KARAR VERMENİN BELİRSİZLİĞİ
Tuğba ÖZ
Klinik Psikolog
Karar kelimesi “durma, sabit olma, istikrar” gibi anlamları içermektedir. Kararsızlık ise tereddüt ile eş anlamlıdır ve “gidip gelme, gelgit, kararsız kalma” anlamlarıyla ifade edilebilir. Kelime anlamlarına baktığımda kararsızlığın neden rahatsız ettiğini ya da karar vermenin çağrıştırdığı “Artık karar verdin ve bu kararda kalmak zorundasın, durmak zorundasın, gidip gelmek yok.” düşüncesinin hissettirdiklerini anlamaya çalışıyorum. Karar verdiğimiz anda hiçbir koşulda diğer seçeneklere ulaşma imkânımız kalmıyor mu gerçekten?
Kararsızlığı, belirsiz olanın karşısında nasıl hareket edeceğimize karar vermeye çalıştığımız durum olarak da ifade edebiliriz. Karar vermeye, en güzelini, en iyisini seçmeye çalışırken bir yandan diğer tüm seçenekleri de geride bırakmak zorundayız. Seçmek ve vazgeçmek kol koladır. Bazen bir şeyi seçmek değil diğer seçeneklerden vazgeçmektir zor olan. Belirsizliği ortadan kaldırmaya çalışırken aldığımız her kararla birlikte yeni bir belirsizliğin bizi bekleme olasılığıyla da karşı karşıya kalırız. İnsan beyni belirsizliği ortadan kaldırmak ve tahmin edilebilir sonuçlara ulaşmak için sürekli çalışır. Belirsizlik tehlike olarak algılanabilir ve eldeki verilerle en doğru seçenek belirlenmeye çalışılır. İlk defa karşılaştığımız bir durumda elimizde yeterli bilgi olmadığında en iyi sonuca karar vermekte zorlanabiliriz. Bu anlarda stres ve kaygı yaşayabilir ve karar vermeyi erteleme davranışı gösterebiliriz. Bir nevi konfor alanında kalmaya çalışabiliriz çünkü karar vermenin sorumluluğunu üstlenmek istemeyebiliriz. Başarısız olmaktansa henüz karar verememiş olmayı tercih edebiliriz.
Kararsızlık seçenekler çok olduğunda ortaya çıkar. Yapmamız gereken tek bir şey olduğunda sonucundan emin olamasak dahi eyleme geçmek çoğu zaman daha kolay olabilir. Seçeneklerin çoğalması tek bir şeye mahkûm olmadığımızı gösterdiği gibi zihnimizde en doğru olanı bulma çabasına da dönüşmektedir. En doğru olan kişiden kişiye, durumdan duruma değişebileceği için her soruna uygun tek bir çözüm de yoktur aslında.
Karar verme aşamasında bizi en mutlu edecek ve en doğru olanı seçmeye çalışmak insan beyninin acıdan ve pişmanlıktan kaçma çabası da olabilir. Haz duygusundan kaynaklı olarak doğru veya yanlışı düşünmeden o anı zevk alarak geçirmeye çalışırız. En güzel tatlıyı sipariş etmek, en güzel kıyafeti seçmek ve gerisini düşünmemek… Haz duygusu, bu seçimlerin bize faydası mı olur zararı mı, diye düşünmeden bizi hareket ettirir. Odaklandığı tek şey o an için en mutlu edecek olana karar vermektir. Tam bu noktada karar vermenin ikinci bir yanını daha düşünmeye başlarız: Ya seçimlerim benim için yanlışsa, ya bana zararı dokunacaksa? Bu sorgulamayı haz odaklı seçimden mantıklı bir karar verme sürecine geçiş sinyali olarak düşünebiliriz. Tüm kararlarımızı canımız istediği için yapamayacağımızın farkına
varmaya başlarız. Bu noktada haz ve mantıklı düşünme arasında gelgitler başlayabilir ve biz, seçeneklerin çok olmasının oluşturduğu belirsizlikle baş başa kalırız.
Mantıklı karar vermeye çalışırken geride bırakmak zorunda kaldığımız seçenekleri nasıl değerlendirdiğimiz daha fazla önem kazanır. Tercih ettiğimiz seçenek o koşullar altında bize en makul olan gibi görülebilir. Peki diğer seçenekleri, tercih etmediğimiz ve asla ulaşamayacağımız kayıplar olarak mı değerlendiririz? Kayıp olarak değerlendirdiğimiz durumlarda panik yaşamamız ve daha dürtüsel davranma eğiliminde olmamız çok olasıdır. Kaybetme ihtimalinde olduğumuzda mantığın devre dışı kaldığı ve panik hâlde yöneldiğimiz seçenekleri, mantıklı bakış açısından ziyade çok da farkına varamadığımız duyguların kontrolünde elde etmeye çalışırız.
O hâlde mantık ve duygu dengesini gözeterek karar verme süreci nasıl olmalıdır veya bu her zaman mümkün müdür? Karar vermeyi geri dönülmez bir sonuç olarak görmemek, tercih etmediğimiz seçenekleri kayıp olarak değerlendirmemek yardımcı olabilir. Bazen mantıklı hareket etme ihtiyacı bazen de sadece duygularımızla karar verme ihtiyacı içinde olabiliriz. Kendimize karşı şeffaf olmaya çalışmak ve karar vermemizi veya kararsızlığımızı etkileyen faktörleri düşünmeye ve anlamaya gayret etmek süreci kolaylaştırır. Sorumluluğu üstlendiğimizde karşılaştığımız tercih edilen veya edilmeyen sonuçların getirileriyle yüzleşmek daha kabul edilebilir. Kararsızlık, seçeneklerimizin birden çok olduğu bir durumu ifade etme açısından olumlu bir anlam içerdiği gibi en iyi olanı tercih edememe gibi bir belirsizlik anlamı da içerir. Bu noktada en iyi olan nedir ve kime göre değişir sorusunun cevabını da bireysel olarak vermenin peşine düşmemiz gerekir. En iyisini, en güzelini seçmeme ihtimalini düşünerek hiç hareket etmemek mi tercihim yoksa sorumluluğu üstlenerek harekete geçmek mi?