KUDÜS’TE İKİ MEMLÜK MEDRESESİ


Betül ALTUN ERİNCİK


Kudüs, Müslüman hâkimiyetinde yalnızca bir dinî merkez olarak değil, aynı zamanda bir ilim ve irfan havzası olarak öne çıkmıştır. Medreseler, tekke ve zaviyeler, ribat ve hankahlar etrafında şekillenen bu gelenek içinde Mescid-i Aksa, ders halkaları ve ilim meclisleriyle süreklilik kazanan temel bir eğitim odağı olmuştur.

İlmî kurumsallaşma Eyyubiler Dönemi’nde başlamış, Memlükler Dönemi’nde zirveye ulaşmıştır. Osmanlılar, mevcut kurumları ve vakıf sistemini muhafaza ederek bu mirasın devamlılığını temin etmiştir. Bu ilmî çevre içinde Hüccetü’l-İslam İmam Gazali, Maliki fakihlerin önde gelenlerinden muhaddis Ebubekir İbnü’l-Arabi, Kudüslü hekim ve eczacı Muhammed b. Ahmed et-Temimi, dönemini aşan bir tarih anlayışı ile öne çıkan, el-Bed’ ve’t-Tarih adlı eseri hâlâ önemini koruyan Mutahhar b. Tahir el-Makdisi, Ortaçağ İslam coğrafyasının en orijinal ve önemli eserlerinden biri olan Ahsenü’t-Tekasim adlı eseriyle tanınan Muhammed b. Ahmed el-Makdisi, Kudüslü muhaddis ve sufi Ebu’l-Fazl İbnü’l-Kayserani gibi âlimler Kudüs’ün fikrî canlılığına katkıda bulunmuşlardır.

Mescid-i Aksa’nın üçüncü mücevheri: Eşrefiyye Medresesi

Mescid-i Aksa’nın kuzey ve batı surları ile revakları boyunca mimari planları, zarif taş işçiliği ve süslemeleriyle dikkat çeken, büyük çoğunluğu Memlükler Dönemi’ne ait pek çok medrese bulunur. Bunlardan biri olan Eşrefiyye Medresesi, Harem-i Şerif’in batısında, Silsile Kapısı ve Kattanin Kapısı arasında Kubbetü’s-Sahra’ya nazır bir konumda yükselir. Medresenin hemen yanında, Memlük taş işçiliğinin seçkin örneklerinden biri olan Kayıtbay Sebili vardır.

1470 yılında Memlük Sultanı el-Melikü’z-Zahir Hoşkadem’in emiri Hasan b. Tatar ez-Zahiri tarafından inşasına başlanan yapı, 1472’de Kayıtbay döneminde tamamlanmıştır. Ancak Kayıtbay’ın 1475’te Kudüs’ü ziyareti esnasında yapıyı yetersiz bulması üzerine medrese yıktırılarak genişletilmiş ve 1480-1482 yılları arasında yeniden inşa edilerek son hâlini almıştır.

Kırmızı ve beyaz taşlardan oluşan göz alıcı taçkapısıyla dikkat çeken Eşrefiyye Medresesi, Mescid-i Aksa medreseleri içerisinde en güzel ve gösterişli olan yapıdır. Mescid-i Aksa ve Kubbetü’s-Sahra ile birlikte “Harem-i Şerif’in üçüncü mücevheri” olarak anılır.

Bir bölümü Harem-i Şerif’in içinde, diğer bölümü ise dışında kalan medrese, kubbesi ve minaresiyle dikkat çeker. Bu niteliği sebebiyle zaman zaman yabancı araştırmacılar tarafından cami olarak da değerlendirilen iki katlı binanın üst katı büyük ölçüde yıkılmıştır. Medresenin içinde eskiden Hanbeliler tarafından kullanılan bir mescit ile Kayıtbay’ın emirlerinden Seyfettin Kankabay ile ailesine ve Osmanlı Dönemi âlimlerinden Şeyh el-Halili’ye atfedilen kabirler de bulunmaktadır.

Geçmişte hem medrese hem de hankah olarak kullanılan bu mekânda, fıkıh, şer’î ilimler ve tasavvuf eğitimi bir arada yürütülmüştür. Günümüzde Eşrefiyye Medresesi’nin büyük bölümü Aksa Şer’î Kız Lisesi tarafından kullanılırken bazı odaları Yazma Eserleri Koruma ve Onarım Merkezi olarak hizmet vermektedir. Yapının küçük bir kısmı ise konut olarak ayrılmış olup bakım ve onarımı, Ürdün Vakıflar, İslami İşler ve Mukaddesat Bakanlığının gözetiminde sürdürülmektedir.

Mescid-i Aksa’da kadın sufilerin ribatı: Tenkiziyye Medresesi

Tenkiziyye Medresesi, Mescid-i Aksa’nın güneybatısında, Silsile Kapısı ile Meğaribe Kapısı arasında yer alır. Memlükler Dönemi’nde 1328 yılında Şam Naibi Emir Seyfeddin Tenkiz en-Nasıri tarafından vakıf olarak inşa ettirilen yapı, Kudüs ve diğer bölgelerde pek çok cami, medrese, hankah, ribat, han, hamam, yol, hastane, su kanalları yaptıran banisinin adıyla Nasiriyye Medresesi olarak da anılır.

Memlük mimari üslubunda inşa edilen medresenin, Aksa Avlusu’ndan ve Silsile Kapısı’ndan olmak üzere iki ayrı girişi bulunmaktadır. Ancak anıtsal ve görkemli taçkapıyla ulaşılan ana giriş Silsile Kapısı tarafında yer alır. Medrese bünyesinde mektep, darülhadis, darülkurra, kadın sufilerin barındığı bir ribat (ribatü’n-nisa), mescit ve hamam gibi birimleri barındıran kapsamlı bir külliye niteliği taşır. Hanefi fıkhına göre eğitim veren Tenkiziyye, özellikle hadis ilmi alanında ihtisaslaşmış seçkin bir merkez olarak öne çıkmıştır. Kadın sufilerin barındığı ribata bir de şeyhatü’r-ribat atanmıştır. İki katlı olan yapının alt katında, ortasında fıskiye bulunan bir avlu yer almakta; bu avluyu çevreleyen dört eyvan ile ders halkalarının kurulduğu geniş bir salon bulunmaktadır. Üst kat ise öğrencilerin ve dervişlerin barınmaları için tahsis edilen yirmi iki odadan ibarettir. Bu odalardan on biri Hanefi âlimlere, diğer on biri ise sufilere ayrılmıştır.

Eğitim faaliyetleri Memlükler Dönemi’nde kesintisiz sürerken daha sonra kadılık ve naiplik merkezi olarak kullanılmaya başlanmış ve zamanla kadıların ikametine ayrılan bir lojmana dönüştürülmüştür. Osmanlı Dönemi’nde şer’î mahkeme olarak faaliyet gösteren Tenkiziyye, uzun yıllar “Mahkeme” adıyla tanınmıştır. İngiliz mandası yıllarında Kudüs Valisi Hacı Emin el-Hüseyni’nin ikametine tahsis edilmiştir. Tarih boyunca mekânsal ve işlevsel değişimlere tanıklık eden medrese, 1969 yılında siyonist İsrail işgal güçleri tarafından polis merkezine çevrilmiştir. Böylece asırlardır devam eden ilmî ve kültürel birikim kesintiye uğramıştır. Kudüs’ün ilim ve eğitim hayatının gelişiminde önemli işlevler üstlenen, vakıf sisteminin işleyişinde etkin bir rol oynayan Tenkiziyye Medresesi, tarihsel süreçte uzun yıllar boyunca icra ettiği fonksiyonunu yeniden üstlenebileceği günleri özlemle beklemektedir.