KÖY İMAMLARI VE KÖYLERDE İMAM-HATİPLİK

Dr. Mehmet BULUT
DİB Emekli Başkanlık Müşaviri

Bu köşede yayımlanan son birkaç yazım imam-hatiplerle ilgiliydi. Sadece köy imamlarını konu alan bir yazım da dergimizin Ekim 2021 tarihli sayısında çıkmıştı. Kanaatimce konu, kapsamlı ve çok sayıda çalışmayı gerektirecek önemde. Çünkü Diyanet hizmetleri söz konusu olduğunda bu hizmetlerin esasını cami hizmetleri oluşturduğu gibi cami hizmetlerinin merkezinde de imam-hatipler bulunmakta. Bu meselenin önemli bir boyutunu, tarihin bir döneminde nispeten farklı bir konumda olan köy imamlığı teşkil etmekte. İşte bu yazıda bu defa konuya farklı bir açıdan yaklaşarak özellikle köy imamlığı/köy imamları ve köylerde imam-hatiplik kavramlarını analiz etmek ve tarihî süreçte hayrat hademesiyle köy imamlığı arasındaki farka değinmek istiyorum.
Kuşkusuz cami ve mescitlerde icra edilen temel hizmetler, yani mihrap ve minber hizmetleri her coğrafya ve yerleşim mekânında aynıdır. Bununla birlikte Cumhuriyet öncesinde ve Reisliğin kuruluşundan özellikle 1970’li yıllara kadar köylerde imamet hizmetinin kendine özgü özellikleri bulunmuş ve statü açısından köy imamları şehirlerde görev yapan hayrat hademesine nazaran farklı konumda olmuştur.
Başkanlık yıllarını esas aldığımızda, köylerde imamlık hizmetini “köy imamlığı” ve “köylerde imam-hatiplik” şeklinde iki ayrı kavram çerçevesinde değerlendirmek yerinde olacaktır.
Daha önce çeşitli vesilelerle ifade etmeye çalıştığım gibi 1965’te çıkartılan 633 sayılı Başkanlığın teşkilat kanununa eklenen bir madde ile ilk defa köylerimize de peyderpey imam-hatiplik kadrosu verilmeye başlanmıştı. İşte sözü edilen tarihe kadar kadrosuz olarak köy camilerinde hizmet eden zevatın resmi adı “köy imamı”, bu hizmetin adı da “köy imamlığı” idi. Nitekim 442 sayılı Köy Kanununda ve konuya ilişkin resmî yazışmalarda da “köy imamı” kavramı kullanılmıştı. Hâlbuki bu süreçte Vakıflar İdaresinden maaş alıp şehirlerde görev yapan imam ve hatipler, bütün cami görevlileri için bir üst kavram olan “hayrat hademesi” olarak vazife görüyorlar ve bu vasıfları dolayısıyla köy imamlarından ayrılıyorlardı. Ücret ve idari yönden Vakıflarla bir alakaları olmadığı için köy imamları ise “hayrat hademesi” kavramının şümulüne girmiyordu. Hayrat hademesi kapsamında imam ve hatiplikle köy imamlığı arasındaki bu ayrım 1965 yılına kadar sürdü. Nitekim 633 sayılı kanunla “hayrat hademesi” kavramı, yerini “cami görevlileri” kavramına bırakmış, cami görevlileri de imam hatip ve müezzin kayyım olarak ikiye indirilmişti. Aynı tarihten itibaren köylere kadrolu/maaşlı olarak atanan cami görevlilerinin adı da şehirlerde görev yapanlar gibi imam-hatip olmuştu. Başka bir ifadeyle 1965’ten itibaren ne şehirlerde görev yapanlar hayrat hademesi ne de köylerde görev yapanlar köy imamıydı; ortak adları artık imam-hatip idi.
1965 yılına kadar hayrat hademesinin seçim ve tayin gibi idari işlemleri 1928, 1935 ve 1950 yıllarında çıkartılan nizamnameler çerçevesinde yapılıyordu; ancak hayrat hademesi şümulüne girmedikleri için sözü edilen tüzük hükümlerinin köy imamları üzerinde bir bağlayıcılığı bulunmuyordu.
Başta imam-hatipler olmak üzere hayrat hademesi üzerinde birinci derecede yetkili, il ve ilçelerde oluşturulan encümenlerdi. Bu encümenlerce hayrat hademesine ilişkin alınan kararlar, dönemlere göre nihai mercileri olan Diyanet İşleri Reisliği veya Vakıflar Umum Müdürlüğünün onayıyla tekemmül ediyordu. Buna karşı köy imamlarının seçim, tayin, ücret ve benzeri durumları, Reisliğin kuruluş tarihi de olan 1924 yılında kabul edilen 442 sayılı Köy Kanununda özel bir fasıl altında yer alan maddelerle belirlenmişti. Şöyle ki kanunun 9. faslını oluşturan 83, 84, 85 ve 86. maddeleri köy imamlarıyla ilgiliydi. Buna göre köy imamları, köylüler tarafından tutulan ve ücretlerini köylülerin verdiği cami görevlileridir. Bir köye imam tutulmasında o köyün muhtar ve ihtiyar heyeti söz sahibiydi. Köy ihtiyar heyetince belirlenen aday, daha önce alınmış bir yetki belgesini haiz ise bu belgeye dayanarak değilse imamlık şartlarını taşıdığını yapılan sınavla ortaya koyması hâlinde bu adaya yetki belgesi anlamında müftü tarafından bir buyrultu verilmesiyle köye imam tayini gerçekleşiyordu.
Köy imamlarıyla şehirlerde maaşla görev yapan hayrat hademesi arasında ayırt edici önemli farklılıklardan biri de süreçte yaşadıkları maddi mağduriyetlerle ilgilidir. Vakıflar İdaresinden maaş almakla birlikte şehirlerde görev yapan hayrat hademesi de özellikle 1930-1950 yılları arasında çok cüzi ücretle görev yapmış, aradan yıllar geçmesine rağmen ücretleri artırılmayarak mağdur edilmişlerdi. Ancak maddi yönden en büyük mağduriyeti kadrolu hâle gelinceye kadar köy imamları yaşadı. Köy halkının verdiği tahıl cinsinden ücretle imamlık yapılması keyfiyeti yıllar boyu din hizmetlisini rencide etmiş, yaşanan bu durum köylere kadrolu imam-hatip tayinine kadar sürmüştür.
Köy imamlarının bir yıllığına tutulması, sonraki yıl veya yıllarda görev süresinin uzatılmasının köy idaresinin kararına bağlı olması da onlar için ayrı bir mağduriyet teşkil etmekteydi; çünkü bir yıllık görev süresi dolunca sonraki yılda göreve devam etme garantisi yoktu. İmam, görev süresi uzatılmaması hâlinde imamlık yapmak üzere başka bir köy arıyor, bulamaması hâlinde imamlığı bırakmak zorunda kalıyordu.
Köylere kadrolu imam-hatip tayinine 1965 yılından itibaren başlandığını yukarıda belirtmiştim. Bu noktada da bir hususa daha açıklık getirmek gerekiyor. Konuya ilişkin kanun hükmünün 1965 yılından itibaren yürürlüğe girmesinden hareketle “Köy imamları 1965 yılında kadroya geçirildi.” ifadesini kullanamıyoruz; zira bütün köylere aynı anda kadro verilmemiş -buna birçok açıdan zaten imkân yoktu-, peyderpey her yıl tahsis edilen belli sayıdaki kadrolara atama yapılmıştı. Binaenaleyh bu tarihten sonra da daha uzun yıllar birçok köyde, ücretleri köylülerce verilen imam istihdamına devam edildi ki bu görevlilerin adı yine köy imamıydı.
1965’ten itibaren köylere kadro tahsis edilip imam-hatip tayiniyle birlikte köy imam-hatipleriyle şehirlerde görev yapan imam-hatipler arasında statü yönünden bir fark kalmadı, özlük hakları itibarıyla da eşitlendi. Böylece “köy imamı” kavramı da tarihe karışmış oldu. Artık devlet memurları sınıfına dâhil oldular. Bilindiği gibi günümüzde bütün imam hatiplerin seçim ve atanmaları Başkanlık mevzuatı çerçevesinde yapılmakta. Görev ve sorumlulukları da yine bu mevzuat çerçevesinde belirlenmiştir. Bu ve benzeri gelişmeler göz önünde tutulduğunda günümüzde köylerde görev yapan din hizmetlileri için bundan böyle artık sadece “köylerde görev yapan imam-hatipler” ifadesi kullanılabilir. Bununla birlikte yine de köylerde imam-hatiplik meselesinin kendine özgü hususiyetleri ve sorunları vardır. Dolayısıyla köylerde imamlık veya daha geniş anlamda köylerde din hizmeti meselesini çok yönlü olarak irdeleyen detaylı alan araştırmalarına büyük ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Köylerimize götürülen din hizmetlerinde yaşanan problemler ve çözüm yolları bu şekilde daha gerçekçi ortaya çıkacak ve hizmetlerin daha ileri noktalara götürülmesi sağlanacaktır.
İçinde köy imamlarına ilişkin özel bir faslın da yer aldığı 442 sayılı Köy Kanununun Cumhuriyetin başında çıkartıldığı göz önüne alındığında aslında köy imamları meselesinin başından beri önemsendiği ortaya çıkar. Köy imamları hakkında belirlenen maddeler de bütün sadeliğine rağmen günün şartlarında önemli sayılabilir. Mesela köy imamlığı için getirilen okuma yazma bilmek şartı dönemin yetkililerince önemsenmiş, başlı başına bir gelişme ve yenilik sayılmıştı. Ülkemizde 1970’lerde bile hâlâ ilkokul mezunlarının oranının yükseltilmesi için çaba harcandığını söylersek meselenin boyutu daha iyi anlaşılacaktır. Öte yandan köy imamları mevzubahis olduğunda Müşavere Heyetinin de sık sık bu maddelere atıfta bulunması bu maddelerin Reislikçe de önemsendiğini ortaya koyar.
Başından itibaren “köy imamı” meselesi üzerinde yeteri kadar durulmadığı kanaatindeyiz. Hâlbuki 1950 yılına gelindiğinde bile yaklaşık 20 milyon olan ülkemiz nüfusunun yaklaşık 15 milyonunu köylü nüfusu teşkil etmekteydi. Benzer şekilde 1960’lı yılların ortasına kadar ülke nüfusunun neredeyse yüzde 70’i köylerde yaşamaktaydı. 1930’lu, 1940’lı yıllarda köylerde imamlık yapacak kişi bulmakta zorluk çekilse de ülke halkının kahir ekseriyetinin imamlığını, yine de ücretini köy halkının verdiği köy imamları yapmaktaydı. Başka bir ifadeyle ülke halkının kahir ekseriyetinin muhatap olduğu köy imamlarının sayısı -kesin bir rakam veremiyoruz ama- il ve ilçelerde maaş alarak görev yapan imamların sayısından çok fazlaydı. Hayrat hademesi sayısı ortalama 5-6 bin iken muhtemelen 30-35 bin köy imamı bulunuyordu. Hâl böyle olunca nüfusumuzun çoğunluğunun dinî yönden yegâne muhatabının köy imamları olduğu gerçeği ortaya çıkar. Ne ki istisnaları hariç, o yılların köy imamları yeteri kadar dinî bilgi donanımına sahip değildi. Bu süreçte Kur’an okumasını bilen ve dinî bilgiye sahip kişiler köy imamı olabilmişlerdir.
Buraya kadar verilen bilgiler çerçevesinde konuyu şöylece özetlemek istiyorum:
Kadrolu imam-hatip tayini yapılıncaya kadar köylerde görev yapan imamlar seçim, tayin ve idareleri bakımından şehirlerde görev yapan imam ve hatiplerden tamamen farklı bir konumdaydı. Ücretlerini Vakıflar İdaresinden alıp il ve ilçelerde görev yapan hayrat hademesinin idaresi, seçim ve tayinleri sırf kendileri için düzenlenmiş nizamname hükümleri çerçevesinde olurken köy imamlarının seçim ve tayinleri, 18 Mart 1924 tarihli ve 442 sayılı Köy Kanunundaki hususi maddeler çerçevesinde yapıldı. Köylerde imamlık yapacaklara izin belgesi anlamına gelen buyrultu verme yetkisi ise müftülerdeydi. Buna göre sözü edilen yıllarda köy imamlarının seçim ve tayinlerinde asıl yetkili köy ihtiyar meclisleri idi, ücretleri de köylülerce ödeniyordu. Başkanlığın en önemli teşkilat kanunu olan 633 sayılı kanunla köylere de devletçe maaş ödenen imam-hatip tayiniyle bütün imam-hatipler aynı statüye kavuştu.