KURBAN VE BAYRAM

Zehra TUNCEL
Başkanlık Vaizi

Kurban Bayramı ile ilgili bir şeyler yazmak için kalemi elime aldığımda hafızam beni ışık hızıyla çocukluğuma, 7-8 yaşlarında olduğum döneme götürdü. O zaman diliminde ramazan ayı kısa günlere geldiği için yaşıma göre epeyce oruç tutmuş ve rahmetli olmuş büyüklerin hemen hepsine, oruç hediye etmenin mutluluğunu yaşamıştım. Herkesle birlikte oruç tutmak beni mutlu etmişti. Bayramda büyüklerin ellerini öpüp bayram harçlıklarımızı almıştık. Sonrasında en iyi çocukluk arkadaşım olan abimle birlikte bayram yerine giderek bayramı coşkuyla kutlamıştık. Aradan yaklaşık iki ay geçmiş Kurban Bayramı vakti gelmişti. Annem bayramlıklarımızı çoktan hazırlamıştı. İçimde tarif edemediğim bir hüzün, bir burukluk vardı sanki. Bayramı hak edecek ne yapmıştım ki!

Bayram sabahı erken kalkmış, aile büyükleri namazdan gelince hemen kahvaltı yapmıştık. Kahvaltıdan sonra kesme süreci başlamıştı. İki dedem, babam, amcam kurbanı birlikte kesmişler, onlara yardım etme görevi, biz çocuklara düşmüştü. Dedelerim ellerini yıkarken ibrikteki sıcak suyu onların istediği hızda dökmek, annemler kurban etlerini dağıtmak için hazırlarken onlara yardım etmek, komşu ve akrabalara kurban paylarını dağıtmak da bizim işimizdi. Abimle birlikte bu görevlerimizi yaptığımda içimdeki hüzün yerini huzura bırakmıştı, çünkü artık bayram yapmayı hak etmiştim.

Kurban kesilirken ne çok şey öğrenmiştik, dedemler hayvanı kesime hazırlarken ona nasıl şefkatle davranmışlar, gözlerini bağlarken onu okşayarak sakinleştirmişlerdi. Komşumuz Ali Amca’dan hayvanı yere kolayca yatırabilmenin yöntemini öğrenmişler ve bunu uyguladıkları için çok mutlu olmuşlardı. Çünkü bu yöntem sayesinde mübarek hayvan hiç incinmemişti. Babam ve amcam o telaş içinde bile babalarına nasıl saygılı davranmışlardı. Annemler kurbanın hiçbir parçası ziyan olmasın diye ne kadar çaba sarf etmişlerdi. Komşu ve akrabalar arasında maddi durumu iyi olanlara bile kurbandan pay ayrılacağını da o zaman öğrenmiştim. Herkes çok yorulmuştu fakat kurbandan bize küçük bir bölüm kalmıştı. Neden böyle olduğunu sorduğumda dedem “Kurban etinin çoğunu ihtiyaç sahiplerine vermemiz daha güzel, biz istediğimiz zaman et alabiliriz. Peygamberimiz (s.a.s.) kurban kestiği zaman evine bu kadar bile bırakmazdı.” demişti.

Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen tazeliğini koruyan hatıralar, bazı şeyleri yaşayarak öğrenmenin ne kadar kolay ve kalıcı olduğunu kulağıma fısıldıyordu âdeta. Aileyi bu denli önemli yapan sebeplerden biri de bu olmalıydı. Kısa süren zaman yolculuğum bayram yapabilmek için bir şeyleri başarmanın gerektiğine dair duygumu gözden geçirmemi de sağladı. Bayramlar birer hak ediş miydi, bir sınanmadan başarıyla çıkmanın ödülü müydü? Anladığım kadarıyla bayramlar; sadece kendini ve Rabbini bilenlerin, O’nun emirlerini severek yerine getirenlerin, yaratılış gayesine uygun yaşayanların, Rablerinin lütfettiği imkânları severek paylaşanların, yoksula ve kimsesize el uzatanların, kırgınlıkları ve küskünlükleri geride bırakabilenlerin kazanabildiği bir sınavın ödülüydü. O hâlde sınavı başaranlar için bayram, başaramayanlar için hüzün ve hüsran mıydı?

Bu sorunun cevabını bulmak için geçmiş zaman yolculuğumu insanlığın atası Hz. Âdem ve oğullarının yaşadığı döneme kadar uzatmak istedim. Hz. Âdem sınava tabi tutulan ilk insan olması yanında oğullarıyla da sınanmış bir peygamberdi. Anlaşmazlık yaşayan oğullarına Rablerine birer kurban sunmalarını tavsiye etmişti. Kim haklı ise onun kurbanı kabul edilecekti. Kabil yetiştirdiği zirai ürünlerin kötülerinden az bir miktarı kurban olarak sunmuştu. Habil’in kurbanı ise sürüsünün en iyilerinden bir koç idi (TDV İslam Ansiklopedisi, XIV, 377). Kıssanın devamını Kur’an-ı Kerim şöyle anlatır: “… Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, ‘Andolsun seni mutlaka öldüreceğim’ demişti. Öteki, ‘Allah, ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder’ demişti.” (Mâide, 5/27) Habil’in sözleri ilahi gerçeğin zamanlar üstü olduğuna işaret ediyordu. O, kurbanı ile Rabbine karşı samimiyetini, fedakârlığını ve cömertliğini en güzel şekilde ifade edeceğinin farkındaydı. Ve yine farkındaydı ki Allah’a ulaşacak olan ne kurbanının eti ne de kanıydı, O’na ulaşacak olan takvasıydı. Sınavın kazananı, kurbanını samimiyet ve takvayla sunan Habil olmuştu.

Kur’an-ı Kerim, Hz. İbrahim ve ailesinin de kurbanla sınandıklarını haber vermektedir. Hz. İbrahim uzun yıllar dua ederek salih bir evlat istemiş; ihtiyarlık döneminde akıllı, iyi huylu bir erkek çocuğu olacağı müjdesini almıştı (Sâffât 37/100-101). Hz. İbrahim göz bebeği yavrusunu ve eşini Mekke’ye, Kâbe yakınlarına getirmişti (İbrâhîm, 14/37). İlerleyen süreçte rüyasında oğlunu kurban ettiğini görmüştü. Hz. İsmail onunla sohbet edecek yaşa geldiğinde Hz. İbrahim oğluna rüyasını anlatmış onun fikrini almak istemişti. Bunun sıradan bir rüya olmadığının farkında olan Hz. İsmail “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” demişti. Onların bu teslimiyeti karşılıksız kalmadı Rabbimiz şöyle seslendi: “Ey İbrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız. Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır.” İmtihanı başarıyla geçen baba-oğula verilen ilk hediye büyük bir kurbanlıktı. Rabbimiz onlara en güzel adlarla anılacaklarını vaat etmiş ve Hz. İbrahim’i özel olarak selamlamıştı (Sâffât, 37/102-109). Teslimiyetleri ile bu zor imtihanı başarıyla geçen baba oğul peygamberler, Allah’ın rızasını kazanmak uğruna en değerli şeylerin feda edilebileceğine ne güzel örnek olmuşlardı.

Aradan geçen onca zamana rağmen onlardan hayranlıkla bahsetmemiz, her tavaf sonunda Hz. İbrahim’in makamında namaz kılmamız, her namaz sonunda onları anmamız, onların teslimiyetlerini sembolize eden kurban ibadetini bayramla kutlamamız Rabbimizin vaadinin gerçekleşmesinden başka ne olabilir?

“…Namazım da diğer ibadetlerim de yaşamam da ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (Enam, 6/162) ayetini hayat düsturu edinerek tüm sınavları geçebilmemiz ve bayramla mükafatlandırılmamız niyazıyla bayramınızı tebrik ediyorum.