KULLUĞUN

SAMİMİ İFADESİ:

HELAL LOKMA

VE DUA


Mehmet AKKUŞ

DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

ذَكَرَالرَّجُلَ يُطِيلُ السَّفَرَ أَشْعَثَ أَغْبَرَ، يَمُدُّ يَدَيْهِ إِلَى السَّمَاءِ، يَا رَبِّ، يَا رَبِّ، وَمَطْعَمُهُ حَرَامٌ، وَمَشْرَبُهُ...” “حَرَامٌ، وَمَلْبَسُهُ حَرَامٌ، وَغُذِيَ بِالْحَرَامِ، فَأَنَّى يُسْتَجَابُ لِذَلِكَ

“Bir kimse Allah yolunda uzun seferler yapar. Saçı başı dağınık, toza toprağa bulanmış vaziyette ellerini gökyüzüne açarak: ‘Ya Rabbi! Ya Rabbi!’ diye dua eder. Hâlbuki onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır. Böyle birinin duası nasıl kabul edilir!”

(Müslim, Zekât, 65)

Dua, kulun bütün samimiyetiyle Allah’a yönelmesi, O’na sığınması ve O’ndan yardım dilemesidir. Yalnızca bir istek ya da ihtiyaç bildirimi değil aynı zamanda sevgiyi, saygıyı ve teslimiyeti içinde barındıran derin bir kulluk ifadesidir. Kul, dua ederken Rabb’inden lütuf, yardım ve bağışlanma talep edip aynı zamanda O’na olan bağlılığını ve sevgisini de dile getirmiş olur.

Dua, sadece belli zamanlarda veya belirli ibadetlerin sonunda yapılan bir ritüel değildir. Elbette özel vakitlerde edilen duaların ayrı bir kıymeti vardır fakat dua; özünde, şekil ve törene bağlı olmayan, her an yaşanabilecek bir kulluk tecrübesidir. İnsan nerede olursa olsun, hangi hâlde bulunursa bulunsun gönlünü Rabb’ine açabilir. Kalpten gelen her yakarış, kul ile Allah (c.c.) arasındaki bağı kuvvetlendirir, O’na olan yakınlığı derinleştirir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) duanın bu değerine dikkat çekerek şöyle buyurmuştur: “Allah katında duadan daha kıymetli bir şey yoktur.” (İbn Mace, Dua, 1) Kuşkusuz bu hadis, duanın kulun hayatındaki merkezî yerini açıkça ortaya koymaktadır.

Dua eden kimse, aslında kendi acziyetini itiraf eder; ihtiyaçlarını yalnızca Rabb’ine arz eder ve O’na güvenip teslim olduğunu ifade eder. İşte dua, kulun samimiyetini en açık şekilde ortaya koyar. Samimiyet ise insanın içindeki niyet ile dışa vuran söz ve davranışın birbiriyle örtüşmesidir. Dolayısıyla dua, gerçek değerini Allah’ın emirlerine uygun bir hayatla desteklendiğinde bulur.

Ebu Hureyre’den (r.a.) gelen bir rivayette Hz. Peygamber (s.a.s.); “Ey insanlar! Şüphesiz Allah temizdir, ancak temiz olanı kabul eder. Allah peygamberlere neyi emrettiyse müminlere de onu emretmiştir.” buyurarak “Ey peygamberler! Temiz ve helal olan şeylerden yiyin ve salih amel işleyin.” (Müminun, 23/51) ayetiyle “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz ve helal olanlarından yiyin.” (Bakara, 2/172) ayetini okumuş ve ardından müminlere şu ibretlik örneği vermiştir: “Bir kimse Allah yolunda uzun seferler yapar. Saçı başı dağınık, toza toprağa bulanmış vaziyette ellerini gökyüzüne açarak: ‘Ya Rabbi! Ya Rabbi!’ diye dua eder. Hâlbuki onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır. Böyle birinin duası nasıl kabul edilir!” (Abdürrezzak es-San‘ani, el-Musannef, 4/286)

Bu hadis bize duanın; helal kazanç, temiz lokma ve doğru bir hayatla desteklenmesi gerektiği gerçeğini hatırlatır. Müslüman, sofrasına koyduğu gıdanın helal olmasına azami gayret göstermeli ve alın teriyle helalinden kazanılan rızkın, ihtiyaçlarını gidermenin yanında gönlüne huzur vereceğinin ve dualarının kabulüne vesile olacağının bilincinde olmalıdır. Ayrıca duayı, sadece ihtiyaçlarını Allah’a arz eden bir vasıta olarak görmemeli; hem dünya hem de ahiret hayatına yön veren ve yaşamına anlam katan bir bilinçle yapmaya çalışmalıdır.

Hadiste helal kazanç ile duanın kabulü arasında kurulan bağ, dünyanın imar edilmesine yönelik çaba ile ahiret hayatına yönelik gayretin dengeli bir şekilde yürütülmesi gerektiğine de işaret etmektedir. Zira Kur’an-ı Kerim’de, dünyadan el etek çekmek değil helal kazanç, alın teri ve emek yüceltilmiştir. (Necm, 53/39-40) Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “Sizden birinizin urganını alıp dağdan odun getirip satması, birilerinden dilenmesinden daha hayırlıdır.” (Buhari, Zekât, 50) buyurmak suretiyle çalışarak helalinden kazanmanın izzetine dikkat çekmiştir. Elbette rızkı veren Allah’tır; ama o rızka helalinden ulaşmak için gayret göstermek kulun görevidir.

Belki de bu sorumluluğun bir ödülü olarak kişinin, ailesinin rızkını helal yoldan temin etmesi, onları başkasına muhtaç bırakmaması ibadet olarak kabul edilmiştir. (Buhari, Nafakat, 1) Bu konuda peygamberler de insanlığa bilfiil örnek olmuşlardır. Hz. Davud (a.s.) demirden zırh yaparak geçimini sağlamış (Enbiya, 21/80), kendi el emeğiyle kazandığını yemiştir. Hz. Zekeriyya (a.s.) marangozluk yapmış (Müslim, Fezail, 169), helal kazancıyla hayatını sürdürmüştür. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) ise genç yaşlarında çobanlık yapmış (Buhari, İcare, 2), daha sonra da ticaretle uğraşmıştır. (İbn Mace, Ticarat, 63)

Bir hadiste “dua edecek salih evlat”, kişinin vefatından sonra amel defterinin sevap cihetinden açık kalmasına vesile olacak üç şeyden birisi olarak zikredilmiştir. (Sahih-i Müslim, Vasiyye, 3; Ebu Davud, Vesaye, 14) Bu durum bize göstermektedir ki evlat, anne babanın dünyadaki en kıymetli emaneti olmasının yanı sıra ahiret sermayesi olabilecek bir potansiyeldir. Zira iman ve ahlak üzere büyütülmüş bir evlat; yaşantısıyla fiilî olarak, duasıyla da kavlî olarak anne babasına sevap kazandırmaya devam eder. Bu kârlı yatırımdan mahrum kalmak istemeyen bir Müslüman, ailesinin bütün ihtiyaçlarını helal kazançla karşılamaya çalışmalı ve bunu bir ibadet hassasiyetiyle yerine getirmeye özen göstermelidir. Böyle bir hassasiyetle yetiştirilen evlatlar, sadece bedeniyle değil ruhuyla da beslenir; doğruluk, dürüstlük, adalet ve sabır gibi güzel huyları da hayatına taşır.

Allah Resulü (s.a.s.), evlatlara güzel ahlaktan daha üstün bir miras bırakılamayacağını (Tirmizi, Birr, 33) ifade etmiştir. Bilinmelidir ki güzel ahlak sadece bireyin kendisini şekillendirmez; aynı zamanda bu güzelliği ailesine ve çevresine de yansıtmak suretiyle bireyin iç huzurunu, ailenin düzenini ve toplumun sağlam temellerini güçlendirir. Bu nedenle helal lokma, evlat terbiyesi ve güzel ahlak birbirini tamamlayan halkalar gibidir. Bu zincirin en güçlü halkası ise tüm bunların farkında olarak bilinçli bir şekilde yaşamak ve bunu gelecek nesillere aktarmaktır.

İşte bu bilinçle edilen dualar da kulun gönlünden Rabb’ine yükselen en samimi niyazlar olur: Allah’ım! Bize rızkımızı helalinden kazanmayı, soframıza helalinden koymayı nasip eyle. Evlatlarımızı haramdan, şüpheliden uzak eyle; gönüllerini imanla, ahlakla ve güzel huylarla süsle. Kazancımıza bereket ver, çalışmalarımızı ibadete dönüştür. Bizleri ve ailelerimizi helal kazancın huzuruyla yaşayan, duaları kabul olunan kullarından eyle. Nesillerimizi salihlerden kıl, onları hem dünyada izzetli hem de ahirette mükâfatına erişenlerden eyle. Âmin.