KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI

Alparslan AKÇA

Doğu Akdeniz’de stratejik ve jeopolitik önemi haiz olan Kıbrıs adası, tarihinde pek çok uygarlık ve devlet tarafından yönetilmiş, II. Selim döneminde fethedildikten sonra 1571-1878 yılları arasında Osmanlı idaresinde kalmıştır. Yunanistan’ın bağımsız olmasıyla Rum halkı Enosis (Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması) talep etmiş; 1878’de adanın yönetimini devralan İngiltere, 1914 yılında Kıbrıs’ı tek taraflı ilhak ederek kendi sınırlarına katmıştır. Bundan sonra adadaki hayat, İngiliz sömürgesi altındaki Rumların Enosis hayali ve Türklerin varoluş mücadelesi arasında devam etmiştir.

Çekişmeli bir bölge olarak Kıbrıs sorunu 1954 yılında BM Genel Kurulu’na taşınmıştır. Bu kurulun kararlarının aleyhlerine olması sonucu diplomasi yolu ile amaçlarına ulaşamayacaklarını anlayan Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan tarafından kurulan EOKA terör örgütü, Megali İdea’nın bir uzantısı olarak Enosis doğrultusunda hareket ederek Kıbrıslı Türkleri hunharca katletmiştir. Adadaki Türk ve Müslüman halkı adadan çıkarmak için tüm dünyanın gözü önünde yapılan zulüm ve vahşet, yabancı basın ve dönemin siyasetçileri tarafından da ağır bir dille eleştirilmiştir. 1960 yılında Kıbrıslı Türklerin ve Rumların eşit haklara sahip oldukları, Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın garantörlüğünde Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edilmiş, ilk Cumhurbaşkanı Enosis destekçisi başpiskopos Makarios olmuştur.

1963-74 yılları ada ve ada halkı için tam bir kangrene dönmüş sorunlar dizisinden ibarettir. Erenköy Direnişi’nde Rumlar ve Türkler karşı karşıya gelmiş, Rumların yaptığı hava saldırısında uçağına isabet eden ateşten sağ kurtulmayı başaran lakin indiği Rum toprağında esir düşen Yüzbaşı Cengiz Topel, işkenceler sonucu şehadete yürümüştür. Bu asil duruş, onu Cumhuriyet döneminin ilk hava harp şehidi unvanıyla abideleştirmiştir.

Gün geçtikçe şiddetlenen zulüm karşısında soydaşlarının ve din kardeşlerinin zalimce katledilmelerine daha fazla kayıtsız kalamayan Türkiye, garantör devlet olarak adaya müdahale etmek istediğini İngiltere’ye bildirmiş fakat olumlu yanıt alınamaması üzerine toplanan Bakanlar Kurulu, adaya müdahale ve harekât kararını Genelkurmay Başkanlığına iletmiştir. Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan konuyla ilgili şöyle bir açıklama yapmıştır: “Mukavemet görmezsek herhangi bir kan dökülmesi olmayacaktır. Kıbrıs’ta, Dünya sulhunun teminine yardımcı bir hareket olacaktır. Cenab-ı Hak, bu hareketten dolayı milletimize ve bütün insanlığa hayırlı neticeler versin. Tarihî görevimizi ifa etmenin bahtiyarlığı içerisindeyiz.”

TSK, 20 Temmuz 1974’te adaya çıkarma yapmış, Birleşmiş Milletler’in çağrısı üzerine 22 Temmuz 1974’te ateşkes sağlanarak çatışmalar durmuş, garantör devletler Türkiye, İngiltere ve Yunanistan, Cenevre Konferansı’nda bir araya gelmişlerdir. Fakat görüşmeler sürüncemede kalmış, nihai bir sonuca varılamamıştır. Bunun üzerine Türk hükümeti ikinciharekâta girişmeye karar vermiş, dönemin Dışişleri Bakanı Turan Güneş, kızının adını kullanarak Başbakan Bülent Ecevit’e şifreli şu mesajı iletmiştir: “Ayşe tatile çıksın.” 14 Ağustos 1974’te başlayan ikinci harekât 16 Ağustos 1974 günü ateşkes ile sonlanmıştır. Harekât sonucunda ada yönetimi ikiye ayrılmış, Türkler kuzeyde, Rumlar güneyde yaşamaya başlamıştır. Kıbrıs Barış Harekâtı, askerî, jeopolitik ve insani hedefler açısından Türkiye için kesin ve çok büyük bir başarıdır. Türkiye, uluslararası baskılara ve ambargolara rağmen adadaki soydaşlarının can güvenliğini kalıcı olarak sağlamış ve Doğu Akdeniz’deki stratejik varlığını perçinlemiştir. Ayrıca savaş sonunda ABD’nin koyduğu silah ambargosu nedeni ile savunma sanayiinde ilk millîleşme adımları atılmıştır. Türk halkı soydaşlarının ve din kardeşlerinin her zaman yanında olduğunu bir kez daha tüm dünyaya göstermiştir. Kıbrıs Barış Harekâtı, Türkiye ve İslam dünyası açısından sömürgeciliğe karşı kazanılan askerî bir zafer, Türk hinterlandının korunması ve küresel ambargolara karşı İslami dayanışmanın somutlaştığı tarihî bir kırılma noktasıdır.