KADİM BİR GELENEK: MEVLİT ALAYLARI
Umut GÜNER
Yüzyıllar boyunca büyük bir heyecan ve mutlulukla dinî ve uhrevi bir iklimde ifa ettiğimiz mevlitler, kültür ve manevi dünyamızın en önemli tarihî geleneklerinden biridir. Bu tarihî ve manevi günler, kültür tarihimizin en önemli dinamiklerinden birini oluşturmuştur. Halkımızın birlik ve beraberlik ruhunu güçlendiren önemli bir değer olarak kabul edilmektedir.
Mevlit, “doğma, dünyaya gelme, doğulan zaman ve yer” gibi çeşitli anlamlara gelmektedir. Özellikle de Hz. Peygamber’in (s.a.s.) doğduğu günün (12 Rebiyülevvel Pazartesi) anlam ve önemini ifade etmek için İslam dünyasında bu özel güne mevlit denmiştir.
Asr-ı saadet, Emevi ve Abbasiler dönemlerinde mevlit merasimlerinin varlığı bilinmemektedir. Mevlitler, tarihte ilk olarak Fatımi hükümdarı Muiz-Lidinillah (972-975) devrinde resmî olarak kutlanmaya başlanmıştır. Bu mevlit merasimleri Kur’an tilavetiyle başlar, çeşitli dinî ve kültürel merasimlerle sürerdi. Fatımiler Dönemi’nde başlayan bu merasimler, zaman içerisinde diğer Türk ve İslam devletlerine yayılmış, gelenek hâlini almaya başlamıştır. Özellikle de Sünni devletler tarafından benimsenen ve sahip çıkılan bu gelenek, gelişerek devam etmiş, halk kitlelerinin katılımı ile daha büyük ve görkemli dinî merasimlere dönüşmüştür.
XII. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde ise ilk olarak Mekke’de, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) doğum yıl dönümünde, doğduğu evde merasim düzenlenmeye başlanmıştır. Aynı yüzyıllarda Memluk Devleti’nde de mevlidin kutlanmaya başladığı görülmektedir. Özellikle mevlit günü ikindi namazından sonra Kur’an-ı Kerim tilavetiyle merasim başlamış, akabinde törene katılanlara yemek ikram edilmiştir. Bu dönemde devlet merasimlerine ek olarak tarikat mensupları da mevlit merasimlerine katılırlar ve her tarikat kendi zikrini icra ederdi. Mevlit merasimlerinin atabeylikler düzeyinde de kutlandığı bilinmektedir. Bilhassa Eyyubiler Dönemi’nde Erbil atabeyi olan Muzafferüddin Kökböri’nin de mevlit törenleri düzenlediği ve bu törenlere ulema ve ileri gelen mutasavvıfların katıldığı bilinmektedir. Hankâhta toplanan sufilerin gün boyunca zikir çekip dua ettikleri kaynaklarda ifade edilmektedir.
Bir gelenek hâline gelen ve hemen hemen bütün İslam devletleri tarafından benimsenen mevlit merasimleri, Anadolu coğrafyasında hüküm süren Türk devletleri ve beylikleri tarafından da benimsenmiş, özel bir önemle icra edilmiştir. Özellikle de güçlü bir cihan devleti kuracak olan Osmanlıların beylik döneminden itibaren mevlit merasimlerine önem verdikleri bilinmektedir.
Bilhassa Osmanlı Beyliği döneminde kurucu Osman Gazi’den itibaren (1302-1324) mevlit törenlerinin yapıldığı bilinmektedir. Bu dönemlerde hem resmî hem de sivil olarak icra edilen mevlit merasimleri, Osmanlı Devleti güçlü bir imparatorluk hâline geldikten sonra özellikle de Kanuni Sultan Süleyman zamanında (1520-1566) saray protokolünde yer almaya başlamıştır. Fakat devletin bütün birimleri ve bütün coğrafyasında icra edilen kutlamalar, resmî olarak III. Murad (1574-1595) tarafından 1588 yılında başlatılmıştır.
III. Murad dönemi aynı zamanda mevlit merasimleri için önemli yenilik ve girişimlerin başladığı bir dönüm noktasıdır. Nitekim ilk olarak tüm mescit ve camilerin minarelerinde kandillerin yakılması bu dönemde görülür. Bunlara ek olarak merasimin detayları ve kuralları belirlenmiş, bir standart oluşturulmuştur. İstanbul kadısının hilalin görüldüğü ilamını Babıali’ye takdim etmesiyle resmî hazırlıklar başlar.
Padişah, veziriazam, şeyhülislam ve vezirler başta olmak üzere tüm askerî ve mülki erkân ile ulema sınıfı resmî kıyafetleriyle mevlit merasimlerine katılmıştır. İfa edilen törenler, sadece başkent olan İstanbul’da değil imparatorluk coğrafyasının muhtelif yerlerinde de hem resmî idare makamları hem de sivil halk tarafından kutlanmıştır. Özellikle başta Hicaz bölgesi ile Kuzey Afrika olmak üzere Balkanlar’da ve Anadolu’da mevlit törenleri düzenlenmeye başlanmıştır.
Mevlit günleri, ilk olarak 1910 yılında Osmanlı Devleti’nde resmî bayram olarak kutlanmaya başlanmıştır. Özellikle kandil gecelerinde, camilerde ve evlerde Kur’an ile Süleyman Çelebi’nin yazdığı Vesîletü’n-Necat adlı eserin okunması şeklinde oluşan gelenek uzun yıllar devam etmiştir.
Osmanlı devletinde mevlit kutlamalarının en önemli merasimi ise “mevlit alayları” olmuştur. Osmanlı padişahı ile bütün devlet ricalinin resmî kıyafetleriyle katıldığı mevlit alayları önemli bir gelenekti. Mevlit Kandili’nden günler önce padişaha hangi camiye gideceği ve törenin saat kaçta yapılacağı sorulurdu. Sultanın cevabına göre hazırlıklar başlar ve törene katılacak kişiler, pusula gönderilerek törenden haberdar edilirlerdi.
İlk olarak Ayasofya Camii daha sonraları ise Süleymaniye, Sultan Ahmet Camii, Sultan Aziz devrinde Ortaköy ve Sultan Hamid devrinde de Yıldız Camii’nde mevlit alayları ve törenleri ifa edilmiştir. Bu özel günlerde ilk olarak mevlit okunur ve daha sonra hurma ile şeker dağıtılırdı. Mevlit okuma işini ise bu işle görevli mevlithanlar yapmaktaydı. Sarayda mevlit okumaları, sesi güzel ve özel olarak yetiştirilen mevlithanlar tarafından icra edilmekteydi.
Törene katılan devlet erkânı, atlarına binmiş bir vaziyette sarayın büyük kapısında düzen içerisinde padişahın kapıdan çıkmasını beklerlerdi. Burada padişahı karşılar, camiye kadar padişaha eşlik ederlerdi. Osmanlı sultanları, maiyetindeki büyük bir alayla mevlidin okunacağı selatin camisine giderdi. Mevlit için davetiye gönderilen diğer devlet ricali ise pusulada onlar için belirtilen saatte tören kıyafetleriyle caminin önünde alay düzeni içerisinde padişahı beklerlerdi. Padişah ve maiyeti dışında törenden haberdar olan halk ise erken saatlerden itibaren caminin önünde ve çevresinde tören için beklemeye başlarlardı.
Davetiyesi olmayanlar, sabahın erken saatlerinden itibaren caminin önünde beklerdi. Devlet erkânı camide yerini alınca sadrazam, onun yokluğunda sadaret kaymakamı, Babıali ricaliyle birlikte alayla gelir, mihrabın içindeki seccadeye oturur, diğerleri onun etrafında halka şeklinde yerleşirlerdi. Mevlit alayı selatin camisine yaklaştığında müezzin, Fetih suresini okumaya başlardı. Sure bittikten sonra padişahın camiye geldiğini camide bulunanlara belli etmek için mahfilde kafesin küçük penceresi açılırdı. Bunun üzerine padişahın geldiğinden haberdar olan hazirun ayağa kalkardı. Bu esnada başta sadrazam ve şeyhülislam, padişahı selamlar, ardından kafes tekrar kapanır, herkes yerine otururdu.
Törenin devamında ise hocalar sırayla kürsüye çıkıp vaazlarını verirlerdi. Vaaz esnasında orada bulunan cemaate şerbet ve buhur dağıtılırdı. Vaaz tamamlanınca mevlithanlar mevlit okumaya başlardı. Mevlitten sonra Mekke şerifinin namesi ile emirü’l-hac tarafından gönderilen mektup reisülküttap tarafından müjdecibaşından alınır, padişaha ulaştırılır, yine reisülküttap tarafından padişahın huzurunda yüksek sesle okunurdu.
Törenlerin devamında sadrazam, eline birkaç hurma alıp şeyhülislama ikram ederdi. Kalan hurmalar ise vezirlere ve orada bulunan diğer devlet erkânına dağıtılırdı. Hurma dağıtım işlemi tamamlandıktan sonra peşkir ağasına bir miktar bahşiş verilirdi. Bu ritüellerden sonra mevlit töreni tamamlanmış olur, padişah maiyeti ile birlikte saraya dönmek için harekete geçerdi. Sadrazam ve devlet ricali olan kişiler ise atlara binerek padişahı selamlamak için kapının önünde beklerdi. Camiden çıkan padişah, at üstünde bekleyen devlet ricali tarafından selamlanır, çavuşlarının alkışlarıyla da uğurlanırdı. Padişah, selatin camisine geldiği alayla birlikte saraya; sadrazam, şeyhülislam ve diğer büyük devlet görevlileri de kendi maiyetleriyle konaklarına geri dönerdi. Törene iştirak eden halka da şeker ve hurma dağıtılırdı.
Yüzlerce yıllık bir kültürel gelenek olan mevlit kutlamaları, sahip olduğu manevi atmosferi ile insanlarımız tarafından yaşatılan ve devam ettirilen en önemli kadim geleneklerimizden kabul edilmektedir.
Süleyman Çelebi Mevlid-i Şerif
Diyanet İşleri Başkanlığı Yazma Eserler Koleksiyonuna Ait Bir Nüsha