KİŞİ SEVDİĞİNİ ANAR, ANDIĞINI SEVER

 

Dr. Halil KILIÇ

DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

 

اللَّهُمَّ أَعِنِّى عَلَى ذِكْرِكَ وَشُكْرِكَ وَحُسْنِ عِبَادَتِكَ

“Allah’ım! Seni zikretmek, sana şükretmek ve sana güzelce ibadet etmek hususunda bana yardım et.”

 

(Ebu Davud, Vitr, 26.)

 

Hz. Peygamber (s.a.s.) bir gün Muaz b. Cebel’in elinden tutarak ona şöyle hitap etmişti: “Ey Muaz! Vallahi seni gerçekten seviyorum. O hâlde, her namazdan sonra şu duayı mutlaka yapmanı tavsiye ederim: ‘Allah’ım! Seni zikretmek, sana şükretmek ve sana en güzel şekilde ibadet etmek hususunda bana yardım et.’” (Ebu Davud, Vitr, 26.)

Bu samimi an bize önemli bir hakikati hatırlatır: İnsan, gerçekten sevdiğinin fayda görmesini, dünya ve ahirette kazançlı çıkmasını ister. Hz. Peygamber de (s.a.s.) sevgisini sadece sözle ifade etmemiş, Muaz’ın kalbini diri tutacak, hayatına yön verecek bir tavsiyede bulunmuştur. Onun bu tavsiyesi şu anlamı taşır: Ey Muaz, ben seni nasıl seviyorsam sen de Rabbini öyle sev. Rabbine olan sevginin en belirgin tezahürü, O’nu zikretmektir. O’nu hakkıyla zikredebilmek için ise yine O’ndan yardım dile.

Zikir, kulu diri tutan bağdır

Sevgi, sadece duygusal bir bağlılık değil, aynı zamanda bir yöneliştir. Gerçekten seven, sevdiğini anar, andıkça sevgisi artar. Zikir de böyledir. Sadece dilin tekrarı değil kalbin yönelişi ve sadakatin ifadesidir. Dille anılan, zamanla gönülde kök salar.

Ne var ki içinde yaşadığımız hız ve haz çağı, insanı asli değerlerinden uzaklaştırmakta; zihnini sürekli meşgul eden ve bitmeyen gündelik telaşlar kalbini köreltmektedir. İşte böylesi bir zamanda en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, kendimizle ve Rabbimizle yeniden bağ kurabilmektir. Bunu en güçlü şekilde sağlayan, kalbi diri ve şuurlu kılan en önemli unsur ise zikirdir.

Hz. Peygamber (s.a.s.), “Rabbini zikredenle zikretmeyenin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir.” (Buhari, Deavat, 66.) buyurmuştur. Maalesef bugünün insanı, teknolojinin ve hızın cazibesi içinde, farkında olmadan ölü kalplere dönüşmektedir. Namazı bitirip hemen telefona yönelen, zihnini dünyevi meşguliyetlere kaptıran bizler için zikir, kalbi besleme, hayatı dengeleme ve Rabbimizle bağ kurma fırsatıdır.

Zikir, kulluğun gereği olan bir eylemdir

Bugün nice insan dışarıdan başarılı ve üretken görünse de iç dünyasında derin bir boşluk ve huzursuzluk yaşamaktadır. Bu durum bize göstermektedir ki modern dünyanın bütün imkânlarına rağmen gerçek huzurun tek kaynağı, Allah ile sağlam bir bağ kurmaktır. Çünkü zikreden, Allah’ı anan insan, ne yaptığını bilir, neden yaşadığını kavrar ve nereye gideceğini idrak eder. Bu yönüyle zikir, yalnızca bir tercih değil, aynı zamanda kul olmanın zorunlu bir gereğidir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) bu hakikati şu sözüyle açıkça ifade etmiştir: “Allah’a itaat eden O’nu zikreder, Allah’a isyan eden ise O’nu unutur.” (Beyhakî, Şuabü’l-îmân, 1/452.) Dolayısıyla O’nu anmanın terk edilmesi sadece bir gaflet değil, aynı zamanda kulluk bilincinin zayıflaması anlamına gelmektedir. Zira Rabbini anmayan giderek O’nu unutur; Rabbini unutan ise nefsinin esiri olur, zaaflarına yenilir ve dünyanın aldatıcı cazibesine kapılır.

Zikir, Allah’ın kulu anmasını sağlar

Eskiden telefon rehberlerinde sınırlı sayıda kayıt yapılabilirdi. Hafıza dolduğunda yeni bir numara eklemek için mutlaka rehberden bazı kişileri silmek gerekirdi. Bu durumda da genellikle hiç arayıp sormayan ve irtibat kurulmayan kişiler tercih edilirdi. İşte Rabbimizi zikretmeyi de bu örnek üzerinden daha iyi anlayabiliriz. Çünkü biz O’nu andığımızda O da bizi anar. Nitekim şu kudsi hadis bu hakikati açıkça ortaya koymaktadır: “Yüce Allah buyuruyor ki: Kulum beni nasıl düşünüyorsa ben de öyleyim. O, beni anarken ben onunla beraberim. O, beni kendi başına anarsa ben de onu kendim anarım. O, beni bir topluluk içinde anarsa ben onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım…” (Müslim, Zikir, 2.) Buna göre Rabbini zikreden, O’nun katında unutulmaz; bilakis Yüce Allah’ın katında zikredilmesine vesile olur. Âlemlerin Rabbi’nin kulu anmasından daha büyük bir şeref olabilir mi?

Zikir hayrın anahtarı, sabrın kaynağıdır

Zikir, kulun Allah’ı hatırlamasına ve daha çok iyilik yapmasına vesile olur. Çünkü seven, sevdiğini razı etmek için gayret eder. Aynı şekilde Allah’ı seven kul da O’nun hoşnutluğunu kazanmak için hayırda yarışır. Nitekim modern psikoloji ve nörobilim araştırmaları da tekrar edilen olumlu sözlerin ve içsel duaların zihinsel iyilik hâli üzerinde güçlü bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bu yönüyle zikir, kulun kalbini iyiliğe yönelten, sabrı besleyen ve hayır kapılarını açan ilahi bir anahtardır.

Öte yandan insan, hayat yolculuğunda pek çok imtihanla karşılaşır: Hastalıklar, afetler, geçim sıkıntıları, acılar… Bu durumlarda çaresizlik, öfke ve kaygı kalbi daraltır, insana istikamet kaybı yaşatabilir. İşte tam bu noktada Allah’ı anmak, kalbi teskin eden bir sığınak, zihni berraklaştıran bir nur olur. Zikir, kişiyi karmaşadan çıkarır, gönlü tefekküre ve sükûnete çağırır.

O hâlde zikri yalnızca dilimizde bir tekrar olarak değil gönlümüzde derin bir yöneliş, hayatımızda ise bir kulluk bilinci olarak yaşamaya gayret edelim. Çünkü dilinde Rabbi olanın kalbi huzur bulur; kalbi huzur bulan da hem kendi dünyasını hem de çevresini diriltir. Rabbimizden niyazımız odur ki bize daima zikreden bir dil, şükreden bir kalp ve ibadetiyle kemale eren bir hayat lütfeylesin.