KÂĞIDIN İHTİŞAMLI SERÜVENİNİN ADI KAT’I SANATI
Mefra Bilge DÖNMEZ
Bursa Osmangazi Kur’an Kursu Öğreticisi
Bütün geleneksel sanatlarda olduğu gibi katı’ sanatında da bir ustanın rahle-i tedrisinden geçmek suretiyle başlar serüven. Ardından aslına sadık kalarak inkişaf eder ve dönemin estetik algısının da sirayeti ile icazet ehlinin elinde olgunlaşır. Geçmiş ve geleceğin harmanlandığı, hareket kazandırılmış forma sahip, fevkalade bir miras olarak karşımıza çıkar. Sabrın ve inceliğin sanatı diyebileceğimiz, özen ve hassasiyet gerektiren bu icra, kâğıt ve deri oyma sanatı olarak tarif edilir. Herhangi bir tezyinî motifin kesilerek başka bir satıh üzerine yerleştirilmesi ile elde edilir.
Kil tablet, papirüs, deri, parşömen ve nihayetinde kâğıt ile devam eden yazı medeniyetinin inkişaf süreci, katı’ sanatı ile müntehaya ulaşmıştır. Yalnızca kelamın kalıcılığına hizmet etmemiş, duyguların, kültürlerin ve asırlardaki estetik kaygısının da gelecek nesillere ulaşmasında önemli bir araç hâline gelmiştir.
Sözlükte “kesmek” anlamına gelen katı’ (kat), kâğıt veya deri üzerine çizilmiş yazı, motif yahut bir şekli oyup çıkararak bir başka kâğıt ya da deriye yapıştırmak suretiyle gerçekleştirilen bir sanatın adıdır. Bu şekilde yapılmış esere katıa (mukatta), sanatkârına katı ve katta denir. Araştırmacılar, kâğıt ve deri oymacılığının iki binyıl kadar önce bir halk sanatı olarak Çin’de doğduğunu ileri sürmektedir. Uygurlar tarafından yapılarak günümüze ulaşmış oyma deri kitap kaplar, kâğıt ve deri oymacılığının İslam dünyasına Orta Asya kanalıyla geçtiğini ortaya koymaktadır. XV. yüzyılın ikinci yarısında Timurlular ve Akkoyunlular döneminde ilk örneklerine rastlanan kâğıt oymacılığı, XVI. yüzyıl başlarından itibaren Safevilerde ve Osmanlılarda gelişme göstermiştir. Osmanlı sarayı ve çevresinde özel bir ilgiye bağlı olarak gelişen kitap sanatları arasında kâğıt oyma sanatı Safevilerdekinden daha büyük bir rağbet görerek varlığını XX. yüzyıl başlarına kadar korumuştur. (Filiz, Çağman, TDV İslam Ansiklopedisi, c.25, s.32-35.)
Fatih Sultan Mehmet döneminde ivme kazanan katı’ sanatı, Kanuni Sultan Süleyman zamanında en parlak dönemini yaşamıştır. Gerek günümüze gelen eserlerin bolluğu gerekse Âşık Çelebi’nin verdiği bilgiler, saray ve çevresinde kâğıt oymacılığının tam anlamıyla bir sanat dalı olarak ele alındığını ortaya koyar. (Filiz Çağman, TDV İslam Ansiklopedisi, c.25, s.32-35.)
Osmanlı saray nakkaş hanesinde kattaların büyük bir maneviyat ile husule getirdikleri kıymetli eserler, üzerinden asırlar geçse de taptaze duran bir desen, motif ve estetik şaheserlerdir.
Katı’ sanatına dikkatle nazar eden herkes, madde itibarıyla göze hitap edip insanda hayranlık uyandırırken muhteva yönünden de gönülleri etkisi altına almakta mahir, büyüleyici eserlerin varlığına şahitlik eder. Fevkalade hassasiyet ve özen gösterilmesi gereken sabrın ilmekleriyle dokunmuş bu kıymetli sanat, icrasındaki meşakkat ve emeğe rağmen her daim ilgi ve alakanın odağında olmuş, belki de bu yüzden zengin bir koleksiyona sahip sanat dalları arasında yer bulmuştur. Mümtaz şaheserlerden müteşekkil bu sanat, boyut kazandırılmış olması cihetiyle de dikkatleri üzerinde toplayarak geleneksel İslam sanatları arasında müstesna bir yere konulmuştur. Tevhid akidesinin bayraktarı olan hat, katı’ sanatı ile tezyin edildiğinde bu iki sanatın birbirini tamamlar mahiyette icrası, sevenlerin gönlünde taht kurmasına vesile olmuştur. Evet, kâğıdın ihtişamlı serüveninin adıdır katı’ sanatı. Güzellikleri geleceğe ulaştırma gayesiyle ilerlerken gelenekten geleceğe bir köprü vazifesi de üstlenmiştir.
Minimalist desenlerin hâkim olduğu, hassas bir el işçiliği gerektiren motiflerin, katı’ kompozisyonlarında yerini alırken uyum ve ahenk sergilemesi, gözlere ihtişamlı bir görsel şölen sunmaktadır. Rengârenk çiçeklerin, yemyeşil yaprakların çevrelediği, kâinattan motiflerle ziynetlenmiş hat levhalarını okurken bağistan-ı cinanın (cennet bahçelerinin) içinde hissiyatına erişen ruhun dallarına konan bülbül seslerini duymamak kabil değildir. Bu güzellik ve estetiğin beraberinde gönüllere huzur gelir.
Bu eşsiz sanatın kıymettar icra ehlinden Efşancı Mehmed, Benli Ali Çelebi, Mehmed b. Gazanfer, Abdülkerim Çelebi, Mehmed Nakşi, Gazneli Mahmud ve nicelerini rahmet ve minnetle anıyoruz. Kattaların izinde ilerleyen günümüz sanat erbabına da bu vesileyle şükranlarımızı iletiyoruz. Yalnızca göze değil gönüllere de hitap eden bu maneviyat yüklü eserlerin icrası, ecdat yadigârı vediaları baş tacı etmek hükmünde olduğundan bu kutlu hizmete baş koyan, gönül veren tüm sanat ehline teşekkürü bir vefa borcu addediyoruz. “Geçmişine sahip çıkmayanın geleceği olmaz.” misyonuyla hareket eden, bu yolda emin adımlarla, azimle ilerleyen bir millet olabilmemiz duasıyla.