KÜRESEL Mİ
ISINIYORUZ,
İKLİM Mİ
DEĞİŞİYOR?

Şule TÜZÜN

Dünyada sonuçlarından en çok yoksul ülkelerin etkilendiği ve hayli kabarık felaket senaryoları akla getiren küresel ısınma ve iklim değişikliği nedir?

Havaların biraz ısınması, dünyanın herhangi bir yerinde kuraklık ve kasırgaların çoğalması nelere yol açabilir? Mesela bizlerin, çocuklarımızın, torunlarımızın geleceğini derinden etkiler mi? Ya da yaşam şeklimizi değiştirecek hatta bulunduğumuz coğrafyayı yaşanmaz hâle getirecek boyutta bir “küresel felakete” neden olabilir mi? Ne yazık ki bilim adamları bütün bu sorulara “evet” demek zorunda kalıyor, hem de 19. yy’dan beri.

Karbondioksit gazı atmosferde her geçen gün artıyor. Bunun sera etkisi gösterdiği ve atmosferde ortalama sıcaklığın artışına yol açtığı ilk defa 1826 yılında Joseph Fourier tarafından belirlendi. Bizler neredeyse iki asra yakın zamandır yapılan bu bilimsel araştırmaları, hele ki tersi yönde bir çalışma ortaya konmamışken yok sayamayız.

Pencereyi açıp dışarı baktığımızda “hava durumu” ile karşı karşıya geliriz. Hava durumu, her gün değişkenlik gösterebilir. Bir sonraki kışta sıcaklık da yağış da biraz değişir ancak ortalama sıcaklık stabil kalır. Bu uzun yıllar değişmeyen sıcaklık ortalamasına “iklim” denir. İklim, bize havanın hangi limitler arasında farklılaşması gerektiğini anlatır ve bu limitler zaman içerisinde ortalama aynı kalır. Yani iklimin değişmesi için 100-200 yıl değil belki milyonlarca yıl gerekir.

Küresel ısınma, beklenenin çok üzerinde bir hızla artış gösteriyor ve bunun temel sebebi atmosferdeki “sera etkisi” yapan gazların özellikle karbondioksit ve metanın artması.

Atmosferde ısıyı tutan gazlara sera gazları diyoruz. Sera gazı listesinin en başında karbondioksit bulunuyor. Atmosfere karbondioksit salınımının en büyük nedeni sanayileşmeden sonra kullanım alanı çok fazla gelişen kömür, petrol ve doğal gazdır. Bir diğer sera gazı olan metan ise günlük hayatımızda vazgeçemediğimiz doğal gazın ana bileşenidir. Atmosferde kalış süresi karbondioksite göre az olduğu hâlde metanın atmosferi ısıtma etkisi daha fazladır. Metan; petrol, kömür ve doğal gaz yataklarının işletilmesi sırasında yerin altından çıkıp serbest kalır. Toprak altında çürüyen organik maddeler, pirinç üretimi, geviş getiren hayvanlar ve biyokütle (odun, tezek) diğer metan gazı kaynaklarıdır. İşte bu sera gazlarını ne kadar çok tüketirsek o kadar hızlı iklim değişiklikleri yaşayacağız ve dolayısıyla bütün canlılar olumsuz etkilenecek.

IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) son raporuna göre 2010-2019 yılları arasında insanlık tarihi, ortalama on yıllık sera gazı salınımında en yüksek artışı gördü.

Küresel ısınma böyle devam ederse göre deniz seviyesinin yükselmesi, su ve sel baskınları, rüzgârın yönünde değişiklik, kasırgaların şiddetiyle beraber sıklığının artması, kuraklık ve tarımsal verimde azalma, açlık-su savaşları, büyük kitlelerin göçü, siyasi karışıklıklar, ekonomik çöküntüler gibi can sıkıcı sonuçlar bizi bekliyor.

Küresel ısınmanın sonuçları neredeyse dünyanın tümünü kapsıyor. Kalkınmakta olan ülkelerin büyük çoğunluğu hep çorak ve yarı çorak bölgelerde yer aldığından iklim değişikliğinin en fazla bu ülkeleri olumsuz etkilemesi bekleniyor. Hem gelişmekte olan ülke oldukları için daha az sera gazı salımı yapıp hem de bulundukları bölge itibarıyla şanssız olmaları bu bölgelerin diğer gelişmiş ülkelerden ekonomik anlamda destek almasını gerektiriyor. IPCC 6. değerlendirme raporuna göre en az SG salınımına neden olan ülkeler, en yüksek SG salınımına neden olan zengin ülkeler karşısında savunmasız kalmaya devam ediyor.

Peki bu durum karşısında neler yapılabilir? Doğal otlak ve ormanlardaki dev karbon rezervlerini korumalıyız. Ormanlık araziler kesilerek açıldığında buralarda tutulan karbon maalesef atmosfere gönderiliyor. Yerel organik tarımı artırmaya çalışmalıyız. Elektrikli araçların kullanımını yaygınlaştırmak ilk etapta makul gözüküyor ancak ülkemizde bütün araçların elektrikli olduğunu düşündüğümüzde elektrik santrallerimizin kapasitesini yüzde elli ila yüzde yetmiş oranında artırmamız gerekiyor. SG salınımında bir değişiklik yapmasını istiyorsak kullanılacak elektriğin nükleer, hidroelektrik veya yenilenebilir kaynaklardan temin edilmesi lazım gelir.

Tabii bunlar toplumsal politikaların değişmesiyle gerçekleşecek şeyler. Peki, bireysel olarak neler yapılabilir? “Sön-dü-rün! Harcanmayan enerji kullanılmayandır.” SG salınımının atmosferde yarattığı olumsuz etkinin yüzde otuz sebebi evler ve bürolar.

Hayatımızın sürekli içinde olan ilaçlar, plastikler, gübre, tarım ilaçları, sentetik, kauçuk, sabunlar, parfümler, sentetik elyaf ürünlerinin imalatının büyük çoğunluğu fosil yakıtlardan (petrol, kömür, doğal gaz) elde edilen maddelerden oluşuyor. Dolayısıyla kullandığımız hemen her ürün, üretim aşamasından bize ulaşana kadar SG salınımına katkı sunuyor. Kullandığımız her ürünün üretilirken gezegenimize verdiği zararı hesaba katalım.

Yapılan bir araştırmaya göre insanlar dışa dönük materyalist hedeflerin peşinde koştukça diğer canlılara daha az önem vermeye başlıyorlar ve dolayısıyla çevreye duyarsız hâle geliyorlar. Yaşam biçimimizi değiştirmemiz gerekiyor. Bunda ne kadar gecikirsek yapmamız gereken fedakârlıklar da o oranda artacak.

Gezegenimizde bu hastalıklı durum ilerlediğinde bir seçim yapmak zorunda kalabiliriz. Eğer bilinçlenip önlem almazsak kapitalist düzenin sağladığı konfor alanını zorunlu olarak terk etmemiz gerekebilir. Henüz geç kalmamışken gezegenimize kulak verelim. Unutmayalım sadece kendimizden ve çocuklarımızdan sorumlu değiliz. Gereğinden fazla tükettiğimiz her şey dünyanın bambaşka yerlerinde yaşayan belki açlıkla mücadele eden insanlara da zarar verecek. O halde karbon ayak izimizi çok geç olmadan sorgulayalım.