KRALLARIN SEYRETTİĞİ ŞEHİR
Zeynep UZUN
Her şehir, sokak ve caddeleriyle okunmayı bekleyen bir kitabedir. Bir şehri gezmek ve bu kitabeyi derinlemesine okumak insanlığı anlamak adına bir kilometre taşıdır diyebiliriz. Yaklaşık 4 saatlik bir yolculuğun ardından Amasya’ya varıyorum. Ayın yansımasıyla cilveleşen Yeşilırmak Nehri’nin karanlığa inat ışıltısıyla geceyi selamlıyorum. Sessizliğin hüküm sürdüğü cadde boyunca nefes nefes huzur çekiyorum içime. Kentin etrafını sarmalayan kayalıkların ihtişamı ürpertici de olsa şehirlere akşam vakti varmış olmanın farklı güzellikleri var. Gündüzün karmaşasıyla boğulan detaylar gece rahatlıkla görülebiliyor ve caddelerin sureti derinden hissedilebiliyor. Şehzadeler şehri Amasya’nın tarihi oldukça eski. Önce Hititler, ardından Lidyalılar, Medler ve Perslerin hükümdarlık sürdüğü bu topraklar, Büyük İskender ve Bizans hâkimiyetinden sonra Büyük Selçuklu ordusunun 1071 Malazgirt Savaşı’nı kazanması üzerine Sultan Alparslan’ın mahiyetinde bulunan üst düzey komutanların buraları fethetmesiyle Müslümanların eline geçmiş. Selçuklu Devleti’nin 1243 Kösedağ Savaşı’nda Moğollara yenilmesinden sonra Anadolu’nun neredeyse her yanı yağmalanmaya başlanmış ve Amasya da bu durumdan etkilenmiş. Daha sonra Osmanlıların eline geçen Amasya, Osmanlı-Safevi devletinin ilk antlaşmasına da Amasya Antlaşması olarak ismini vermiş. Cumhuriyet Dönemi’nde de diğer bütün illerimiz gibi Amasya halkı özverili bir gayretle Millî Mücadele’ye büyük destek olmuş. Tarihi çok hareketli olan bu şehirdeki bozulmayan mimari, buraları keşfetmek isteyenlere o yılları tekrar yaşatıyor. Uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından otelime varıyorum. Amasya’nın güzelliklerini görmek için sabahı iple çekiyorum.
Anıt Mahiyetinde Kral Kaya Mezarları
Günün ilk ışıkları pencereme vuruyor. Havayı ele geçiren ayaz pencerenin kenarından sokularak içeriyi de soğutuyor. Mart, kışı unutturmak istemiyor gibi. Kaldığım pansiyon Amasya’nın merkezinde ve Amasya tarihî evlerinin restore edilip onarılmasıyla kullanıma açılmış. Sabah kahvaltısını yöresel lezzetleri deneyerek yapıyorum. Kaldığım pansiyonun sol arka tarafı Amasya’nın ve dünya mirasının önemli merkezlerinden biri olan Kral Kaya Mezarları’nın bulunduğu tepe. Yıllar önce Amasya’ya geldiğimde merdiven yapılmadığı için bu mezarlara çıkmak bir hayli zordu. Bu kez özenli bir belediye işçiliği ile mezarlara rahatlıkla çıkabiliyorum. Büyük demir parmaklıklarla korunaklı kılınan mezarlar birer anıt mahiyetinde. Harşena Dağı ve Pontus Kral Kaya Mezarları 2015 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne kabul edilmiş. Aşağısı uçurum olan sürekli bir merdivenle çıktığınız dağın her bir yönünde ayrı ayrı mezarlar var. Harşena Kalesi’nin Kızlar Sarayı bölgesinde, Kurucu Kral I. Mithridates Ktistes’den I. Pharnakes’e kadarki beş krala ait kaya mezarları bulunuyor. İlk beş Pontus kralına ait olan ve anıtsal ölçülerde düzenlenen mezarlar ana kayadan galerilerle ayrılarak U biçiminde oyulmuş.
2. Bayezit Camii ve Külliyesi
Kadim geleneğimizde mahalle hayatı, külliyeler çevresindeki mimari yapıda yoğunlaşmış. Külliyeler vakıf sistemi ve hayrat kavramının kültürümüzde yerleşmesiyle son derece yaygın hâle gelmiş. Merkezinde camiler bulunuyor. Cami yanında küçük yapılarla başlayan külliyeler zamanla yerini büyük külliyelere bırakmış.
Bugün günlerden cuma ve Kanuni Sultan Süleyman’ın 22 kez cuma namazı kıldığı Amasya’nın en güzide mekânlarından 2. Bayezid Camii ve Külliyesi’nde cuma namazı kılıyorum. Şehrin göbeğindeki bu cami, zaviyeli cami mimarisinin seçkin örneklerinden biri olarak biliniyor. Estetiğin harikulade bir zarafetle dolaştığı kubbenin içi ve pencere kemerlerinin üzeri, zengin kalem işleri ile süslenmiş. Bu incelikli sanata hayranlığım her geçen gün daha da artıyor. Ahşap pencere kanatlarıysa ahşap kündekâri tekniğinin güzel örneklerinden sayılabilir. Kuzeydeki son cemaat yeri, beş sivri kemerin taşıdığı kubbelerle örtülü. Pencerelerinin üstleri mavi beyaz çinilerle bezenmiş. Buranın iki ucunda yükselen tek şerefeli iki minareden doğudakinin gövdesi dikine yivli, batıdakinin gövdesi ise zikzak taş dekoruyla işlenmiş. Caminin ihtişamlı taç kapısı üzerindeki üç satırlık mermer kitabe Hattat Ali b. Mezid’in eseriymiş. Avlu ortasında da 12 kenarlı bir şadırvan bulunuyor.
Camiden çıkarak külliyenin geri kalanını ziyarete koyuluyorum. II. Bayezid Külliyesi 1485-1486 yılları arasında Osmanlı Sultanı II. Bayezid’in talimatıyla Amasya Sancak Beyi Şehzade Ahmed tarafından yaptırılmış. Caminin batı yanında U planlı bir medrese bulunuyor. Külliyeyi çevreleyen avlunun batı duvarına bitişik olarak inşa edilmiş olan medrese, ortada genişçe bir avlu, avlunun etrafında kubbeli revaklar ve bunların arkasında öğrenci hücreleri var. Kuzeydeki giriş kapısının karşısında, sekizgen kasnaklı bir kubbeyle örtülü, kare planlı dershane bölümü mevcut. Amasya, ilim halkalarının da son derece fazla olduğu bir kent. Bu külliye dışında, Gök Medrese, Haliliye Medresesi, Çelebi Ahmed Medresesi, Büyük ve Küçük Ağa Medreseleri gibi farklı medreseler de mevcut. Dolayısıyla Orta Çağ İslam dünyasında ilmin merkezî mekânlarından biri de Amasya. Gümüşlüzade Abdurrahman Çelebi, Müftiyü’s-Sakaleyn Kemal Paşa, Şemseddin Ahmet Efendi, Abdulkadir Şeyhi Efendi, Hamidüddin Efendi, Kara Halil Efendi gibi nice değerli âlimin uğrak yeri olmuş. Medreseden sonra, türbeyi, muvakkithaneyi ve imareti de gezdim. Vaktim biraz daraldığı için buralarda pek uzun kalamadım. Gelirseniz muhakkak detaylıca zaman geçirmenizi öneririm. Zira her bir detay çok incelikli düşünülmüş.
Ferhat Su Kanalları
Meşhur “Ferhat ile Şirin” hikâyesini bilirsiniz. Halk edebiyatında bu hikâyeye sıkça atıf yapılır. Efsaneye göre Ferhat, Persler döneminde yaşamış ünlü bir nakkaştır. Sultan Mehmene Banu’nun kız kardeşi Şirin için yaptırdığı köşkün süslemelerini yaparken Şirin’i görür ve birbirlerine sevdalanırlar. Ferhat, Sultan’a haber salarak Şirin’i istetir. Sultan, kız kardeşini vermek istemez. Ferhat’ı oyalamak için Elma Dağı’nı delip şehre su getirmesini şart koşar. Ferhat, sevdanın verdiği aşkla dağları delmeye başlar. Mehmene Banu, dağı delip suyun akacağı kanalı tamamlamak üzere olan Ferhat’ın yanına yaşlı dadısını göndererek Şirin’in öldüğü haberini ulaştırır. Ferhat, bu acı haber üzerine, elinde tuttuğu külüngü havaya atar, düşen külünk Ferhat’ın başına isabet eder ve Ferhat orada ölür. Ferhat’ın acı haberini alan Şirin korku ve heyecanla olayın geçtiği kayalığa gelir. Ferhat’ın öldüğünü görünce bu acıya dayanamaz ve kayalıklardan aşağı yuvarlanarak orada can verir. Her iki sevgiliyi, can verdikleri kayalıklarda yan yana gömerler. Derler ki her bahar iki mezar üzerinde iki gül bitermiş. Tam birbirlerine kavuşmak üzereyken, mezarların ortasında bir karaçalı peyda olur, iki gülün kavuşmalarını engellermiş. Anlatılan, yaşanmamış bir hikâye olabilir. Ama bu rivayetin bile süregelmiş olması bizi bu yarılmış su oluklarına farklı bir gözle bakmaya itiyor. Yaklaşık 6 km’lik su kanalı, hüznün boyasıyla boyanmış, aşkın acısıyla inlemişçesine bir his gark ediyor gönüllere.
Borabay Gölü Tabiat Parkı
Bugün yaklaşık 65 km yol gelerek Amasya’nın ilçesi Taşova’ya vardım. Buradan, meşhur Borabay Gölü Tabiat Parkı’na geçiyorum. Yol boyunca baharı kucaklayan ormanları, rengârenk çiçekleri ve müthiş polen kokusunu içime çektim. Nihayet göle vardığımda gölün etrafını sarmalayan kayın, sarıçam, sedir, kestane ağaçlarıyla sarsılıyorum. Muazzam bir güzellikle zümrüt yeşili gölü gerdanlara asılmış bir mücevher gibi korumalarını seyrediyorum. Bu güzeli yaratan kim bilir ne kadar güzeldir! Adım adım dolaşıyorum parkın her bir köşesini. Karış karış her bir köşesi deruni bir tefekkürü hak ediyor. Burası, doğu-batı yönünde uzanan bir vadide yer alıyor. Ziyaretçiler için ormanlık alan içerisinde bungalov tipi evler, kafeterya, kamp ve piknik alanları, doğa yürüyüş yolları mevcut. Geceyi burada geçirmek ve kendiyle baş başa kalmak isteyenler için vazgeçilmez bir yer olduğuna eminim. Amasya seyahatimi bu bungalov evlerde kalarak anı defterimde çok özel bir yere nakşetmek istiyorum. Amasya’nın her bir karışı tarih ve doğal güzelliklerle dolu. Gümüşlü ve Fethi Bey Camileri, Tren Garı, Şehzadeler Müzesi… Daha gezilecek pek çok yer var. Gelirseniz muhakkak en az bir hafta kalmaya çalışın.
Dünyaca ünlü gezgin ve coğrafya yazarı Strabon, kendi kenti Amasya’yı şöyle tanımlıyor: “… Benim kentim içinde İris (Yeşilırmak) Nehri’nin aktığı geniş ve derin bir vadide kurulmuştur. İnsan emeği buraya hem kent, hem kale karakterini kazandırmıştır. Çünkü burası çok yüksek ve sarp kayalardan oluşmakta ve bu kaya kütleleri dimdik bir biçimde nehre doğru inmektedir... Ve nehrin sahilinde kentin kurulmuş olduğu bölümünde bir duvar ve her iki tarafta da sivri tepelere doğru uzanan duvarlar vardır. Kayadan oluşan bu tepeler iki tane olup doğal bir şekilde muhteşem birer kule gibi yükselmektedir. Bu çevre içinde kralların hem sarayları hem de mezar anıtları bulunmaktadır. Her ne kadar şimdi bir eyalet ise de Amaseia (Amasya) bir zamanlar krallara aitti...”