KOKU
Muhammed Kâmil YAYKAN
…Şüphesiz ben Yûsuf’un
kokusunu alıyorum…
(Yûsuf, 12/94.)
Yaklaşık iki aydır süregelen bir rahatsızlık içindeyim. Ne tuhaftır ki tanıdık tanımadık pek çok kişi de üç aşağı beş yukarı aynı şikâyetlerden dem vuruyor. Bitmeyen bir geniz akıntısı, dinmeyen bir öksürük, tıkalı bir burun, standartların oldukça altında bir hayat kalitesi…
İnsan, nimetlerin farkına böyle kayıp anlarının yaşandığı süreçlerde varıyor maalesef. Bu ayki yazımızın meydana geliş sebebi işte tam olarak bu. Burnum tıkalı ve koku alamıyorum. Meğer koku bizim için ne kadar önemliymiş.
Köşemizde daha önce pek çok duyumuzu misafir ettik. Sıra bu sefer koklama duyumuzda. O hâlde sorularımızı soralım ve yolculuğumuza başlayalım. Koku bizim için ne ifade ediyor? Beynimiz kokuyu nasıl işliyor? Koku, duygularımızı ve anılarımızı tetikler mi? Başkaları ile olan ilişkilerimizi kokularımız nasıl şekillendiriyor?.. Sorular artar gider.
BİLİYOR MUSUNUZ?
• Koku, bizim ilk gelişen duyumuz. Öyle ki ta anne karnında başlıyoruz bir şeyleri koklamaya ve kokuları ayırt etmeye. Koku ile tanıyor henüz dünyaya gelen bir bebek annesini rahatlıkla. Bu yüzden anne kucağında sakince duruyor o körpecik yavrular. Bu yüzden -Anadolu’nun pek çok yerinde de göreceğiniz üzere- beşiğin üzerine örtülüyor annenin yemenisi.
• Sadece biz insanlara ya da memeli canlılara ait bir özellik de değil bu. Tek hücreli organizmalarda bile kokuya reaksiyon gösterme gibi tepkiler gözlemlenebiliyor. Dolayısıyla kokuya en eski duyu diyebilmek mümkün oluyor. Ve bu da koku duyusunun beynin en merkezî noktalarına doğrudan bağlandığını bizlere işaret ediyor.
• Şimdi burayı biraz daha açalım. Diğer duyuların aksine koku, duyu merkezlerine bir aracı olmadan bağlı. Koku alma soğanı olarak adlandırılan bu merkez (olfactory bulb) beynimizde hipokampusa yani hafıza, yön bulma, duygu yönetimi ve yaratıcılık gibi özelliklerin yer aldığı konuma çok yakın bir yerde bulunuyor. Bu da kokuyu belki de en dikkat çekici duyularımızdan biri hâline getiriyor.
NASIL YANİ, KOKU
HAYATIMIZI MI DEĞİŞTİRİYOR?
• Şöyle ki: Biz insanlar dört tip ışık reseptörüne, dört tip de dokunma reseptörüne sahibiz. Şimdi sıkı durun koku reseptörlerimizin sayısının en az bin olduğu ifade ediliyor yapılan araştırmalarda. Bu da kokunun ne denli gelişmiş ve belirleyici bir duyu olduğunu izah ediyor bizlere.
• Bu kadar gelişmiş bir duyu hayata dair tüm algılarımızı ve kararlarımızı da etkiliyor hâliyle. Şimdi dilerseniz bu kısma biraz eğilelim. İşin eğlenceli bir o kadar da dikkat çekici bilgilerle dolu kısmı da bence burada…
• Uyuyoruz, gözlerimizi kapatıyoruz. Oruç tutuyoruz, dilimizi kapatıyoruz. Diğer duyuları bir şekilde devre dışı bırakabiliyoruz ama kokuyu asla “kapatamıyoruz”. 24 saat boyunca etkin olan bu duyumuz günlük algılarımızın ve duygularımızın dörtte üçünde doğrudan etkili oluyor.
• Öyle ki yeni tanıştığımız insanlardan hoşlanıp hoşlanmamıza hatta arkadaş seçimine bile koku duyumuz karar veriyor. Çünkü koku, parmak izimiz gibi biriciktir ve en ayırt edici özelliklerimizden biridir. Dolayısıyla biz farkına varmasak bile karşımızdaki insanı ilk önce koklarız. Kokusu bize hoş gelirse onu severiz.
• Aynı şekilde farklı mekânlara dair algılarımızı da kokularla ve o kokuların bize çağrıştırdıklarıyla ilişkilendiriyoruz. Hastane kokusundan korkanlar, bahçelerden hoşlananlar, evde huzur bulanlar ve anne babasının yanında şımaranlar varsa aramızda koku ile hafıza ilişkisine değiniyoruz, yazımızın devamında…
YUSUF’UN KOKUSU…
• Ne demişti Hz. Yâkub: Yûsuf’un kokusunu alıyorum… O kadar kelam ettik, aslında en kısasını yine kıssaların en güzeli ile beyan etmiş bize Mevla. Koku bize çağrıştırır pek çok şeyi. Daha biz farkına bile varmadan davranışımızı şekillendiriverir.
• Araştırmalar hastanelerdeki tedirginliğin çocukluk travmalarından kaynaklandığını söylüyor bizlere, ya da yemyeşil çimenler üzerinde özgürce koşuşturduğumuz çocukluk günlerini hatırlattığını kanıtlamış taze biçilmiş ot kokusunun. Hepimizin kendince sayısız örneği var koku üzerine.