KİTABA HÜRMETİN ADI
CİLT SANATI
Mefra Bilge DÖNMEZ
Bursa Osmangazi Kur’an Kursu Öğreticisi
İslam dininin ve medeniyetinin temelinde, mukaddes kitabımız Kur’an yer alır. İslam toplumlarındaki, ilahi kelama ve dolayısıyla onun tefsiri mesabesindeki tüm dinî ve ilmî kitaplara hürmet, muhabbet, iştiyak ve inkıyad, ilk emri “oku” olan Kitabullah’a sadakatin neticesidir şüphesiz. Bu bağlamda İslam medeniyetini bir kitap medeniyeti olarak tarif etmek, malumu ilam kabilinden olsa da tekrar tekrar hatırlanmalıdır kanaatindeyiz.
Kur’an’a adanmış nice ömürler, dinin temel kaynaklarından ikincisi olan hadis külliyatlarının tedvin ve tahlil edildiği ilim meclisleri ile müzeyyen devirler, müçtehitlerin, mezhep imamlarının fıkhın temelini oluşturan sahih algı yüklü muteber kitapları ile nurlanmış, peygamber varisleriyle anılan kutlu dönemler şahittir ki İslam toplumu ilim toplumu demektir. İlme gösterilen bu denli büyük ilgi ve alaka ilmin cismaniyete bürünmüş hâli olan kitaba hürmet ve muhabbeti beraberinde getirmiştir.
Muazzam bir kültür mirasına sahip olan İslam toplumları, estetik algısı ve zarafet yüklü hassas yürekleri sayesinde, kitabın yazılmasından hazırlanması ve dahi nesilden nesile aktarılması sürecine kadar her aşamasında sanatı esas ittihaz ederek hürmet ve muhabbetini fiilen gösterme nezaketinde bulunmuştur. Bunun neticesinde cilt sanatı, İslam tarihinin her döneminde revaçta olmuş, en kıymetli geleneksel İslam sanatlarımız arasında yerini almıştır. Hayatın merkezine kitap konulunca toplumun fikri, zikri ve sanat algısı hep bu eksende şekillenmiş, kitaplar sanat eserleri ile tezyin edilmekten öte bir sanat eseri hâline gelmiştir.
Ciltçilik, “İslam kitap sanatlarının, klasik çağını Osmanlılarda yaşayan bir kolu” olarak tarif edilirken “Bir mecmua veya kitabın yapraklarını dağılmadan ve sırası bozulmadan bir arada tutabilmek için yapılan koruyucu kapağa cilt (cild) denilmekte ve Arapça ‘deri’ anlamına gelen bu ismin, genellikle ciltlerin bu işe en uygun malzeme olan deriden yapılmaları sebebiyle verildiği bilinmektedir.” (Ahmet Saim Arıtan, TDV İslam Ansiklopedisi, c.7, s.551-557.)
Kur’an’ın, kalem ile kayıt altına alınmasının neticesinde cem edilmiş formu Mushaf olarak isimlendirilmiştir. Yani ilahi kelamın iki kapak ortasında yazılı hâline Mushaf denmiştir. Mushaf’ın iki kapak ortasında toplanarak tezyin edilmesi ise ciltçiliğin etki alanını şekillendirmiştir.
Kur’an, emniyetli bir ukba yolculuğunun haritasıdır. Kur’an, beşeriyetin hayat rehberi, dünya ve ahiret saadetinin anahtarıdır. Kur’an, insanlığı sahil-i selamete ulaştıran manevi bir sefinenin adıdır. Onu sevmek imanın nişanesi, kulluğun göstergesi, mümin kimliğinin alametifarikasıdır. Hâl böyle iken Kur’an’a hürmet, beraberinde Mushaf’a hürmeti getirmiş ve asırlarca inkişaf eden cilt sanatı, kadirşinaslığın bir diğer adı olarak nesilden nesle intikal etmiştir. İslam medeniyetinde kalem, kitap ve yazı özel bir ilgiye mazhar olmakla kalmamış, onu nesilden nesile aktararak muhafazasını sağlamak ciltçiliğin bir ibadet şuuruyla icra edilmesini sağlamıştır.
“İlk ciltçilik olan Lonca teşkilatı II. Bayezid zamanında (1481-1512) kurulmuştur. Böylece diğer sanatkârlar gibi bir zümre teşkil eden saray mücellitleri, önce usta ve şakird olarak ikiye ayrılmışlar, ustalar da kendi maharet ve kıdemlerine göre sermücellit, serbölük, seroda, kethüdâ, serkethüdâ gibi rütbe ve mevkiler almışlardır.” (Ahmet Saim Arıtan, TDV İslam Ansiklopedisi, c.7, s.551-557.)
İlahi kelamın ve ilmî eserlerin kayıt altına alındığı parşömenleri el işçiliği ile özenle dikerek başlayan serüven, cilt bezi ile toplanması, mukavva ve deriden müteşekkil miklap aksesuarı ile ayrı bir güzelliğe bürünen kapak ile kaplanması, şirazenin ince ince örülmesi, bazen köşebentler bazen de yalnızca göbek deseni ile daha da göz alıcı hâle getirilmesinin ardından, altınla tezyin edilme aşaması ile nadide bir sanat eseri olarak nihayete erer. Okuyucu ile buluştuğunda, kesretten sıyrılmış bu özgün ve biricik hâli onu, yalnızca kütüphane raflarında değil, aynı zamanda yüreklerde yer tutan bir kıymete eriştirir.
Cilt sanatı, kitabın inşa sürecinin temel aşamalarından biri olmasının yanı sıra vefa yüklü, kıymet bilir ruhların hissiyatının yansımasıdır. Zira cilt sanatının belki de en olmazsa olmaz alanı restorasyon kısmıdır ki kaybolmaya yüz tutmuş bir eseri topluma kazandırmak, taze bir kan sunmak hükmünde, tarifi imkânsız toplumsal bir hizmet sunar insanlığa. Bir mücellidin en kutsal addettiği icradır restorasyon. Zira kültürel miras, toplumu ayakta tutan en sağlam yapı taşı iken onu kaybolmaktan, unutulmaktan, yokluğa mahkûm olmaktan kurtarmak ve yeniden topluma kazandırmak ne ulvi ve lahuti bir serüvendir.
Cilt sanatının beşeriyete kazandırdığı temel öğretiye hasr-ı nazar edecek olursak şüphesiz ki bir vefa abidesi gibi duruşunu hayretle müşahede ederiz. Bir mücellidanın hassas ve kadirşinas ruhuyla ele aldığı eser, fevkalade güzelliği ile hayran bırakırken görenleri, insana, hayata ve mahlûkata vefayı esas tutarak bakmak, cihanda bozulmaya yüz tutmuş tüm güzelliklerin yeniden yeşermesine vesile olacaktır.
Yüreklere vefa serpiştiren, ruhları terbiye eden bu kıymetli sanat erbabının toplumumuzda yeniden neşvünema bulması duasıyla.