KALBİ DİRİ TUTAN BULUŞMA: CUMA

خَيْرُ يَوْمٍ طَلَعَتْ عَلَيْهِ الشَّمْسُ يَوْمُ الْجُمُعَةِ فِيهِ خُلِقَ آدَمُ وَفِيهِ أُدْخِلَ الْجَنَّةَ وَفِيهِ أُخْرِجَ مِنْهَا وَلاَ تَقُومُ السَّاعَةُ إِلاَّ فِى يَوْمِ الْجُمُعَةِ.

“Üzerine güneşin doğduğu en hayırlı gün cuma günüdür. Âdem o gün yaratılmış, o gün cennete konulmuş ve o gün cennetten çıkarılmıştır. Kıyamet de ancak cuma günü kopacaktır.”

 

(Müslim, Cum‘a, 18)

Dr. Halil KILIÇ

DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

Zaman, Yüce Allah’ın kuluna bahşettiği en kıymetli sermayedir. Bu sermayenin içinde bazı anlar vardır ki bizzat Yaradan tarafından hususi bir bereketle müjdelenmiştir. İşte bu müstesna zaman dilimlerinin haftalık mihveri, müminlerin kalplerini bir araya getiren, ruhları tezkiye eden cuma günüdür.

Cuma, insanlığın varoluş serüveninin, kader planının ve ilahi rahmetin yeryüzündeki en somut aynasıdır. Haftalık bir muhasebe, toplumsal bir kenetlenme ve ümmet olma şuurunun tazelendiği bir gündür. Altı günlük dünya telaşının ardından kalbin sükûna erdiği, ruhun Rahman’ın huzurunda nefes aldığı; müminin Rabbiyle ve kardeşleriyle yeniden buluştuğu mübarek bir zaman dilimidir.

Hadis-i şerif, cumanın faziletini insanlığın serüvenini şekillendiren dört büyük hakikat üzerinden anlatır: Hz. Âdem’in yaratılışı, cennete yerleştirilmesi, yeryüzüne gönderilişi ve kıyametin cuma günü kopacak olması. Adeta insanın ve insanlığın hikâyesi birkaç cümlede özetlenir. Nereden geldiğimizi, niçin yaşadığımızı ve sonunda nereye varacağımızı hatırlatır. Her cuma, bu büyük hakikatleri yeniden tefekkür etmemiz için önümüze açılan ilahi bir davet gibidir.

“Âdem o gün yaratılmıştır.”

Bu cümle, insanın nereden geldiğini hatırlatır. Bugün teknolojiyle kuşatılmış, hızın içinde savrulan modern insanın en büyük problemlerinden biri de budur aslında: Kendi hakikatini unutmak. Ne için yaratıldığını, hangi emaneti taşıdığını ve hangi sorumlulukla yeryüzüne gönderildiğini gözden kaçırmak. Oysa cuma günü insana yeniden kendi özünü hatırlatır. Topraktan yaratıldığını, ancak ilahi bir nefha ile şereflendirildiğini; bedeninin yeryüzüne, ruhunun ise semaya ait olduğunu fısıldar.

“Âdem o gün cennete konulmuştur.”

Cennet, insanın ilk meskeni, asıl vatanıdır. Belki de bu yüzden insan dünyada hiçbir zaman tam anlamıyla doyamaz. Elde ettikleri çoğu zaman onu mutlu etmeye yetmez. Çünkü insan, ait olduğu yeri hatırlar. Cuma günü, işte bu özlemi diri tutan bir hatırlatmadır. Mümin camiye doğru yürürken sadece namaza gitmiş olmaz; aynı zamanda ebedî saadet yurduna duyduğu hasreti de tazeler. Ezan sesleri arasında, saf düzeninde, hutbedeki nasihatlerde ve secdenin huzurunda cennetten bir esinti hisseder. Dünyanın gürültüsü arasında kaybolan insan, yeniden kendi merkezine döner.

“Ve o gün cennetten çıkarılmıştır.”

İlk bakışta hüzün veren bu ifade, aslında insanın en büyük derslerinden birini içinde taşır. Çünkü cennetten çıkış, yalnızca bir kaybediş değil aynı zamanda kulluk yolculuğunun başlangıcıdır. İnsan hata yapabilen bir varlık olarak yaratılmıştır. Ancak onu değerli kılan, hatasız olması değil hatasını fark edip Rabbine dönebilmesidir. Hz. Âdem’in kıssasında dikkatimizi çeken husus da budur. Bir hata vardır; fakat ardından samimi bir tövbe gelir. Bir sürçme vardır; ardından gözyaşıyla yapılan bir dönüş...

“Kıyamet de ancak cuma günü kopacaktır.”

Bu ifade, mümine dünyanın geçiciliğini hatırlatır. İnsan çoğu zaman içinde yaşadığı dünyanın kalıcı olduğunu zanneder; planlarını, hesaplarını ve beklentilerini buna göre kurar. Oysa bir gün bu dünya sona erecek, imtihan bitecek ve herkes Rabbinin huzurunda hesap verecektir. Cuma günü, yaratılışı ve cenneti hatırlattığı kadar dünyanın fâniliğini ve ahiret gerçeğini de hatırlatır.

Belki de bu yüzden cuma günü, tövbenin en çok yakıştığı gündür. İnsan bu mübarek vakitte geçmiş haftanın muhasebesini yapar. Kırdığı gönülleri düşünür. İhmal ettiği sorumlulukları hatırlar. Rabbinin huzurunda durup yeniden kendine çekidüzen verir. Çünkü cuma, sadece bir toplanma günü değil aynı zamanda bir toparlanma günüdür. Kur’an-ı Kerim’de müminlere yapılan çağrı da bunu göstermektedir:

“Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın…” (Cuma, 62/9)

Ayette dikkati çeken husus, alışverişin özellikle zikredilmesidir. Çünkü insanı Allah’tan uzaklaştıran şey çoğu zaman bitmek bilmeyen meşguliyetlerdir. Yapılacak işler, yetiştirilecek programlar, cevaplanacak mesajlar, ertelenemeyen toplantılar... Cuma ise bütün bunların arasına giren ilahi bir “dur” işaretidir. Bir saatliğine de olsa dünyanın merkezinden çekilip Allah’ın huzuruna geçebilme çağrısıdır.

Ne var ki çağımızın en büyük problemlerinden biri, bedenen bulunduğumuz yerde zihnen bulunamayışımızdır. Böylesine müstesna bir günde, böylesine önemli bir ibadet için camiye gidiyoruz ama gündelik hayatın meşguliyetlerini dışarıda bırakamıyoruz. Safa giriyoruz ama zihnimiz hâlâ dünya telaşıyla meşgul. Kimi zaman hutbeden çok telefon ekranına odaklanıyor, dikkatimizi bildirimlere teslim ediyoruz. Oysa cuma, insanın dünyadan bir süreliğine uzaklaşıp kalbini Allah’a yöneltmesi için verilmiş eşsiz bir fırsattır. Cuma vakti, yalnızca telefonlarımızı değil bizi Rabbimizden alıkoyan bütün meşguliyetleri de susturabilme vaktidir.

Cuma namazını yalnızca haftalık bir görev olarak görmek eksik kalır. O, müminin kendisini yeniden inşa ettiği bir duraktır. Yaratılışını düşündüğü, cenneti hatırladığı, dünyanın faniliğini tefekkür ettiği, hataları için istiğfar ettiği ve Rabbine yöneldiği müstesna bir zaman dilimidir. Bu bilinçle idrak edilen cuma, hayatın karmaşası içinde yönünü kaybetmeye başlayan insana istikametini yeniden gösteren bir pusulaya dönüşür. Her hafta tekrar edilen bir ibadetten öte kalbi diri tutan, ruhu besleyen ve mümini Rabbine yaklaştıran bir diriliş mektebi hâline gelir.

Yaratılışını hatırlayan, cennet özlemini diri tutan, dünyanın geçiciliğini unutmayan, kusurları için istiğfar eden ve kalbini Allah’a yönelten kimse için cuma gerçekten mübarek olur. Cuması mübarek ve cuma ile bereketlenen kullardan olabilmek duasıyla...