KUR’AN İÇİN YOLLARDAYIZ
Fatma ESEN
DİB Başkanlık Vaizi
Bir aydınlık yazın kurak sıcaklığında,
Bir tebessüm, bir müjde,
Biraz balon, biraz patlamış mısır, biraz mutluluk,
Bir çocuğun alnında ilk secde izi,
Bir annenin şükür gözyaşı,
Bir şehir, biraz uzak…
Geceden gündüze süzülen meltem misali bir dokunuş… Çocuk kalbinin heyecanı ile başlayan bir hikâye… Kur’an’la buluşmanın adıdır bu hikâye. En güzel hikâyeler zorluklardan en çok geçen kalemlerden dökülürmüş. Zorluklar hayatın suskun ama öğretici dili imiş. İşte bizim hikâyemiz de eğilmekte ama yıkılmamakta, yorulmakta ama pes etmemekte, ümitsizliğin, defalarca denemenin tam ortasında iken çok uzaklardan bir yardım eli ile umut tohumu yeşertmekte. Nasıl mı başladı? Bir sonbahar akşamı, bir ev ziyaretinde çayın demine eşlik eden muhabbetle kurulan hayallerin gündüzün ışığında hakikate dönüşmesiyle… O gece sözlerimiz dua olup semaya yükseldi. Sonsuz şükür icabet edene. Sonsuz hamdüsenalar...
Bir tohumun yeşermesinde nasıl bereketli toprağa, güneşe, suya ihtiyaç varsa böylesi hayırlı hizmetlerin yeşermesi için de inançlı bir yüreğe, sabra, cesarete, sedid bir iradeye ihtiyaç vardır. Değil mi ki insan zaferden değil seferden sorumludur. Gayret etmek ve gayretle yolda olmak önemli değil mi? Yeter ki kalp kararlı olsun. İşte bu kararlılık, her tökezlemeyle yolun kıymetini öğreterek yeniden ayaklandırır insanı. Fırtına yiyen ağaç misali güçlenerek tekrar tekrar bir arayışla yola düşülür. Soğuk ve karlı mevsimler geçer. İki yıl süren çalışmaların ardına gelen destek, bu tırın tekerleklerini sadece tozlu yollarda değil gönüller üzerinde de döndürecek bir din hizmetine çevirir. Bu sayede Kur’an kursları, binalar ve duvarlar arasından çıkıp mahalle mahalle, köy köy dolaşarak “çocukların ayağına gelen bir misafir” olur.
Bu misafirin mekanik aksamının vücuda gelmesi; gönül birlikteliği, alın teri ve emeğin yoğun bir hizmetle harmanlanışıyla gerçekleşir. Dayanışmanın, birlikte bir hayali inşa etmenin sağladığı güç, aylarca süren bir çalışmayla neticelenir. Özverili personelin gösterdiği titizlik; her ayrıntının incelikle planlanması, bu hayali âdeta ete kemiğe büründürür. Elektrik tesisatından serinletmeye, mutfak içerisindeki malzemelerden ses sistemine, sahne tasarımına kadar en küçük parçanın bile özenle yerleştirilmesine hassasiyetle çalışılır. Zira bu işe sadece eller değil gönüller de konulmuştur. Nihayet bir tır olmanın ötesinde teknik emek, gönül desteği ve kurumsal vizyonun mezcedildiği bir hizmet olan Gezici/Mobil Kur’an Kursu ortaya çıkar.
Aracın hazırlıkları hummalı bir çalışma ile devam ederken yaz mevsimi gelir. Vakit yaz Kur’an kursu vaktidir. Tır hazırdır ve tekerler döner dualarla uğurlanarak Başkent’ten. “Malatya Malatya bulunmaz eşin/Gönülleri coşturur ayla güneşin” diye türkülerin bestelendiği şehre doğru kontak çevrilir. Saatlerce süren yolculuğun ardına güneş sarı tokasıyla süzülürken dağların arasından uzaktan beyaz bir tır belirir usulca. Küçük, şirin bir mahallenin tozlu yollarına bir ikindi vakti iner. Konakladığı yer depremde yıkılmış bir cami yanı ve sessiz bir muhittir. Oraya gelen sadece bir tır değil aslında hayallerle dolu bir dünyadır. İçerisinde ne mi vardır? Rengârenk küçük masalar, sandalyeler, kitaplar, sevgi ile şişirilmiş balonlar, heyecanla dolu sıcacık bir sınıf... Öte taraftan birkaç gün öncesinden gelecek misafirin müjdesi yayılmış, çocuklar sevinçle beklemededirler. Bir ses duyulur, ağaçların arasından belirir beyaz rengiyle koca bir tır, koşarlar ayaklarındaki terliklerle çocuklar.
İlk gün kapısı açılınca tırın, meraklı gözlerle gelen çocuklar bir bir merdivenleri adımlar ve girerler sınıfa. Açılan artık sadece bir kapı değil bir sevinçtir, eğlenceliktir yaz boyu anılarda. Kimi Kur’an harfleriyle tanışır orada kimi bir ayet öğrenir, Sevgili Peygamberimizden inci tanesi bir söz, ardından bir dua. Etkinliklerle değerlerimizdir dersimiz… Sevgi, yardımlaşma, paylaşma, doğruluk, iyiliktir dersimiz… Gül fideleri dikilir her bir değerin ismi verilerek. Kur’an kursu öğreticileri vardır tırda görevli. Gönülleri kocaman, nahif, şefkatleri seslerini kuşatan. Kulağına yüzlerce çocuğun duası ilişmiş hocalar, fedakâr ve cefakeş…
Birkaç ders sonra nice anılar birikir gözleri ışıl ışıl parlayan çocukların tebessümlerinde. Nice anılar birikir koca dünyanın ağırlığını minik gönüllerine sığdıran kuzularda. Kimi depremde babasını ebedî âleme uğurlamış kimi annesini kimi de bir yakınını… Her şeye rağmen yine de gülmeyi, sevmeyi bilirler. İçten, samimi ve sıcak…
Tüm mahalleli seferber olur; kadın, erkek, genç, yaşlı. Kahveler pişer evlerde sevgiyle, çiğ köfteler yoğrulur emekle, sarmalar sarılır gülen yüzlerle. Günler birbirini kovalar ve beş gün geçer. Çocukların gülücüklerine, gençlerin merakına, gönlü engel tanımayan baharın neşesine, büyüklerin duasına kapı aralayan bir mektep olur bu tır.
Ve beş günlük misafirliğin sonunda yollara düşmek için yine tekerler döner. Ardından sessizce bakan anneler, balkondan uzanıp yakalayacakmış gibi uzanan eller, “gitme” diyen çocuk çığlıklarıyla. “Gitme, gitme.” Yol bu ya, yolcu bu. Gider ki yeni bir başlangıç ile başka gönülleri “Değerlerimizle Birİz” ile dokumaya. Yol Adıyaman’adır. Oradan Kahramanmaraş ve Hatay’a doğru Kur’an için yola düşer tekrardan. Her şehir, her köy, her çocuk… Bir hikâye fısıldar zamanın ötesine. Bir selam gönderir uzak diyarlara. Bir mektup yollar, her satırında bir hayal, bir sevinç, bir özlem kokan. Sıcağın en sıcak mevsiminde minik kalemlerden dökülen şu cümleler kalplere bir esinti olur: “…Köyümüze geldiniz. Kalbimize mutluluk doldurdunuz. Bugüne kadar her zaman bizi eğlendirip güldürdünüz. Bu tırda İslam’ı öğrettiniz. Ben de büyüyünce sizin gibi İslam’ı öğretmek isterim, şimdiden çok istiyorum bunu. Gidiyorsunuz yolunuz açık olsun. Kapımız her zaman size açık. Kalbimiz sizinle. Sizi seviyorum…” Biz de seni seviyoruz sevgili çocuk!
Bir tır geçer o yollardan. Tırdan öte tırdan ziyade bir hizmettir bu. Bir aşktır. Konakladığı şehirlerde, kalplerde iz, dillerde dua, gözlerde umuttur. Her durakta başka hayatlara dokunuş, her durakta yeni bir sevinçtir.