Söyleşi: Mahir KILINÇ
Mevsimlerle kat kat örülüydü hayat. Zaman zaman her bir mevsim gelip düşerdi insanın hayatına. İnsanın hayatı kimi zaman günlük güneşlik olur ve neşe dolar kimi zamanda fırtınanın, boranın önünde savrulup dururdu. İşte sert rüzgârın estiği, fırtınaların koptuğu zamanlarda insanın imtihanı çetin mi çetin olurdu. Fakat bilirdi bunun biteceğini ama bir türlü kestiremezdi bitiş zamanını. Bir taraftan Allah’a niyaz eder, bir taraftan da bir türlü baş edemediği o rüzgârdan, fırtınadan kurtulabilmek için kendine sığınacak bir yer arar dururdu. Mazlumların sahibi, kimsesizlerin kimsesi Allah, rüzgârın, fırtınanın önünde oradan oraya savrulan insanlara bir ağacın gövdesini ya da bir kayanın dibini sığınak olarak karşılarına çıkarıverirdi. Hayatın oradan oraya savurduğu o insanlar da her fırtınada o ağacın gövdesini ya da kayanın dibini arardı insan. Orada kendini güvende hisseder ve kendisini kurtuluşa ermişçesine mutlu addederdi. İşte Ayşe Kaya da hayatın estirdiği rüzgârlarda, fırtınalarda oradan oraya savrulan kimseleri bağrına basan, onların dertleriyle dertlenen, Allah’ın rızasını, merhametini kuşanmış, bir iyilikle bezenmiş bir sığınak olarak karşımıza çıkmaktaydı.
Ömrünü iyilikle yoğurmuş ve iyiliğe dair he fırsatı hanesine yazdırmış biri olarak öncelikle sizi tanıyabilir miyiz Ayşe Hocam?
Ben 1963 yılında Trabzon’un Dernekpazarı ilçesinde doğdum. Dört yaşımdayken babam İstanbul Aksaray’a geldi ve biz de onunla birlikte İstanbul’a yerleşmiş olduk. Sırasıyla Aksaray, Şişhane ve Fındıklı’da oturduk. İlkokulu Fındıklı’da Namık Kemal İlkokulunda tamamladım. Daha sonra Beyoğlu Kız Ortaokulu, sonrasında da Pendik Lisesinde okudum. Liseyi bitirdikten sonra da hep aklımda ve gönlümde olan Kur’an kurslarında görev alabilme hayalimin peşine düştüm. O zamanlar lise 2’deyken evimizin yakınındaki Kur’an kursunun yöneticisine gidip sormuştum. “Ben burada ne yapabilirim?” diye. Liseyi bitirdikten sonra da imam-hatip lisesinin fark derslerini vererek Acıbadem İmam-Hatip Lisesinden mezun oldum. Bu arada Pendik Fazilet Kız Kur’an Kursunda Türkçe dersleri vermek üzere göreve başladım. Kur’an kursunda üç sene görev aldıktan sonra da yatılı olarak görev yapmamı istediler. Pendik’te başladığım bu görevime, Üsküdar’da devam ettim. Ben Kur’an kursunda görev yapmaya başlayınca da Arapça, tefsir ve rahmetli İbrahim Tanrıkulu Hoca’mızdan da Kur’an-ı Kerim dersleri aldım, kendimi yetiştirmeyi de ihmal etmedim. O günden sonra Kur’an kurslarında idareci olarak görev yaptım. 1997’ye kadar devam ettim. Daha sonra mahallemizdeki insanların dert ve sıkıntılarına çokça odaklandım ve onları çözüme kavuşturmaya çalıştım. 2009 yılında da Pendik Belediyesi Gönüllüler Derneğini kurduk. “Gönülver” adını verdiğimiz derneğimizle de yapmış olduklarımızı kurumsal bir platforma taşıdık ve devam ediyoruz.
Hanesine iyiliğin güzelliklerini neşesini taşıyan Ayşe Hocamın siz değerli eşi Yusuf Bey sizi de kısaca tanıyabilir miyiz?
Ben Yusuf Kaya, bendeniz de 1964’ yılında Trabzon’un Çaykara ilçesinde doğdum. İlkokulu Çaykara’da bitirdim. Sonrasında ailemle biz de Pendik’e göçtük ve buraya yerleştik. Burada da çeşitli işlerde çalıştıktan sonra aktar işine girdim ve şimdi de aktariye işiyle meşgulüm. Ayşe Hanım’la da 30 sene önce tanıştık ve evlendik. Kendisi için dedemin ve ninemin duasıdır diyorum. Rahmetli dedem ve ninem hayırlı bir kişiyle evlenmem için çok dua ederlerdi çünkü. Ayşe Hanım’la evlenmişim iyi ki diyorum çünkü iyilikler ve güzelliklerle yetişmiş sizin de az önce dediğiniz gibi ömrü iyilikle yoğrulmuş bir kişiden çok şey öğrendim ve öğrenmeye de devam ediyorum. Ben ve iki kızım Ayşe Hanım’ın tedrisinden geçtik desem çok yerinde bir söz olur.
Etrafınızda pek çok kimseye iyiliğin sihirli değneğiyle dokunuyorsunuz âdeta. Öğrencilere burs buluyorsunuz, kimsesizlere kimse oluyorsunuz, yaşlılara hizmet ediyorsunuz? Bu kadar insana nasıl yetişebiliyorsunuz?
İnanır mısınız Allah çokça yardım ediyor. Bize herhangi bir kimse sıkıntısıyla birlikte geldiğinde onu çözmek için çok çaba sarf ediyoruz. O sıkıntı çözülene kadar uyku girmiyor gözümüze. Ancak Allah (c.c.), hiç ummadığımız yerden öyle kapılar açıyor ki işte o zaman Allah’ın merhametinin ne kadar engin olduğunu anlayıveriyorsunuz. Bir de bu iyilik ve yardım serüveninin içerisine girince Allah’ın bir hikmeti hiç boş kalamıyorsunuz, duramıyorsunuz. İnsanların bunca sıkıntısı varken nasıl durabilirsiniz ki? Bu yoğun tempoya da alıştık zaten. Nasıl ki yardım talebinde bulunan gelip sizi buluyorsa yardım etmek isteyen kimseler de sizi buluyor. Bu hareketliliğe alışmış ve Allah’ın göstermiş olduğu güzelliklere de şahit olmuş bir kimse olarak da kimseye kayıtsız kalamıyorsunuz. Allah’ın izniyle ve yardımıyla da dermanımca herkese yetişmeye çalışıyorum ama az önce söylediğimizi tekrar edeyim Allah (c.c.), iyilik yolunda yürüyenlere hiç ummadığı kapıları ardına kadar açıyor.
Yapmış olduğunuz iyiliklerden ötürü pek çok dua alıyorsunuz ve bu duaların şemsiyesi altında hayatınızı sürdürüyorsunuz. İyilik yapmak size neler hissettiriyor ve dünyaya hangi pencereden bakmanızı sağlıyor?
İyilik yapmak tüm insanlara iyi geldiği gibi bizlere de çok iyi geliyor. Biliyorsunuz ki bu bilimsel olarak da açıklanmış bir gerçektir ki kişi iyilik yaptığında vücudunda onu sakinleştiren ve iyi hissettiren serotonin salgılanmaya başlanır. Bu da kişinin kendini mutlu hissetmesinin yanı sıra onu tüm depresif duygulardan da korur. Şimdi siz buna bir de Allah’ın rızasını katarsanız bu nasıl güzel bir duygu olur, varın gerisini siz düşünün. Eşim ve ben şeker hastasıyız, bir kişinin bir sıkıntısını, derdini çözdüğümüzde inanır mısınız bizim şekerimiz düzene giriyor. Eğer birinin sıkıntısını giderememişsek işte o zaman huzursuz ve hasta oluyorum. Geceleri uyuyamıyorum çünkü onların yerine kendimi koyuyorum. İyilik yapmak empati kurmanızı sağlıyor, o kişilerin dünyasına giriyorsunuz. İyilik yapmanın hayatınızda bir ekstra olmadığını, bir sorumluluk, bir zorunluluk olduğunu anlıyorsunuz. Ve yine çokça şükrediyorsunuz ki Allah güç, kuvvet ve sağlık verdi ki koşturabiliyoruz diyorsunuz.
“Yaşlıya hizmet ömre bereket” şiarınızla yaşlılara erzel-i ömürlerinde bakıyor ve onlara hizmet ediyorsunuz. Sizin dünyanızda yaşlılara bakmak ve onların ihtiyaçlarını karşılamak nasıl bir duygu? Onlara hizmet ederken ne gibi düşünceler sizi sarıyor?
Benim yardım hikâyem rahmetli annem ve babamdan geliyor. Ben bu iyilik hikâyelerinin arasında yaşayarak büyüdüm. Annemden ne gördüysek biz kardeşler olarak onu devam ettiriyoruz. Çünkü ben buralarda koştururken abim ve ablalarım da erişebildikleri ölçüde yardımlarda bulunmaya çalışıyorlar ve hatta arada bir birbirimize de destek verdiğimiz oluyor. Çocukluğumuzda Fındıklı’da otururken annem kimsesiz ya da bakıma muhtaç yaşlı teyzeleri evimize alır ve günlerce onları evimizde barındırırdı. Onlar diledikleri zamana kadar bizim evde kalırdı. Gidecekleri zaman da annem onların ihtiyaçlarını alır, öyle gönderirdi. Kısacası ben ve kardeşlerim iyilik okulunu annemizde bizzat tatbik ederek okumuş olduk. Okuduklarımızı ve gördüklerimizi de kendimizce tatbike başladık. Bunu da layığıyla yapabiliyorsak ne mutlu bize. Yaşlılara hizmet ederken onların acizliğini müşahede etmiş oluyorum. Acaba ben de onlar gibi olur muyum, elden ayaktan düşünce ben ne yaparım diye düşünmeden de kendimi alamıyorum.
Son olarak Hümeyra ve Ayşegüle soralım. Ömürlerini iyiliğe vakfetmiş anne-babanızı, size açılan pencereden nasıl seyrediyorsunuz ve onlarda neler görüyorsunuz?
İyiliği küçüklüğünden beri teneffüs etmiş bir annenin ve evlendikten sonra onunla birlikte koşturan bir babanın evlatları olmak elbette gurur verici bir duygu. Küçük yaşlarımızdan bu zamana kadar hep iyilik hikâyeleriyle büyüdük. Başta annem ve babamın gönüllü olarak ihtiyaç sahibi ailelere yardımları için gecelerini gündüzlere katmaları ve onlar için bir çıkış yolu bulup ihtiyaçlarını bir şekilde karşılamaları bizlere engin bir ufuk açtı. Yardımda bulundukları ve yardımcı oldukları insanların mutlulukları bizleri de etkilerdi. Evlatları olarak anne ve babamızdan bu dünyada iyiliğin, iyiliklerin insanların dünyalarına nasıl ve ne derece sirayet ettiğini bizzat gördük. Annemiz, ne kadar zor hayatlar, aileler ve yaşam tarzlarıyla karşılaşsa da her şeyin mutlaka güzel bir penceresinden bakar ardından onların yüzlerini güldürür. Evlatlar olarak annemizden ve babamızdan hayatta en önemli olan şeyi, insanlığı öğrendik. Biz de kardeşimle birlikte sokak hayvanlarına yardım ediyoruz ve onların tedavilerini, beslenmelerini elimizden geldiğince sağlamaya çalışıyoruz. Tüm canlılara sevgi ve merhamet ile bakmayı öğrettiği için annemize, babamıza çok teşekkür ediyoruz. Bıraktıkları bu iyilik mirası bizim için en kıymetli hazine. Bu bize yeter.