İYİLİK SEVDALILARI

Gülhan YILMAZ
Sakarya Adapazarı Kur’an Kursu Öğreticisi

Bazı insanlar vardır ki onlar tam anlamıyla uyanışların şahıdır. Sesleri, kulaklarda hep tatlı hep itibarlıdır. Bir onlar kıpırdatır muhtaç, mazlum yürekleri. Bir onlar açar gözlerdeki perdeleri. Bir onlar kana kana doyurur kurak bağırları, gönülleri. Öyle ki gün gelir mazlumlar, onları tatlı rüyalı uykularına bile tercih ederler. O iyiler, o muhsinler ise öyle samimi öyle safi ve kendi dertlerine öyle sevdalıdırlar ki bilmezler nice tutkunları, hayranları olduğunu.
Mazinin de geleceğin de en onurlu, en muzaffer kahramanlarıdır onlar. Hülyalı iki mücevherleri vardır onların; nice ülkeyi gören, gezen. Güzel ülkemizi oradakilere sevdiren. Mazlumlara asla kıramazlar kalemlerini. İncitemezler muhtaçları zerre. Bir de onların bulutları hep merhamet yüklüdür. Menzile giderken tökezlemez ayakları. Ovalar, çöller, dağlar, tepeler hep sevinçle bekler onları. Müjdenin kendisi olup çıkmışlardır âdeta. Şafak yüzlü kavuran çöllere kendi mehtaplarını da götürür o muhsinler. Tarihin en özgür, en vakur insanlarıdır belki de iyilikseverler.
Bazen yıldızlar bile iyilik sevdalılarının ışığını kıskanır. Güneş batmak istemez onların ufkundan; uzaklaşmamak için nurlarından. “Ak toprak”tır onlar toplumda. Uzak ülkelerden, diyarlardan Müslümanlara, insanlığa seslenirler de duyulur sesleri. Hatta ruhlar, bazen göçlerini toplayıp onlara koşarlar. Öbek öbek artar, çoğalır ördükleri infak, iyilik, ihsan ağları. Ne mutlu onlara! Ne mutlu çevrelerindeki aziz arkadaşlara! Ve ne mutlu sadaka-i cariyelerinin sevabının sürdüğü öğrencilerine! O güzel kalplere dalar gider de bazı insanlar tutkun olurlar o uyanışın, o iyiliğin en ulvi derecesine.
İyilik sevdalıları sadece ülkelerde, ovalarda, çöllerde koşmaz. Sadece somut varlıkları taşımaz buradan oraya, oradan buraya. Onlar hiç farkında değillerdir ancak; yardım, erzak, para, koli, giysi yanında ilahi aşkı da dağıtır, ulaştırırlar eşref-i mahlukata. Mülkten her türlü nasibin kendisine verildiği Hz. Süleyman (a.s.) gibi gönüllerin de kralları olmuşlardır. Bilinmez, gizli ordular ellerinin altındadır.
Bazı topraklarda Hz. Adem (a.s.) gibi ilk gönül ehli; bazı memleketlerde Hz. İbrahim (a.s.) gibi kulları putlardan kurtarmaya çalışan bir mücahit; en muhtaç bölgelerde ise Hz. Muhammed (s.a.s.) gibi ruhları dokunuşuyla uyandıran kişilerdir onlar. Bütün yeryüzünde Rabbul Alemin tarafından kullara sevdirilen, en nezih yüreklerden olmaları yönüyle de alemlere rahmetin en sadık temsilcisidirler.
İyilik için infak edenleri Allah (c.c.), pak-ı aziz Kur’an ı Kerim’de çokça övüyor. İnfak edenlerin işlerini kolaylaştırdığını ve kulu infak yaptıkça elindekinden hiçbir şeyi eksiltmediğini bizlere ayetlerinde bildiriyor: “İyilik için sarf ettiğiniz herhangi bir şeyin yerine Allah bir başkasını yaratıp verir.” (Sebe, 34/39) buyuruyor.
Bilir misiniz ki bir kısım cennetliklerin cennete girmeleri, dünyada mallarından muhtaç ve yoksula bir hak ayırmış olmalarına dayanıyor. Bu hak, ister zekat ister fitre ister tutulamayan orucun fidyesi olsun, durum değişmiyor. Çünkü o kullar, kendi para ve mallarını sırf Allah’ın emri üzere elinden çıkarıp Müslüman kardeşlerine ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırmış bulunuyor.
Toplumda ve akrabalar arasında sevgiyi, dayanışmayı artıran bazı fiiller de infak alanına giriyor. Kesilen kurbandan dağıtmak, bayramlarda çocukları, fakirleri, muhtaçları küçük bir hediye ile sevindirmek, yoksullara veya akrabaya düzenli yardım yapmak, yakınların evinde görülen eksikleri lükse ve israfa kaçmadan telafi etmek bunlardan sadece birkaçı.
İlim de infak edilen şeyler arasında bulunuyor. Zira ilim öğretmek, kişi için cennete kapı açan iyiliklerden biri olarak sayılıyor. Öğrenci yetiştirmek veya insanların faydalanacağı bir eser bırakmak, bir kitap yazmak da hadislerde sadaka-i cariyenin bir dalı olarak cenneti kazanma yolunda tavsiye ediliyor.
Şükürler olsun ki güzel yurdumuzda hayırseverlerin yanında “iyiliği emreden kötülükten sakındıran” gönüllüler de mevcut. Onlar camilerde, okullarda, öğrenci yurtlarında, kamplarda ve hayatın içinde iyiliğin cismi olarak, aziz atalarımızdan bize miras kalmış olan altın değerindeki iyilikleri sürdürerek her yere iyilik taşıyorlar.
Hayır çarşılarından gönüllü hanımların yardımda yarıştığı iyilik evlerine, minik gönüllerin kumbaralarından acil durumlarda çadırlarını yüklenip afet bölgelerine koşan izcilerin kamp ateşlerine kadar iyilikle dolu yurdumuz. Bu gönüllülerin olduğu her ilçede, köyde, mezrada iyilik aralıksız bir şekilde ihya ediliyor. Özellikle ramazan aylarında... Oruç, mukabele, teravih, iftar bereketi Müslümanları kenetledikçe yardımlaşma, paylaşma istekleri arşa kanat çırpıyor. Elhamdülillah ki elleri dilleri bağlı şeytanların. Hem biliyoruz ki ramazanda ne kadar iyilik yaparsak o kadar kendimize iyilik yapmış oluyoruz.
Damlaya damlaya göl oluyor bütün yardımlar. Damlaya damlaya okyanusa varıyor, arşa çıkıyor sevgimiz ve dualarımız. Gökten yere iniyor sonra; pür nur nimetler, ilahi yardımlar ve şualar. Avrupa’da, Asya’da, Afrika’da yükseliyor camiler; öğretiliyor Türkçeler, Osmanlıcalar. Bize duyulan sevgi arttıkça çoğalıyor tevhitler, Müslümanlar. Ne olursa olsun hiç unutulur mu; sürurda ve elemde bizimle gülenler, bizimle ağlayanlar?
Bütün gayretlerin sonunda mazlumların, muhtaçların sevgisi, bir çiçek gibi açıp yayılan o sevginin mutlu enerjisi, yüzleri güldürebilmenin sevinci, acılı topraklarda insanların dertlerine gönül sürüp sonuç alabilmek, güzel dinimizi hakkıyla temsil etmek ve cennet yolunda bünyan (bina) dizebilmek az şey midir Allah aşkına!
Yüzyıllar önce yedi kıtada at koşturan akıncılar gibi bu dönemde viran kalplere ve ülkelere koşan iyilik sevdalılarımıza destek olarak hayrı çoğaltmak başat vazifelerimizden biri kuşkusuz. Çünkü iyiliğin huyu odur ki adım adım büyür, yürek yürek kuvvetlenip sevgi sevgi sonsuza uzanır.
Her kim bir iyilik sevdalısı ise Allah (c.c.) razı olsun ondan ve yardım grubundan! Ve sonra onlar, ahirette oluversin cennete girenlerin öncü halkalarından!