KUDÜS’ÜN GÖKYÜZÜNE AÇILAN ZARİF EŞİKLERİ

MESCİD-İ AKSA’NIN KEMERLERİ-I

Betül ALTUN ERİNCİK

Şehre hangi yönden yaklaşılırsa yaklaşılsın, çoğu zaman ilk göze çarpan Kubbetü’s-Sahra’nın altın kubbesidir. Ufukta bir işaret gibi yükselen bu kubbe, yalnızca mimari bir yapı değil yüzyılların inançlarını, hatıralarını ve sembollerini taşıyan güçlü bir hafıza mekânıdır.

Kubbetü’s-Sahra’nın bulunduğu alan ilk bakışta düzenli bir bütün izlenimi verse de dikkatle incelendiğinde bilinçli bir çeşitliliğin üzerine kurulduğu görülür. Merdivenler, kapılar ve kemerler kusursuz bir simetri oluşturmaz; buna rağmen bütün yollar ve bakışlar merkeze, yani mukaddes kayanın bulunduğu noktaya yönelir. Bu yönüyle Harem-i şerif yalnızca geniş bir avlu değil ziyaretçiyi adım adım merkeze hazırlayan sembolik bir mimari düzen olarak da okunabilir.

Merdivenler manevi yükselişi, kemerler kutsal alana geçişi, küçük kubbeler ise Hz. Peygamber’in miraç yolculuğunu ve ilahi huzura rücu edişini hatırlatan anlam katmanları taşır. Böylece mimari eserler yalnızca bir mekânı oluşturmaz; ziyaretçileri Kudüs’ün tarihî ve manevi atmosferine de davet eder.

Bu nedenle Kubbetü’s-Sahra’yı çevreleyen mimari unsurlar, yalnızca işlevsel yapılar değil kutsala yönelişi görünür kılan sembolik işaretlerdir. Kubbetü’s-Sahra’nın ve çevresindekilerin etkisi de yalnızca mimariden değil farklı çağların inançlarını, umutlarını ve hatıralarını aynı mekânda buluşturmasından kaynaklanır.

Mescid-i Aksa’nın kemerleri, Emevilerden Osmanlılara uzanan müşterek hafızanın taşıyıcılarıdır. Her bir sütun ve her bir kemer, Müslümanların bu kutsal mekâna duydukları saygının ve yüzyılları aşan ortak emeğin sessiz şahididir.

Kubbetü’s-Sahra, Harem-i şerif içerisinde öylesine güçlü bir merkezdir ki onu çevreleyen kemerler de mabedin ihtişamını tamamlayan unsurlar hâline gelmiştir. Bu yapılar yalnızca birer geçiş noktası değil aynı zamanda Kudüs’ün tarihî ve manevi dokusunu görünür kılan mimari işaretlerdir.

Kubbetü’s-Sahra’yı çevreleyen bu zarif yapılar, ziyaretçiyi yalnızca bir avludan diğerine taşımaz; aynı zamanda onu Kudüs’ün derin tarihine, manevi atmosferine ve medeniyet birikimine de yaklaştırır. Bu sebeple Harem-i şerif’in kemerleri, taş ve mermerden örülmüş mimari eserler olmanın ötesinde zamanın içinden günümüze ulaşan anlam köprüleri olarak varlığını sürdürmektedir.

Harem-i şerifin iki avlusu arasındaki fiziki ve estetik geçişi belirleyen bu yapılar, yüksek platformu kuşatarak Kubbetü’s-Sahra’ya görkemli bir çerçeve kazandırır ve mabedin merkezî konumunu daha görünür hâle getirir.

Kubbetü’s-Sahra avlusunun çevresinde yükselen sekiz kemer (gelecek ay yayımlanacak olan yazının ikinci kısmında diğer kemerlerin tanıtımı yapılacaktır), kaynaklarda “Kanâtîr” olarak anılır. İki yanında büyük taş payeler, ortalarında mermer sütunlar ve bunları birbirine bağlayan sivri kemerlerden oluşan bu yapılar, aşağıdaki avludan Kubbetü’s-Sahra platformuna geçişi sağlar. Doğu tarafında bir, batıda iki, kuzeyde üç ve güneyde iki olmak üzere toplam sekiz kemer bulunmaktadır.

Bu merdivenlerin konumlarının tam olarak nasıl tespit edildiğini bugün bilemiyoruz zira bunlar ne Kubbetü’s-Sahra’yla ne de Mescid-i Aksa’yla aynı eksendedir. Tasarımları da sütunlarla desteklenen üç ya da dört kemerden oluşan kemer altlarıyla örtülü olmaları itibarıyla Orta Çağ ve İslam mimarisindeki özgün tasarımlardır. Bu mimari düzenleme, Antik Roma dönemindeki zafer taklarından veya şehir kapılarından ilham alınarak oluşturulmuştur.

Bu kemerler tek bir dönemin ürünü değildir. Emevi, Abbasi, Fatımi, Memlük ve Osmanlı dönemlerinde inşa edilmiş, yenilenmiş veya restore edilmişlerdir. Bu yönleriyle Harem-i şerifin asırlara yayılan müşterek hafızasını yansıtırlar. Simetrik olmamaları bir eksiklik değil farklı dönemlerin mimari müdahalelerinin ortaya çıkardığı tarihî bir zenginliktir.

Doğu Kemeri

Doğu Kemeri, Zeytin Dağı’na bakan konumu ve sade görünümüyle öne çıkar. Gösterişli bezemelerden uzak yapısı, ona diğer kemerlerden farklı bir karakter kazandırır. Zeytin Dağı’na bakan bu kemer, Kubbetü’s-Sahra avlusunun doğu cephesindeki tek kemerdir. Emeviler döneminde inşa edilen yapı, daha sonraki dönemde Abbasiler tarafından onarılarak korunmuştur. Gösterişli süslemelerden uzak mimarisiyle dikkat çeken Doğu Kemeri, Mescid-i Aksa sahasındaki kemerlerin en genişidir. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) isra gecesinde Kubbetü’s Sahra alanına bu noktadan adım attığına inanılmaktadır.

Batı Kemeri

Taharet Kapısı’nın (Babü’l-Mathara) karşısında yer alan Batı Kemeri, Harem-i Şerif’e batı tarafından gelen ziyaretçilerin Kubbetü’s-Sahra avlusuna ulaşmak için en sık kullandıkları güzergâhtır.