildarlık” görevlerini yerine getiriyorlar, yaptıkları tahsildarlık vazifesi karşılığında vergiden muaf tutuluyorlardı.

Kuloğulları, düzenli askerî birlikler içerisinde yer almıyorlardı. Özellikle eyaletin asayiş ve emniyetini sağlamak gibi önemli bir görevle vazifelendiriliyorlardı. Tarihî süreç içerisinde bölge arazisinden ve denizden istifade etme konusunda muazzam bir tecrübe kazandılar. Bu sayede farklı geçim alanları ve kanalları oluşturmayı başardılar. 17. yüzyıl itibarıyla eyaletlerin zenginleşmesi üzerine ziraat ve ticaretle de iştigal etmeye başladılar. Bu süre zarfında da artan gelirler sayesinde ibadet yerleri ve eğitim müesseseleri gibi önemli yapılar inşa ettiler.

Cezayir’de bulunan Kuloğulları, başlangıçtan itibaren eyalet tarafından maaşa bağlanmışlardır. Öyle ki eyaletin idaresini ele geçirecekleri endişesiyle merkezden uzaklaştırılmaları bile eski haklarını kaybetmelerine neden olmadı. Aksine maaş almaya devam ettiler. Tam da bu sırada Yahudi tüccarlara iş çıkmış oldu. Kuloğullarının maaşlarını almak için dahi olsa eyalet merkezine gelmeleri istenmiyordu. Bunun için Yahudi sarrafların aracılık yapmasına izin verildi. Yahudi tüccarlar, defterdarlıktan ödemeyi tahsil edip Kuloğullarına ödemeyi yapıyordu. Bu durum ne yazık ki Fransızların Cezayir’i işgaline kadar (1830-1847) devam etti.

Kuloğulları Bugün Nerede Yaşıyorlar?

Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’daki hâkimiyetinden bugüne kalan yapıların yanı sıra belki de en önemli mirası Kuloğullarıdır. Tarih sahnesine çıktıkları dönemdeki bağ ve bağlılık bugün ne yazık ki unutulmuş durumdadır. Türk soylu bilinen Kuloğulları maalesef bugün Türkçe konuşmamaktadır.

Kuloğulları, özellikle bugünkü Libya toprakları içerisinde yoğun bir biçimde bulunmaktadırlar. Rakamlar resmî olmamakla birlikte bugün 300 bin ila 700 bin civarında Kuloğlu Türklerinin olduğu öngörülüyor. Fakat ne yazık ki bugün Libya’da Arapça, Berberice, İtalyanca konuşulmakta fakat Türkçe konuşulmamaktadır.